Ana Sayfa Bilim Gündemi Sentez sancısı

Sentez sancısı

25979

Ender Helvacıoğlu

Bütün yüksek insanlık etkinlikleri kurumsal anlamda kirlendi. Kirlendi sözcüğü çok hafif kaldı; lağım çukuruna düştüler. Felsefe, ahlak, bilim, sanat, politika, spor… hepsi.

Tümü toplumsallığını, bütüncül niteliğini yitirdi; nicelleşti, metalaştı, aparata dönüştü.

Sahipsiz kalmış, orta malı olmuş, zavallılaşmış bir modernite…

***

Bilimsel yöntemin oluşturulması ve bilimsel devrimlerle bilim, dinin boyunduruğundan kurtuldu. Bilimin ve dinin sınırları belirlendi ve bilimin kendi bağımsız alanı ortaya kondu. Aynı şeyi felsefe için de söyleyebiliriz. Böylece felsefe, din, bilim kendilerine özgü dinamikleri ve yöntemleri olan insanlık etkinlikleri olarak kabul edildi. Dinin, hepsinin üzerindeki düşünsel hegemonyası kırıldı.

Benzer bir gelişme politika-din ve politika-ahlak ikilileri arasında da yaşandı. Politika da kendine özgü dinamikleri ve yöntemleri olan bir etkinlik olarak kabul edildi; dinin boyunduruğundan kurtarıldı. Bu alandaki öncü düşünür Machiavelli idi. Laiklik, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, insan hakları vb. kavramlar bu sürecin ürünüydü.

Bu devrimci süreç, insanlığın düşünsel serüveninde büyük bir atılım ve yenilikti. Evrene, doğaya ve insana yönelik yepyeni bakış açıları oluşturuldu, yeni bilimler doğdu, yeni politik kuramlar geliştirildi. Dinsel düşüncenin boyunduruğundan kurtulan insanlık etkinlikleri zincirlerinden boşanmış gibi yeni buluşlara, keşiflere, kuramlara yelken açtılar.

Doğa ve toplum alanındaki bu bilimsel devrimler modernite döneminin başlangıcının da işaretiydi. İnsanlık geçmiştekinden tamamen farklı bakış açılarına, dünya görüşlerine ulaşmış, insan-doğa ve insan-insan ilişkilerine dair yepyeni yaklaşımlar geliştirilmişti.

Elbette bu yenilenmenin nedeni toplumsal dönüşümlerdi. Aristokrasiye ve tebaalarına dayanan haraçlı düzen tasfiye olmaya başlamış, ortaya yeni iki sınıf (burjuvazi ve proletarya) ile temsil edilen yeni bir toplumsal düzen, yeni üretim ilişkileri çıkmıştı. Bilimsel devrimler bu zeminde yeşerdi.

Dinsel düşünce, bütün bu insanlık etkinliklerini harmanlayan bir üst-sentezdi. Modernite ile birlikte bu sentez yerle bir oldu.

Buraya kadar yazılanları az-çok biliyoruz. Bilim ve Gelecek’te bütün boyutları ve ayrıntılarıyla defalarca yazıldı bunlar.

Artık soru şu: Sonra ne oldu? Din paradigmasının (sentezinin) yerine hangi paradigma kondu? Yeni bir sentezi (paradigmayı) oluşturabildi mi insanlık? Bu anlamda dinsel düşünce tam olarak aşılabildi mi? Büyük insanlık etkinlikleri: felsefe, bilim, sanat, ahlak, politika vb. yeni bir üst sentez (düşünsel-kuramsal çatı) altında toplanabildi mi? Modernitenin hedefi buydu. Ama bu hedefe ulaşılabildi mi? Yoksa hâlâ böyle bir sentez ihtiyacının sancılarını mı çekiyor insanlık? Bütün bu büyük insanlık etkinliklerinin günümüzde boğazlarına kadar pisliğe batmasının nedeni bu sentez yokluğu değil mi?

