Ana Sayfa Bilim Gündemi Sisifos’un kayası

Sisifos’un kayası

26417

Dr. Hüseyin Karakuş

Sisifos, antik Yunan mitolojisinde Korint şehrinin kurucusu ve kralıdır. Ölümlülerin en kurnazı olarak bilinir. Onun asıl hikayesi tanrılar tanrısı Zeus’un bir sırrını ifşa etmesiyle başlar. Sırrının bir ölümlü tarafından ifşa edilmesine öfkelenen Zeus, Sisifos’un canını alması için Thanatos’u (Ölüm Tanrısı) gönderir. Sisifos, kurnazlığıyla önce ölüm tanrısı Thanatos sonra yeraltı dünyası tanrısı Hades’ten kurtulmayı başarır ve dünyada saklanır. Yaşlandığında Zeus tarafından yakalanır ve ölümden daha kötü bir ceza alması kararlaştırılır. Sisifos, devasa bir kayayı dik bir tepenin zirvesine çıkarmakla görevlendirilir. Tam zirveye ulaşacağı sırada, kaya Sisifos’un elinden kaymakta ve en aşağıya kadar yuvarlanmaktadır. Sisifos, toz toprak içinde tekrar aşağı iner ve kayayı yeniden itmeye başlar. Bu döngü, sonsuz kere sürecektir.

Fransız ünlü düşünür ve edebiyatçı Albert Camus 1942’de bu öyküyü dünya savaşının umutsuzluk ortamında topluma umut aşılamak için kullanır. 1942’nin savaş yorgunu dünyasında Camus, “Sisyphos Miti” (Le Mythe de Sisyphe) adlı deneme eserinde bu mite bir derinlik ekledi. Kaya sadece bir yük değildi; o yükseldikçe uzayan gölgesi, aşağıdaki toplumu karanlığa boğan bir “ruhsal hapishane”ydi. Sisifos ise umutluydu; çünkü o dönüş yolunda, kayanın aşağı yuvarlanışını izlerken kaderine sahip çıkıyor, tanrıların anlamsızlığını bilinciyle yeniyordu. “Sisifos’un kaya gölgesi, artık kayanın kendisinden daha ağır hale gelmiştir; çünkü kaya fiziksel bir yüktür, gölge ise ruhsal bir hapishane.” Artık taşın gölgesinden çıkılmalı ve Sisifos’a destek verilmelidir.

Bugünün Türkiye’sinde Sisifos’un öyküsü yeniden gündeme gelmiş ve bambaşka bir metafora dönüşmüştür. Artık emeklisiyle çalışanıyla bir değil milyonlarca Sisifos vardır. Türkiye’de birey için hayat, her ayın başında o kayayı (geçim derdi, enflasyon, kira) tepenin ardına itmeye çalışmaktır. Ay sonu geldiğinde kaya (maaşın bitmesi, yeni zamlar) hızla aşağı yuvarlanır. Bu durum bireyde “ilerleme” hissini yok eder. Toplum, yarını planlamak yerine günü kurtarma döngüsüne hapsolduğunda, Sisifos’un gölgesi tüm ülkenin vizyonunu karartır. Bu ekonomik döngü, toplumsal bir geleceksizlik hissi doğurur. Tasarruf yapamayan, yarınını öngöremeyen birey; sadece bugünün hayatta kalma içgüdüsüne hapsolur. Bu da toplumun kültürel ve entelektüel gelişimini durduran en koyu gölgedir. Türkiye’deki kolektif gölgeyi dağıtacak olan şey, kayayı zirveye çıkarmaktan ziyade, kayanın aşağı yuvarlanmasının bizim suçumuz olmadığını ve bu döngünün bilincinde olmanın bize özgürlük verdiğini anlamaktır.

Sisifos’un en büyük trajedisi, o tepede tek başına olmasıdır. Türkiye’de bireyin üzerindeki uzatılmış gölgeyi dağıtacak en büyük güç, bu trajedinin kolektif olduğunu fark etmektir. Toplumsal hayatta Sisifoslar bir araya gelebilir. Neoliberalizm, devlet gücünü (yasalar, esnek çalışma modelleri, sendikasızlaştırma) kullanarak bu yan yana gelişi engeller. Bu düzende birey sadece bir “tüketici” veya “borçlu” olarak tanımlanır. Borçluluk (kredi kartları, krediler), kayayı tepeye itmeyi bir zorunluluktan öte, bir hayatta kalma refleksine dönüştürür. Borçlu insan, başını dik tutamaz; sadece ayağının dibindeki kayaya odaklanır. Bu, bilincin köreltilmesidir. Neoliberalizm bireye “sen özelsin” derken, onu aslında bir atom gibi yalnızlaştırır. Örgütsüz birey, gölgenin içinde sadece kendi yansımasını görür. Bu da toplumsal bir sinizme ve anomiye (kuralsızlık/yabancılaşma) kapı aralar.

Camus’nün Sisifos’u yalnızdır. Ortada milyonlarca Sisifos varsa ve hepsi aynı anlamsız döngünün içindeyse, asıl trajedi taş itmek değil, yanındaki diğer Sisifos’un farkına varmamaktır. Sisifosların birbirine bakması, “Neden bu taşı itiyoruz?” sorusunun kolektifleşmesidir. Bu, neoliberal atomizasyonun (yalnızlaştırmanın) panzehridir.

Taşlar yükselmediğinde ve gölgeler çekildiğinde, toplumun üzerine vuran gün ışığı (gerçeklik ve hakikat) daha görünür hale gelir. Gölgenin ağırlığı kalktığında, Sisifoslar sadece kaya iten birer işçi değil; düşünen, tartışan ve yeni bir yaşam (belki de o dağı terk edip ovada yeni bir şehir kurma) hayal eden özgür bireylere dönüşür. Umut kayanın zirveye ulaşmasında değil, Sisifosların “emeğimizi gölge üretmek için kullanmayacağız” kararını vermesindedir. Bu, toplumun üzerine düşen o karanlık örtüyü yırtacak olan asıl kolektif liyakat ve bilinç hareketidir. Bu anlattığım, aslında sistemin dişlilerine kum atmaktır. “Kaya itmenin anlamsızlığına çözüm aramak”, kafa ve kol emekçisinin kendi emeğine yabancılaşmasını durdurması ve bu emeği sistemi büyütmek (gölgeyi artırmak) için değil, yeni bir toplumsal düzen kurmak için kullanmasıdır.