Leman Atalay
Jack London’ın öyküleri arasında yer alan “Midas’ın Müritleri”, okuduğum en etkileyici metinlerden biridir. Kapitalizmin kurduğu düzenin, işçi sınıfı üzerindeki acımasız mührüdür. Yazar, eserlerinde yaşamı tüm gerçekliğiyle ele alıp anlatıya aktarma konusundaki ustalığını bu kitapta da açık biçimde gösterir. Kitapta bir araya getirilen beş öyküde, farklı mekânlar ve durumlar aracılığıyla insanın ve toplumun çeşitli yönleri ortaya konur. London, özellikle toplumsal eşitsizlikleri, güç ilişkilerini ve insanların kapitalist düzen içindeki yerini yalın ama etkili bir anlatımla yansıtarak öykülerine güçlü bir toplumsal derinlik kazandırır.
Güç, sadece serveti korumak için değil; hayatta kalmak için bile ölümleri meşrulaştırır. Jack London, Midas’ın Müritleri’nde kapitalist düzenin yarattığı çarpıklıkları ve bu çarpıklardan doğan sonuçları gösterir.
Jack London’ın “Midas’ın Müritleri” adını seçmesi, doğrudan Kral Midas mitine gönderme yapar. Midas, dokunduğu her şeyi altına çevirme hırsıyla bilinen bir kraldır. Ölçüsüz zenginlik arzusu ve açgözlülüğü yüzünden lanetlenir. Jack London bu ismi bir metafor olarak kullanır.
Bu hikâyede de iş adamı, tıpkı Midas gibi, servetini korumak uğruna ölümleri kabullenir. Bu artık bir vicdan meselesi değildir; sistemin normalleştirdiği bir davranıştır. “Ücretli köleler” ifadesi, emeğin araç hâline getirildiğini ve toplumun bunu görmezden geldiğini gösterir. Örgüt ise kapitalist düzenin kendi içinde doğmuş ve çarpıklıklarıyla beslenen bir yapıdır; bireyleri değil, sistemin mantığını uç noktaya taşıyan çıkarları temsil eder.
Burada London, kapitalist düzenin kurnazlık ve hileyle şekillenen mantığını ortaya koyar. Örgüt, sistemin yarattığı fırsatları acımasızca kullanır. Her adım, güç kazanma ve hayatta kalma üzerine kuruludur. Servet ve avantaj, insan yaşamının önüne geçer. Öykü, sistemin mantığını ve kuralları sorgulamaya gerek bırakmadan gösterir: güç neyi meşrulaştırırsa, o uygulanır.
Bu öyküde, serveti koruma uğruna ölümler kabul edilir. Kapitalist düzenin mantığı burada çıplak bir biçimde ortaya çıkar: sistemin çarpıklıkları, insan hayatını ikinci plana iter. Örgüt, sistemin ürettiği mantığı alır ve daha sert bir biçimde uygular. London, okura gösterir ki sistem, şiddeti ve adaletsizliği yeniden üretir.
London, toplumun kayıtsızlığını ve yozlaşmış değerlerini bu öyküyle açığa çıkarır. Düzenin çarpıklıkları, hem toplumu hem de bu tür örgütleri besler; sistem kendi mantığını derinleştirir. Örgütün eylemleri, sadece bireysel sapma değil, sistemin mantığının uç noktaya taşınmasıdır. Her karakter, düzenin çelişkilerini ve yıkıcı etkilerini gösterir.
Kitap, beş öyküden oluşuyor: “Mapuhi’nin Evi”, “Hayatın Kanunu”, “Yüz Karası”, “Midas’ın Müritleri” ve “Gölge ve Parıltı”. Her hikâye farklı bir temayı ele alıyor. “Mapuhi’nin Evi”, Pasifik’te inci ticaretini konu alırken; “Hayatın Kanunu”, zorlu koşullar altında yaşayan bir Kızılderili kabilesinin yaşamını anlatıyor. “Yüz Karası”, Amerika kıtasına gelen kürk hırsızlarının öyküsünü aktarırken; “Midas’ın Müritleri”, bir iş insanı ile gizemli bir topluluk arasındaki ilişkiyi işliyor. Son olarak, “Gölge ve Parıltı” ise bilimkurgu türünde, görünmezlik teması üzerinden ilerliyor.
Jack London’ın bu beş öyküsü, düzenin çelişkilerini, ahlâkî boşluklarını ve yapısal şiddetini gösteren güçlü bir eleştiridir. London, okura sistemin sert mantığını ve kendi içinde yarattığı canavarları çarpıcı biçimde gösterir.
-Midas’ın Müritleri, Jack London, Zeplin Kitap, 2019.







