Ana Sayfa Dergi Sayıları 264. Sayı Mizahla direnmek, direnmelerin en güzeli Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu

Mizahla direnmek, direnmelerin en güzeli Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu

1648

Nalân Mahsereci

Efsunu gandi / şunu bilmem zemazem / babılı şeydi, babılı neydi / şimdi bunu bilmem zemazem”

Sevgi ranzasında amuda kalkmış, bu tekerlemeyi söylüyor. Komedi oyunundan sahne değil bu, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na bağlı hapishanede yaşanıyor. İzciyken öğrendiği tekerlemeye tahliye duası demiş. Cezaevini yöneten komutanlar, tahliye umudu doğuracak şekilde konuşuyor bir süredir. Ama hiç tahliye yok, tersine yeni tutuklularla artıyor koğuşun nüfusu. Dışarı çıkma umudunun duvara toslamasının yılgınlığa yol açacağını biliyorlar. Amaçladıkları da bu. Sevgi umutla oynayan otoritenin oyununu ciddiye almadığını göstermek istiyor; kendi oyununu icat ediveriyor: “tahliye duası”.

Burası Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu. Özgürlükçü bir anayasayla sonuçlanan, düşüncelerin özgürce ifade edilmesine, örgütlenmesine yol veren 27 Mayıs 1960 ihtilalinin aksine, 27 Mayıs sonrasında özellikle sola, devrimci arayışlara ve özgürlükçü düşüncelere açılmış insanları kıymak, siyasi yapıları ortadan kaldırmak, düşünceleri budamak için yapılan 12 Mart 1971 darbesinin kadınları topladığı askeri hapishane.

Sevgi Soysal birinde kimliksiz gezdiği sudan bahanesiyle, diğerinde ise muhbirlerin “orduya hakaret ettiği” yönündeki ifadeleriyle iki ayrı kez getirildi buraya. 1971 yazını ve 1972 ilkbaharını/yazını burada tutuklu geçirdi. Cezası kesinleştikten sonra Merkez Cezaevi’ne alınacak ve sonra Nevşehir ve Adana’ya sürgüne gönderilecek. Sonradan ilk tutuklanışının, memuriyetinden atılması için üretilmiş bir bahane olduğu kanısına varacak. Öyle ya, TRT sol düşünceli aydınların ilk temizlenmesi gereken devlet kurumlarından.

Sevgi Soysal Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ndaki cezaevi anılarını, 1976 yılında Politika gazetesinde dizi halinde yayımlamıştır. Sonradan kitaplaşacak anıların kaleme alınışını, ilk yayımlanış mecrası belirler: Her biri 3-4 kitap sayfasından oluşan 44 ayrı bölüm. Faşizan bir baskı dönemine en karanlık yaşandığı yerden, hapishane içinden bakan her bir bölüm, bazen bir insanı, bazen bir olayı ya da durumu anlatmaya ayrılmıştır; bütün halinde sürecin genel manzarasını sunar.

Soysal anılarında, sıkıyönetimin keyfi faşizan uygulamalarını hicveder. “Meşgul Melahat”tan söz eder örneğin: Pavyona giden çakırkeyf bir astsubay, zengin bir müşteriyle mesai halindeyken kendisine yüz vermeyen konsomatris Melahat’ı siyasi suçlu göstererek tutuklatmıştır. Sayıma naylon geceliğiyle gelen, pencereden erlere göbek atan, “komünistlerin arasına atıldığına” dertlenen Melahat, gardiyanlık yapan polislere kendisine nasıl davranacaklarını şaşırtır.

Soysal’ın anlattığı sadece içerisi değildir; devrimci gençleri ve sol düşünceli aydınları tutuklamak için sürek avlağına dönüştürülen dışarısıdır da. Radyo ve televizyonlarda okunan tutuklama listeleri, baskınlar, ev aramaları, pusular, muhbir vatandaş ifadeleri vb., korkuyu, tedirginliği günlük yaşamın olağan bir parçası haline getirmiştir, dehşetin boyutu günbegün artmaktadır. Koğuşlarda, Mahirlerin Kızıldere’de kıstırılmasının yarattığı gerilimi, katledilmelerinin ve  Denizlerin idamının yol açtığı derin yası tutuklularla birlikte bize de yaşatır Soysal.

