Ana Sayfa Dergi Sayıları 262. Sayı Biyolojiyi yarış pistinde, tenis kortunda koşturmak: Minik Hücreler Büyük Hikâyeler

Biyolojiyi yarış pistinde, tenis kortunda koşturmak:
Minik Hücreler Büyük Hikâyeler

3222

Işıl Kızılırmak

Müfredatta bilimin yerinden, okul dışı çabayla desteklenmeyen çocukların bilimsel bilgiyle mesafelenişinden söz ederek başlamış, çocukların içinde itildiği gerçeğin yakıcılığına değinerek bitirmiştim 2025’in son yazısını. Sonunda bir de dileğim vardı: “Çocukların eşitlik ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu, geleceğe umutla bakabildikleri bir dünyayı kurma hayalinden vazgeçmediğimiz bir yıl olsun 2026.” Yeni yılın ilk haberleri bu amaç için daha fazla çabalamak gerektiğini hatırlattı, ben de bu cümleyi girişe aldım ve bilimi hayal gücüyle konuşturan bir kitaptan söz etmeye geldim yeniden.

Minik Hücreler Büyük Hikâyeler, akademisyen Çağla Akagündüz Güler’in bilimsel çalışmaları sırasında mikroskobun bir ucunda davranışlarını gözlemlediği hücreleri, okurunun yaşıtı olabilecek karakterlere büründürerek anlattığı bir metin. Hücreler, okul koridorları, otobüs durakları, küçücük evlerin yan yana dizildiği eski zaman mahalleleri, yarış pistleri, bilim şenlikleri, yemekhaneler gibi, gündelik hayatta temas ettiğimiz onlarca mekânda geziniyor; arkadaşlık, akrabalık, komşuluk, kardeşlik gibi türlü ilişki biçiminin öznesi oluyor. Kitaptaki öykülerin kahramanı olan her bir hücre, 8 yaş ve üzerindeki okurların kendisinde ya da bir arkadaşında görebileceği baskın davranış biçimleri özellikleri ve duygu durumlarıyla derinleşen karakterlere sahip.

Örneğin ilk öykünün kahramanı Melani, fiziki özellikleri nedeniyle arkadaşlarından gördüğü zorbalıktan, “farklı” olarak yaftalanmaktan yılmış, kat kat giysi altında görünmez olmaya çabalayan genç bir hücre. Gün boyunca herhangi bir okul koridorunda duymaya alışkın olduğumuz türden sataşmaların etkisiyle değersiz olduğuna ikna etmiş kendisini ama vücudun alarm sesleriyle çınladığı bir günde, tam da bilim şenliğinin ortasında, değişiyor alıştığı düzeni. Diğer hücreler panikle etrafa bakınırken öne atılıyor Melani. Bir yaz günü sahilde boylu boyunca uzanmaya karar veren bir insan, nasıl olur da içe dönüklüğünü görünmezlik peleriniyle taçlandırmaya niyetli genç bir hücreden, gözler kendisine çevrildiğinde varlığıyla gururlanan kahraman yaratabilir? Yamuk yumuk şekilli, koyu renkli bir hücrenin vücudu ultraviyole dalgasından nasıl koruduğunu anlatan Melani’nin öyküsü, dışlanıp değersizleştirilenin bilginin gücüyle kendisini keşfedişinin sırrını ve bir arada olmak için sadece tanışmanın yeterli olduğunu da fısıldıyor.

İstanbul Üniversitesi biyoloji laboratuvarının besiyerinde yaşayan pide şeklindeki Can’ı tanıyor sonra okuru. Diğer hücreler mikroskop ışıkları altında hoplayıp zıplarken Can öylece yatıyor. Hareketsizliği hakkında düşünüyor öykü boyunca. Öğle molasında, yemekhanedeki hücre arkadaşlarını izlerken özellikle… Uykusuz mu Can yoksa yorgun mu? Herkes neşeyle yemeğini yer, sohbet eder, çalışırken bu pidemsi hücreyi böyle keyifsiz, hareketsiz kılan ne? Can’ı en çok bitmek tükenmek bilmeyen yorgunluğunun kaynağını düşünürken biraz daha yorulup yatağa devriliverenler tanımak ister bence. Bir deri hücresini böyle sabit kılan nedir? Ya Can kendisini dinlediğini müziğe kaptırmış dinlenirken biliminsanlarını böyle heyecanla koşuşturan sonuçlar ne hakkında? Yetişkin hücreler değişmez mi sahiden?

