Prof. Dr. Cemal Tunoğlu
Hacettepe Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisi Bölümü, Emekli Öğretim Üyesi
Grönland ya da yerel dildeki adı ile “Kalaallit Nunaat”, coğrafik ve jeolojik olarak Kuzey Amerika kıtasına ve levhasına ait olup, Danimarka Krallığına bağlı, özerk bir bölge ve yönetim şekline sahiptir. Üç kara parçasından oluşur, en büyüğü Grönland anakara parçası olup, Faroe Adaları ve ayrıca Hans Adası üzerinde Kanada ile 1,2 km2’lik küçük bir kara parçası ile sınırdaştır. Başkenti Nuuk’dur Nüfusu 2024 sayımına göre 56.836 kişiden oluşmaktadır. Dış politika ve savunma alanlarında Danimarka’ya bağlıdır; kendi ordusu yoktur, ABD ve Danimarka arasındaki antlaşma gereği Amerikan askeri varlığı uzun yıllardır süregelmektedir. NATO’ya bağlıdır. Dört siyasi partiye sahiptir. 5 milyon km2’lik Kuzey Amerika kıtasının, 12’de biri, ABD ve Kanada’nın yaklaşık beşte biri ve Türkiye’nin üç katı büyüklüğünde, toplam 2.166.000 km2 yüzölçümüne sahiptir. Resmi Dili Grönlandcadır, resmi para birimi Danimarka Kronu’dur.
Grönland Kuzey Kutup, Arktik bölgedeki özel konumu ve geniş bir kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bir bölgeye sahiptir. Grönland karasal alanının en yüksek noktası 3000 metrenin üzerindedir ve bu anakara 2500-3000 metre kalınlıkta bir buz kütlesi ile tamamen örtülüdür.
Grönland ABD için son derece önemlidir ve soğuk savaş döneminde kurduğu bir askeri üsse sahiptir. Thule Hava Üssü ile bölgedeki askeri varlığını sürdürmektedir. Bu üssün stratejik konumu nedeniyle ABD, kutuptaki ve Kuzey Atlantik’teki tüm faaliyetleri izleyebilmektedir. Nitekim son beyanlarda Grönland çevresinde Rusya ve Çin faaliyetlerine atıf yapılmış ve bu husustaki rahatsızlık ABD tarafından dile getirilmiştir.
Uranyum başta olmak üzere altın ve değerli taşların, nadir toprak elementlerinin yanı sıra petrol, doğalgaz ve kaya gazı potansiyel rezervleri de dikkat çekici bir şekilde önem arz etmektedir. 36 milyon ton NTE, 3,8 milyon ton nikel, 6 milyon ton grafit, 3,7 milyon ton bakır, ayrıca çinko ve buzulların erimesi ile ortaya çıkacak daha birçok endüstriyel hammadde, metalik madenler, başta NTE olmak üzere potansiyel yeraltı ve yerüstü zenginliklerini barındırmaktadır. Aynı zamanda Grönland’ın kıta sahanlığı da başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yeraltı zenginlikleri ve özellikle su kütlesi kapsamında balıkçılık açısından da son derece önemli bir gelecek vaat etmektedir. Tüm bu yeraltı zenginlikleri ile coğrafik ve jeocoğrafik olarak Rusya ve Çin bağlamında da artan bir rekabet ile stratejik üstünlük ve avantaj oluşturmaktadır.
Grönland, birkaç bin metre kalınlıktaki “icecap” yani “buz şapkası”, özellikle kıta kenarlarından itibaren küresel ısınmaya ve gittikçe erimesine ve böylece buzla kaplı karasal alanların açığa çıkmasına bağlı olarak gelecek on ve yüzyıllarda daha da önem arz edecektir. Tüm bu kutup bölgesi ve çevresinde Kanada, Danimarka, Norveç, Rusya, ABD münhasır haklara sahiptir. Grönland’ın ABD kontrolüne geçmesi ile bu münhasır haklar ve kıta sahanlığı bölgesi büyük oranda hukuksal hak değişimine uğrayacak ve ABD lehine jeopolitik ve ekonomik sonuçlar verecektir.
Grönland buzul alan (ice sheet) şu an küresel ısınmaya ve Güneş ile doğrudan daha fazla etkileşimine bağlı olarak Güney kutup bölgesindeki Antarktika’ya nazaran daha hızlı ve aşırı buz kaybına ve erimeye sahip bir kuzey kutup bölgesidir. Grönland’da küresel ısınmaya bağlı buzul erimesi ve kaybı kıyılardan itibaren başlayacak ve genişleyerek devam edecektir. Bu durum karasal alanların artması, genişlemesi ve yeni yerleşim yerlerine alan açılması demektir ki, böylece irili ufaklı köy kasaba ve şehir yerleşimlerinin oluşturulmasına ve nüfus artışına da olanak sağlayacaktır. Küresel ısınma nedeniyle enlemsel olarak Dünya’da sıcaklık ve ısı artışı kutuplara doğru günümüze göre artış gösterecek ve böylece ilerleyen zaman içerisinde kutuplara doğru yaşamsal olanaklar daha da artacaktır. Bu nedenledir ki, tüm bu gelecek onlu yüzlü yıllardaki beklenen iklimsel değişimler emperyal ülkelerin ve özellikle ABD’nin iştahını kabartmaktadır. Bu durumu, emperyaller anlık olarak değil, gelecek onlu yüzlü yıllar için düşünür ve planlarlar. Daha önceki zamanlarda da dile getirilen bu istek ile, bu planlamanın ve seri uygulamanın güncel versiyonunu izlemekte ve takip etmekteyiz.
Dikkat edilmesi gereken önemli bir diğer nokta ise Dünya su rezervlerinin %96,5 miktarı okyanus ve denizlere bağlı tuzlu su, geri kalan %3,5 ise tatlı su, tuzlu göl ve yeraltı sularını oluşturmaktadır. Tatlı suların ise %68,6’sı buzul alanlarda depolanmış olan buz kütleleri kapsamındaki tatlı sulardır. Geri kalan tatlı suların %31,4’ü ise halihazırda kullandığımız büyük oranda yeraltı suları olmak üzere çok daha küçük miktarda (%1,3) yüzey suları ve diğer tatlı sulardır. Gittikçe artan küresel sıcaklık artışı ve kuraklığa bağlı olarak kutuplardaki buzul tatlı su rezervleri yaşamsal açıdan büyük önem arz etmektedir. Grönland bir tatlı su deposu ya da rezervuarıdır. Bu durum da yine Grönland’ın ABD açısından elde edilmesinde ve sahiplenilmesinde ayrı bir stratejik, ekonomik ve yaşamsal önem taşımaktadır.