İlk tutukluluk dönemini Yıldırım Bölge’nin “sosyalist dönemi” olarak anacaktır. İkinci tutukluluk döneminde, eziyetin dozu çok artmıştır; çay demlemek gibi en küçük keyiflere bile yasak getirmeler, kitapları sınırlı vermeler, dayakla tehdit etmeler, işkenceden geçirmeler vardır artık. Tutukluların statüleri de “erlikle” tanımlanmaktadır. “Er-tutuklu” olarak, üstlerinin emirlerine itaat etmeleri beklenmektedir. “Bizi er saymakla, ordu mevcuduna tutuklu sayısı kadar anarşist katmış oluyorlar. Anarşist bölüğü sıraya geç!”

Hiciv sadece bir yazı üslubu değil, davranış üslubudur da Soysal için. Baskılara, oyunla, dalga geçerek, şakaya vurarak, neşelerini korumaya çalışarak yanıtlar üretirler koğuşdaşlarıyla. Mizah ve alaycılık, onları zapturapt altında tutmaya, her yönden işgal etmeye çalışan baskıcı yönetim karşısında, iç dünyalarında boyun eğmeyen korunaklı bir alan inşa etmek ve ona sahip çıkmak içindir.

“Bir koyversek, koğuşta ağıttan ve yeisten geçilmeyecek. Bırakmıyoruz. İşkence bile şaka konusu oluyor. Evet, işkence bile. Onlara ad takıyoruz. İşkenceden gelenlere. DEVOS. Kızlara edilen küfürlerin en incesi ‘orospu’, geçtikleri muamele de malum, hop isim hazır: DEV-OS: Devrimci Orospular Örgütü.” Siyasi fikirler edinmiş, örgütlenmiş, sokağa çıkmış, eylemlere karışmış bir kadın, egemen erkeklerin gözünde başka ne olabilir ki? Aşağılama amaçlı küfürler bile mizahla tersyüz edilir.

Dışarıda fellik fellik örgüt peşine düşülürken, kadın koğuşlarından yeni örgütler doğmaktadır. DEVOS’un yanı sıra Yeraltı Örücüler Örgütü’ne katılanlar, Yıldırım Bölge’yi “Olgunlaşma Enstitüsü”ne çevirecek kadar yoğun biçimde örgü örmektedir. Hem de içeriye sokulması kesinlikle yasak olan şişlerle! Havalandırmada, ortalığı teneffüse çıkmış çocuklar gibi şenlendiren Abdullah Örgütü mensubu genç kızlar vardır bir de… Öğretmen okulundan arkadaşları Abdullah’la mektuplaşmalarında, politik kitaplardan alıntılar yapmışlardır. Öyleyse örgüttürler; hem de en azılısından.

Sevgi Soysal’ın herhangi bir örgütten olmayışı, bağımsız aklı ve vicdanıyla hareket etmesi, insan haysiyetini temel bir değer olarak savunması, ortak belirlenen tutumlara uyması, hangi örgütten olursa olsun tüm kadınlarla kurduğu sıcak ve dayanışmacı ilişki onu koğuş sözcüsü yapacaktır. Ama gördüğü yanlışlar karşısında sesiz kalacak biri değildir Soysal: Siyasi tutuklular arasında hapse düşme nedeninin bir hiyerarşi oluşturmasına; ölümün yüceltilmesindeki tehlikelere; ölüleri olan örgütlerle ölüleri olmayan örgütler arasında ayrımcılığın oluşmasına, işkenceye direnme övgülerinin üstün insan ideolojisine yönelme riskine dikkat çeker. Kitaplardan okunanların ezbere dönüştürülmesini; düşüncelerin dinsel bir inanış haline getirilmesini eleştirir. Örgütlerin kendi üyelerine tek tip davranışı, düşünceyi, savunmayı hatta kıyafeti dayatmasını yadırgar. Kadın tutukluların nasıl davranıp ne yapacağına, erkek koğuşlarından gönderilen kimi buyrukların yön vermesini de iyice abes bulur.

Koğuştaki tartışmalarda zaman zaman birbirine giren farklı örgütlerden kadınları birleştirebilen unsurlardan biri de birlikte gülmektir. Gülmek bir direniş stratejisi olarak, kollektifliğin ve dayanışmanın harcı olur.

Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Sevgi Soysal, İletişim Yayınları, 11. baskı, Kasım 2025, 229.