Kitap hücrelerin virüslerle ilişkisini anlatırken de hayal gücüne seslenmeye devam ediyor. En iyi bilip tanıdığımız virüs, kış mevsimine girer girmez kapımızı çalan grip oluyor yeni öykünün başrolü. Davetsiz misafirimizin ziyaretinin yarattığı baş ağrısı, halsizlik, boğaz yangıları eşliğinde okula, işe gittiğimiz, çalışmaya devam ettiğimiz anları bir de şu soruyla düşünelim diyor yazar: Ya olup bitenler Grip ile Mak’ın büyük kış şampiyonasından ibaretse?

Dünya üzerindeki en eski hücre ile en yeni virüs düşman olmuş ve skor tablosunu izledikçe hırslanıyorlar diye ağrıyorsa tüm eklemlerimiz? Şampiyonayı kimin, hangi şartlarda kazanacağını bize yine bilim söylüyor, okura ise hücrenin virüs saldırısı karşısındaki davranışını bir tenis kortunun skor tablosundan takip etmek gibi eğlenceli bir öğrenme süreci kalıyor.

İhtiyaç halinde her şeye dönüşebilen kök hücrenin yapısına, vücudumuzdaki yolculuk ve konukluklarına, gündelik hayatta onu nerelerde çalışır görebileceğimiz konusuna yakından bakmak için ürkek ve kararsız Stem’in konuğu oluyoruz bir başka hücre öyküsünde. Gelecekte ne olmak istediğine karar vermeye çalışan heyecanlı ve kaygılı genç hücrenin, bu süreçte ailesiyle kurduğu ilişki okuruna hayli tanıdık gelecektir sanırım. Stem, olası mesleklerine daha yakından bakarken kök hücrenin dönüşebildiği hücrelerin işlevlerini, hangi organda/sistemde nasıl roller oynayabileceğini de anlamış oluyor.

Zorlu görevlerde yer almak için nasıl disiplinli ve istikrarlı olmak gerektiğini anlatan bağışıklık hücresi Mona’nın kalpteki mücadelesi, kan damarlarında gezinen kırmızı ve çok hızlı arabaların yanaştığı alvoellerin birinde yaşayan sevimli  Alvi’nin temiz hava yarışındaki heyecanı, basketbol boyumuzu uzatır mı sorusunun peşindeki Leyla’yı aydınlatmayı görev bilen çizgili kas hücresi Miyo’nun özgüveni, neşeli ve çok düzenli Astird ile nöron Nori’nin kayıp bilginin peşindeki maceraları, üniversiteden yeni mezun olmuş meraklı hücre Osteo ile arkadaşı Kondro’nun diz kapağındaki ilk iş günü telaşları, bir bebeğin nasıl oluştuğuna dair onlarca sorusu olan Kira’nın merakları ve aşina olduğumuz seslerle konuşan onlarca hücrenin öyküsüyle tanışmak isteyen okurların ilgisini çekebileceğini düşünerek anlattım Minik Hücreler Büyük Hikâyeler’i.

Çağla Akagündüz Güler, hücrelerin yapısı ve vücuttaki işlevlerini, onları hayatın içine katarak anlatmayı seçmiş. Duygudan duyguya geçen, olaydan olaya koşan, ilişki ağları içinde güçlenen/yıpranan, mekânların atmosferinden etkilenen hücreler, bu tercihle mikroskoptan sıyrılıp okurunun düşü gücünde yaşamaya başlamış. Okul dönemi okurları için bilimin öyküleştirilmesi yeni değil kuşkusuz ancak hücre gibi spesifik bir alana odaklanan bir metinle daha önce karşılaşmamıştım. Kitabı okumaya başladığımda, Akagündüz Güler’in akademisyen kimliğinin öykülere didaktik bir ton katmasından endişeliydim açıkçası ancak her sayfada okurlarının gündelik pratiklerini dikkatle gözlemlemiş, heyecan ve kaygıyla bezeli büyüme sancılarını onlara ait mekânlara yerleştirmiş bir yazar ve yeni soruların kapısını aralayan diyalogların ritminin korunduğu; bilginin hayal gücü yoldaşlığı hiç ihmal edilmeden, tıkır tıkır işleyen, akıcı bir dille anlatıldığı bir metinle tanıştığım için çok mutluydum bitirdiğimde. Dilimizde böyle kitapların çoğalması dileğiyle, ilk sayfaya dönüyorum: “İnsanın hikâyesi, tek bir hücreye dayanır.”  Hikâyemizin başlangıç noktasını tanımak için neşeli bir imkân, Minik Hücreler Büyük Hikâyeler.

-Minik Hücreler Büyük Hikâyeler, Çağla Akagündüz Güler, Resimleyen: Dilara Mataracı, Nesin Yayınevi, 2025, 132 s.