Ana Sayfa Dergi Sayıları 263. Sayı Bitkiler duyar mı?

Bitkiler duyar mı?

3725

Patika / Nalân Mahsereci

“Bitkilerin müzik zevki vardır” diye bir iddia ilginizi çekecektir. Dorothy Retallack böyle düşünüyordu: Ona göre bitkiler, Bach’ın yumuşak ezgileriyle serpilip gelişiyor, Led Zeppelin’in hiddetli müziğiyle hayattan kopuyordu.

Retallack bir mezzo soprano olarak dini törenlerde yıllarca şarkı söylemişti. Son çocuğu da üniversiteden mezun olduktan sonra, ilerleyen yaşında üniversite sıralarına dönmeye karar verdi. 1964’te Temple Buell College’de müzik eğitimi alırken, zorunlu seçmeli bilim dersi için Biyolojiye Giriş dersine kaydoldu. Ders kapsamında bir deney gerçekleştirmesi gerekiyordu. İlhamını 1954’te yayımlanmış, yanında dua edilen bitkilerin geliştiği, kötü sözler söylenenlerin ise öldüğünü savlayan Duaların Bitkiler Üzerindeki Gücü adlı kitapta buldu. Retallack bu savı müziğe uyarladı. Eğer sözler bitkileri etkiliyorsa, müzik de etkileyebilirdi. Böylece, kişisel beğenilerini hipotez haline getirdiği bir deney tasarladı. Amacı sadece bitkileri incelemek değil, rock müziğin gençler üzerindeki yıkıcı etkilerini bitkiler üzerinden kanıtlamaktı.

Devetabanı, mısır, menekşe gibi farklı bitki türleri seçti ve bunlara, Bach, Schönberg, Jimi Hendrix ve Led Zeppelin dinleterek büyümelerini kontrol etti. Sonuçlar, tam da beklediği gibiydi: Klasik müzik dinlettiği bitkiler gelişmiş, Jimi Hendrix ve Led Zeppelin dinleyenler gelişmelerini durdurmuştu. Retallack “suçlunun” davul vuruşları olduğuna o kadar emindi ki, Led Zeppelin II ve Band of Gyps albümlerinin perküsyonsuz kayıtlarıyla deneyini tekrarladı. Davulsuz versiyonlar, davullular kadar zarar vermemişti. Görünüşe göre, bitkilerin müzik zevki Retallack’ınkiyle uyum içindeydi.

Neyse ki, Retallack’ın deney sonuçlarını saygın bilim dergilerinde yayımlatma çabası karşılık bulmadı. Bilimsel metodolojisi eksikler, kusurlar, tutarsızlıklarla doluydu; az sayıda örnekle çalışmıştı, istatistiksel analiz için yeterli verisi yoktu, bazı deneyleri arkadaşlarının evinde gerçekleştirmişti, fiziksel koşullar kontrollü değildi, toprağın nemi gibi parametreleri parmağıyla ölçmüştü ve deney güvenilir bir laboratuvarda tekrar edilmemişti.

Retallack iddialarını yaymakta ısrarlıydı. Müzik Sesi ve Bitkiler (The Sound of Music and Plants) adında bir kitap yazdı. Deneylerinin yanı sıra pek çok uzmana atıfta bulunuyordu, ama hiçbiri biyolog değildi, kimileri doğanın müziksel bir ahengi bulunduğuna inanan fizikçiler, müzikçiler ve teologlardı. Kitap New Age akımları tarafından benimsendi ve kısa sürede dönemin popüler kültürü içinde yer edindi. Retallack iddiasını bilimsel olarak destekleyemese de, bugün hâlâ bitkilerine klasik müzik dinleten pek çok insanın inancına temel oluşturan bir şehir efsanesinin tohumlarını atmış oldu.

Elbette, bitkilerin sesleri algılayıp algılamadığı bilimsel bir sorudur. Darwin de bitkilere fagot çalarak etkilerini ölçmeye çalıştığı deneyler tasarlamış, ama bilimsel olarak anlamlı sayılabilecek sonuçlar alamayınca devamını getirmemişti.

