Ana Sayfa Bilim Gündemi ABD’nin yenilgisi ne gibi sonuçlar verebilir?

ABD’nin yenilgisi ne gibi sonuçlar verebilir?

6857

Ender Helvacıoğlu

Elbette savaş bitmedi, hatta ABD-İsrail’in daha ağır saldırılarıyla her an alevlenebilir. Ama ilk aşamanın sona erdiği söylenebilir ve -çoğunluğun teslim ettiği gibi- ilk muharebenin galibi İran, mağlubu ABD’dir. Bu sıradan bir olay değil, dünyanın geleceğini belirleyecek, köşe taşı niteliğinde bir gelişme.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Varşova Paktı’nın çöküşü ile başlayan 35 yıllık sürecin bittiğini tescil eden ve yeni bir sürecin başlangıcının ipuçlarını gösteren bir gelişmedir İran’ın başarılı direnişi.

90’ların “neo-liberal ütopya” yıllarında, kapitalist ideologlar tarafından tarihin sonunun geldiği, devrimler çağının bittiği, küreselleşme ile birlikte karşılıklı bağımlılığın oluştuğu, emperyalizmin ortadan kalktığı, ulusal devletlerin ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin sona erdiği iddia edilmişti. Bu “ütopya” çok kısa süreli oldu. Hem ABD’nin Irak ve Afganistan işgalleriyle başlayan saldırganlığı hem de Rusya’nın toparlanması ve Çin’in çok daha etkili bir aktör olarak dünya siyaset sahnesine girişi, bırakın tarihin sonunun gelmesini ve emperyalizmin bitmesini, dünyanın çok daha çatışmalı bir sürece girdiğini gösterdi.

Emperyalist ideologlar, teknolojik gelişmelerden de hız alarak bu kez bir “kara ütopya” ürettiler: İnsansızlık ütopyası. İnsanlığın yüzlerce yıllık mücadele ile ürettiği normların ve kurumların, bizzat gerçeğin, hatta insanın kendisinin bile değersizleştiği, köle bile değil bir böcek gibi görüldüğü, teknolojiye egemen olan ve toplumla bağını koparmış bir sınıfın tartışmasız egemenliğinin sağlandığı, post-modern, post-truth, post-human kapkara bir düzen.

İşte İran’ın ve İran halkının direnişiyle, bu “kara ütopya” toplumsal gerçekliğin duvarına tosladı. Egemenlerin elindeki teknoloji, insan unsurunun gücüne tosladı.

Tarih, emperyalist saldırganlıkla geri gelmişti. Ama tabloda bir eksik vardı: Nesnel ve pratik anti-emperyalizm. O da geri geldi.

ABD’nin “yenilmezlik” ve “üstünlük” algısı yıkıldı. 50 yıl önce başta Vietnam olmak üzere Hindiçin halkları bu algıyı yıkmıştı. Ama Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte yeniden böyle bir algı oluşmuştu. İran’ın direnişi bu algıyı bir kez daha yıktı.

Hatta bu direniş, ABD’nin Vietnam’dan kovuluşundan bile daha önemli bir gelişmedir. Çünkü Vietnam, 20. yüzyılla birlikte başlayan emekçi devrimleri ve ulusal kurtuluş hareketleri sürecinin taçlanışıydı, bir sonuçtu. İran’ın direnişi ise bir başlangıçtır, ivmenin mazlum ülkeler ve halklar lehine dönmeye başladığının işaretidir.

İran direnişi -devletler dahil- tüm dünyanın önüne kaçınamayacakları bir soru koydu: Nasıl bir dünya istiyorsunuz? Trump ve Netanyahu gibilerinin yönettiği bir dünya mı, yoksa demokratik ve barışçı bir dünya mı? Bu, bir “büyük anlatı” davetidir ve ister istemez insanlığın gündemine girecektir.

***

ABD’nin yenilgisi kısa ve orta vadede ne gibi sonuçlar verebilir? Bu konuda -iyimser bir perspektifle- fikir jimnastiği yapalım.

Kısa vadede:

– Yenilgi daha da belirginleşirse Trump ve ekibi azledilebilir.

– İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki etkisi daha da pekişebilir.

– ABD, Körfez ülkelerindeki üslerini ve etkisini kaybedebilir.

– Ortadoğu’da kaderini ABD ve İsrail’e bağlamış iktidarlar (Suudi Arabistan dahil Körfez emirlikleri, Suriye) sallanabilir.

– Netanyahu hükümeti de düşebilir.

– Tayvan konusunda Çin’in tezi güç kazanabilir ve hayata geçebilir.

– İran rejimi demokratik reformlar yapmak zorunda kalabilir. Hatta rejim yumuşak bir geçişle değişebilir.

Orta vadede:

– ABD’nin yenilgisi “tek adam rejimlerine” dünya çapında darbe vurabilir. Son dönemde yükselen otokratizm eğilimini tersine çevirebilir.

– Savaş araçları ve savaşta insan unsuru konusunda yeni kuramlar üretilecektir.

– Küresel kapitalist finans sisteminin mevcut yapısı, zayıflıkları, kırılganlıkları sorgulanabilir.

– Savaş hukuku ve uluslararası kurumlar sorgulanabilir. İnsanlık ve devletler, Netanyahu ve Trump gibi kişilerin nasıl engellenebileceği üzerine düşünmek ve tedbirler geliştirmek zorunda kalabilirler.

– ABD’nin yenilmezliği ve üstünlüğü algısı yok olabilir. ABD daha mütevazı bir konuma zorlanabilir ve bu başka bir dünya düzeni demektir. Daha demokratik bir dünya düzeni gündeme gelebilir.

Bir ay önceye göre daha iyimserim bugün.