Uygarlığı kuran aristokratların çapında devrimci bir sınıfı yaratabildi mi insanlık? Burjuvazi aristokrasiyi aştı mı, yoksa dönüp dolaşıp aristokratlaştı mı? Burjuvazinin zaten böyle bir potansiyeli var mıydı? Kapitalizm, haraçlılığı (aristokrat düzeni) aşmanın yolu muydu? Burjuvazi (ve temsil ettiği üretim ilişkileri, kapitalizm) ilk modernite sınıfı mıydı, yoksa son aristokrat sınıf mı? Şu andaki bakış açımıza, süreci nasıl tanımladığımıza ve tanımladığımız bu sürecin hangi yönde ilerleyeceğine bağlı bu sorunun yanıtı; dolayısıyla kesin yanıt verebilmek için henüz erken.

Bu soruların hepsine burada yanıt veremeyiz, ama sormak bence önemli, bir kenarda kalsınlar. Şimdilik başa sarıp birkaç noktaya değinelim.

***

500 yıldır yaşadığımız dönemi, “ayrıştırma” ve “analiz” dönemi olarak niteleyebiliriz. Binlerce yıllık dinsel düşünce sentezini kırmak için bu insanlık etkinliklerini ayrıştırmak gerekiyordu. Bilimsel düşünce ve yöntem, seküler politika kuramları böyle oluştu. Bunu modernitenin ilk (erken, ilkel) dönemi, “kurtuluş dönemi” olarak tanımlamak gerekir.

Her ayrıştırma ve analiz, yeni bir sentez ile “kuruluş dönemi” ile tamamlanmalıdır. Yoksa yönünü yitirir ve parçalanma olarak kalır. Ayrışan tekmiş gibi görünmeye başlar ve bir “düşünsel otokrasi” oluşur.

Dinin hegemonyası ortadan kalkmıştır ama yerine aynı çapta bir hegemonik paradigma konamadığı sürece bir düşünsel fetret devrine girilir. Felsefe, bilim, teknoloji, ahlak, politika vb. sanki birbirinden bağımsız alanlarmış gibi görünmeye başlar. Dinsel düşünce hegemonyasına karşı geliştirilen ayrıştırma ve analiz giderek devrimci niteliğini yitirir; yönünü kaybeder.

Felsefeden kopan bilim, teknoloji otokrasisine dönüşür.

Binlerce yıl içinde geliştirilmiş insanlık değer ve normlarından kopan bir politika, insan ve doğa düşmanı bir ipini koparmışlığa dönüşür.

Sentezini yapamamış analiz, dönüp dolaşıp bir dogmaya (yeni tür bir dinsel düşünceye) dönüşür. Nitelikten yoksunlaşır, nicelleştiğiyle ve metalaştığıyla kalır.

Felsefe-bilim, bilim-teknoloji, politika-ahlak (kültürel evrimin yarattığı değerler ve normlar) ikililerinde artık bir ayrıştırmaya değil, üst düzeyde bir birleştirmeye, senteze ihtiyaç var.

Günümüzde şu sorunları yaşıyoruz:

– Felsefeden kopan bilim,

– Bilimden kopan teknoloji,

– Ahlaktan (değer ve normlardan) kopan politika.

Nostaljik devrimci ayrıştırmanın, ipini koparmışlığa dönüşümü…

Sonuç: tekno-faşizm ve neo-aristokrasidir. Yani küresel burjuvazinin, devletlerinin ve işbirlikçilerinin rejimi.

***

Burjuvazi önderliğindeki modernitenin vardığı nokta budur. Ama bir de ezilenlerin, emekçilerin, insanlığın modernitesi var. Nasıl ki, egemenlerin dini (Allah’ı) ile ezilenlerin dini (Allah’ı) farklıydı, egemenlerin ve emekçilerin modernitesi de farklıdır. Sınıflara bölünmüş ve sınıf mücadelesinin her alanda sürdüğü toplumların doğal niteliğidir bu. Din de Allah da modernite de sınıfsaldır.

Egemen sınıfın modernitesi yozlaşırken ve çürürken, alttan alta bir emekçi modernitesi gelişiyor. Bu modernitenin temel niteliği, ayrıştırma sürecinin kazanımlarına sahip çıkmakla birlikte sınırlılıklarını da belirleyip yeni bir sentezi hedeflemesidir. Dinsel düşüncenin hegemonyasından kopmak için ayrıştırılanları yeni bir üst-sentez ile birleştirmek. Sürecin bir yönü yozlaşma ve çürümeyse, diğer yönü bu çürümeyi de aşacak yeni sentezin gelişmesidir.

Bu sentez arayışının kökleri ve güncel bileşenleri başka bir yazının konusu olsun.