Bitkilerin duyu sistemleri
Bitkilerin duyup duymadıkları bilimsel açıdan belirsizliğini koruyor olabilir, ama bitkilerin karmaşık bir duyu sistemlerinin olduğu epeydir tartışmasız bir gerçektir. “Duyu” kavramını canlıların çevreden bilgi toplama ve bu bilgiyi yaşamsal tepkilerinde kullanma yeteneği olarak tanımlarsak, bitkilerin de oldukça gelişmiş bir algı/duyu sistemlerine sahip olduğunu görürüz. Görmelerine, koklamalarına, teması hissetmelerine, gövdelerinin konumunu bilmelerine ve hatta geçmiş deneyimlerden izler taşımalarına olanak sağlayan bir sistem.

Elbette bitkiler manzarayı seyretmez ya da kokuları bilinçli biçimde ayırt etmez. Gözleri, burunları olmamasından öte, sinir sistemleri ve duyusal verileri duygularla harmanlayan bir beyinleri de yoktur. Buna karşın, çevrelerindeki dinamik ortamın farkındadırlar. Kök saldıkları yerde değişen ışık, sıcaklık, nem, rekabet ve tehdit koşullarını sürekli izlemek ve büyümelerini buna göre düzenlemek zorundadırlar. Bu zorunluluk, karmaşık duyu ve düzenleme ağları geliştirmelerine yol açmıştır. Üstelik bu ağlarda görev alan bazı gen ve proteinlerin, hayvanlardaki benzer duyusal süreçlerde var olanlarla akrabalık göstermesi, canlılar arasındaki biyolojik ortaklığa ve evrimsel geçmişe işaret eder.

Bitkiler ışığın yalnızca varlığını değil, geliş yönünü, süresini ve dalga boyunu ayırt edebilirler. Günlerin uzayıp kısaldığını hesaplayarak çiçeklenme zamanlarını belirler, gölgede kaldıklarında boylarını hızla uzatarak ışığa ulaşmaya çalışırlar. Yakınlarında başka varlıklar bulunduğunu, ışığın niteliğindeki küçük değişimlerden anlayabilirler. Pencere kenarındaki saksıyı başka bir köşeye taşıdığınızda, kısa süre içinde yapraklarının yeniden konumlanması tesadüf değildir.

Bitkiler için koklamaya benzer kimyasal algı da yaşamsaldır. Örneğin bir yaprak böcekler tarafından kemirildiğinde açığa çıkan uçucu maddeler, komşu bitkilerde savunma mekanizmalarını harekete geçirir. Olgunlaşan meyvelerin yaydığı gazlar, hem aynı bitkideki hem de çevredeki meyvelerde olgunlaşma sürecini hızlandırır. Görünmez bir kimyasal iletişim ağı, toprağın üstünde ve altında sürekli işler.

Dokunma ve konum algısı da şaşırtıcıdır. Tırmanıcı bir bitkinin ince bir desteğe temas ettiğinde yön değiştirmesi, köklerin yerçekimine göre aşağı doğru ilerlemesi hep bu duyusal sistemlerin sonucudur. Bitki, bulunduğu ortamın fiziksel özelliklerini “hisseder” ve gelişimini buna göre biçimlendirir.

Belki de en çarpıcı olan, geçmiş deneyimlerin izini taşıyabilmeleridir. Kuraklık, aşırı sıcak ya da başka bir stresle karşılaşan bitkiler, benzer bir durumla yeniden karşılaştıklarında daha hızlı ve güçlü tepkiler verir. Bu durum, insandaki bilinçli hatırlamadan farklıdır; ancak hücresel ve moleküler düzeyde bir tür biyolojik hafızaya işaret eder.

Daniel Chamovitz’in Bitkilerin Bildikleri adlı çalışması, tüm bu özellikleri bilimsel bulgulara dayanarak anlatıyor. Araştırmacıların bitkilerin duyu sistemlerini ortaya çıkarmak için tasarladıkları incelikli deneyler de dikkat çekici. Özellikle Darwin’in oğluyla birlikte gerçekleştirdiği basit ama ölçme mantığı açısından kusursuz deneyler, bugün hâlâ bitki biyolojisinin temel taşları arasında yer alıyorlar.

-Bitkilerin Bildikleri – Dünyaya Bitkilerin Gözünden Bakmak-, Daniel Chamovitz, Çev. Gürol Koca, Metis Bilim, 8. Baskı: Mart 2022, 159 s.