Ender Helvacıoğlu
İktidara muhalif bazı kesimler Suriye’de SDG’nin yenilgisini, geriletilmesini ve tasfiye
noktasına gelmesini alkışlıyorlar; Türkiye’nin terör belasından kurtulduğunu düşünüyorlar.
Yanılgı içindeler. Bölgemizde ve burnumuzun dibinde nasıl bir tablonun ortaya çıkmakta
olduğunu göremiyorlar veya görmek istemiyorlar. O halde madde madde göstermeye
çalışalım.
1) Birincisi, Suriye’de SDG’ye karşı harekât ABD’nin yol vermesiyle ve Erdoğan iktidarının
desteğiyle gerçekleşti. Bunu Tom Barrack ve Trump açık açık ilan ediyorlar zaten: SDG’nin
isteklerini (İran destekli güçlerle savaş) yerine getirmediğini, Colani’nin ise bu konuda
hevesli olduğunu belirtip, Suriye ordusuna SDG’yi tasfiye etmesi için yol verdiklerini
söylüyorlar. SDG temsilcilerinin ABD’ye sitem eden açıklamaları da bunu kanıtlıyor.
Kısacası bu operasyon ABD, İsrail ve AKP iktidarının çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu, tüm tarafların vurguladığı bir olgu.
2) Türkiye, ABD-İsrail’e göbekten bağımlı cihatçıların yönettiği ve her türlü şeriatçı-selefi
terör örgütünün serbestçe cirit attığı bir ülke ile komşudur artık. Suriye resmen bir terör
üretim ve ihraç ülkesidir; tabii ABD ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda. Bu, Türkiye
Cumhuriyeti ve Türkiye halkı için çok büyük bir tehlikedir ama aynı soydan gelen AKP
iktidarı için ciddi bir avantaj anlamına geliyor.
Böyle bir Suriye’nin ülkemizin cumhuriyetçi ve ilerici birikimi için ne gibi tehlikeler
barındırdığını yavaş yavaş değil hızla anlayacağız. Çünkü cumhuriyetçi Türkiye Suriye’nin
içinde değildir ama cihatçı ve şeriatçı Suriye Türkiye’nin içindedir. Hem de İstanbul’a,
İzmir’e, Yalova’ya, Sakarya’ya kadar içinde.PKK ve SDG’nin bu şekilde tasfiyesinin “Terörsüz Türkiye” anlamına geldiğini sanmak
büyük bir yanılgıdır. Terör bataklığının kıyısındadır (hatta içindedir) Türkiye.
3) Türkiye, siyasal İslamcıların radikalleşecek bir zemin bulamadığı, küçük ve etkisiz gruplar dışında silahlı örgüt oluşturamadığı bir ülkeydi. İslamcılar Türkiye’de devlet içinde
yuvalanarak, devlet olanaklarını kullanarak, emperyalistlerle işbirliğinden hiç sapmayarak
politika yaptılar, hatta iktidara geldiler (en önemli örnekleri AKP ve Fethullahçılar). Bu
durum artık değişmektedir. AKP’nin çeyrek yüzyıllık iktidarının toplumsal yapıda yarattığı
tahribat ve özellikle Suriye’deki gelişmeler, coğrafyamızda İslamcı terör örgütlerinin
yeşermesi ve kitle tabanı kazanabilmesi için elverişli bir zemin yaratmıştır. Türkiye’de son 5-10 yıla kadar şeriatçı terör diye ciddi bir tehlike yoktu. Artık vardır ve Suriye’deki siyasal
tablo bu tehlikeyi kat be kat artırmaktadır.
Bugün Türkiye’de bir terör sorunu varsa, bu sorunun kaynağında kim vardır? PKK mı, yoksa radikal İslamcı terör örgütleri mi?
4) Tehlikenin çapını şöyle özetleyebiliriz:
– Selefi şeriatçı terör örgütleri bölgede emperyalizmin (ABD-İsrail’in) aparatı
durumundadırlar.
– Suriye’de iktidar olmuşlardır ve devlet gücü kazanmışlardır.
– Türkiye’de toplumsallaşabilmek için uygun zemin bulmuşlardır (AKP marifetiyle).
– Türkiye’de devlet kurumları içinde de mevziler kazanmışlardır.
– Ülkemizde gelişebilecek halk hareketine karşı iktidarın vurucu gücü olarak
kullanılabileceklerdir.
– PKK ile 40 küsur yıldır süren savaş halka yayılan bir Türk-Kürt çatışması çıkaramadı. Her şeye rağmen, bunca kan akmasına rağmen, Türk ile Kürt kardeş olarak kaldı. Ama İslamcı
terör, çatışmanın toplumsallaşması tehlikesi barındırıyor, hem de tüm ülke çapında.
– Şeriatçı terör örgütlerinin, ABD-İsrail’in aparatları olarak İran’ın ve Lübnan Hizbullah’ının
üzerine salınması tehlikesi vardır. Bu ihtimalin Ortadoğu’da sonu gelmez yeni çatışmalara yol açacağı ve Türkiye’yi de içine çekebilecek bir terör girdabı oluşturacağı bellidir.
PKK ve SDG’nin geriletilmesi ve tasfiyesiyle birlikte “Terörsüz Türkiye”ye ulaşıldığını
sananları bu tablo üzerinde düşünmeye davet ediyoruz.
***
Bu yazdıklarımı PKK-SGD savunuculuğu olarak yorumlayacaklar çıkacaktır, biliyorum. Ne
yani, burnumuzun dibinde bir Kürt devleti mi kurulsaydı, diyecekler. Böyle bir tehlike uzun
süredir yoktur. Kürt siyasal hareketinin bütün bileşenleri ayrı bir devlet yapılanması hedefinde olmadıklarını, bulundukları ülkelerde eşit yurttaşlık için mücadele ettiklerini epeydir deklare ediyorlar.
Ama evet, tam da burnumuzun dibiyle ilgili bir yazıdır bu. Burnunuzun dibini görebiliyor musunuz?







