Hepimiz Yıldız Tozuyuz – Büyük Patlama’dan Dünkü Akşam Yemeğine Bedenimizdeki Atomların Hikayesi
Dan Levitt, Çev.Sevkan Uzel, Metis Yayınları, 2025, 400 s.
Cansız nesnelerden tamamen farklı olduğunuzu düşünebilirsiniz, ama sonuçta bizim bedenlerimiz de evrende var olan elementlerden oluşuyor. Eğer 70 kg iseniz, 10 kg kömür oluşturacak kadar karbon, bir tuzluğu dolduracak miktarda tuz, birkaç yüzme havuzunu dezenfekte edecek ölçüde klor ve 7,5 santimlik bir çivi üretmeye yetecek kadar demir taşıyorsunuz demektir. Peki bu elementler nereden geldi ve bizi nasıl oluşturdu? Evrendeki tüm maddenin –çevremizdeki ve içimizdeki her şeyin– nihai bir doğum günü var: Büyük Patlama. Dan Levitt, atomların Büyük Patlama ile başlayan uzun yolculukları sırasında nasıl yıldızlara dönüştüklerini, gezegenin biçimlenmesini sağladıklarını, ardından bu cansız atomların hayret verici şekillerde birleşerek nasıl canlılığı yarattığını ve nihayetinde insanın ortaya çıkmaya mümkün kıldığını, dahası bedenlerin hücrelerindeki muazzam mekanizmalarla tabaklarındaki yiyecekleri nasıl insana dönüştürdüğünü anlatmayı amaçlıyor.
Kuantum Bilgisayar ve Bilişim Felsefesi
Şevki Işıklı, Kedi Dedi Yayıncılık, 2025, 168 s.
Kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon ve dolanıklık gibi kuantum mekaniğinin temel ilkeleriyle klasik hesaplamanın sınırlarını aşarak devrim niteliğinde bir teknolojik çağ başlatıyor. Peki bu eşsiz teknoloji, yalnızca işlem gücümüzü artırmaktan mı ibaret? Yoksa bilgi güvenliği, etik, politika ve insanlık anlayışımızı kökten değiştirecek bir paradigma mı sunuyor? Bu kitap, kuantum bilgisayarların çalışma prensiplerini, bilgi işlem dünyasındaki etkilerini ve insanlık üzerindeki yansımalarını derinlemesine inceliyor. “Şimdi topla, sonra kır” gibi sofistike saldırılardan kuantum sonrası şifreleme yaklaşımlarına, klasik şifreleme sistemlerinin bu yeni teknoloji karşısındaki kırılganlığına kadar kritik meseleler titizlikle ele alınıyor. Kuantum mekaniğinin ölçüm etkisi ve dolanıklık gibi temel özellikleriyle kuantum bilgisayarlar arasındaki bağlantı, hem bilimsel hem de felsefi boyutlarıyla açıklığa kavuşturuluyor. Bu eser, kuantum teknolojilerinin yalnızca teknik bir başarı olmadığını, aynı zamanda etik, “kuantum sosyal bilimler paradigması”na yol açtığını, sosyal ve politik bir dönüşüm aracı olarak da şekillendiğini ortaya koyuyor. Kuantum çağında, bilgi güvenliğinden bireysel haklara, dijital eşitlikten toplumsal uyuma kadar pek çok alanda bizi bekleyen zorluklar ve fırsatlar, bu kitapta kapsamlı bir şekilde tartışılıyor.
Aristoteles’ten Modern Bilime Depremler – Eski Yunan Roma İslam Çin ve Batı Dünyasından Seçilmiş
Ferhat Özçep, Ginko Bilim, 2025, 176 s.
Bilim bir olgu olduğu kadar bir süreç ve birikimdir de. İstanbul Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi, Harvard Üniversitesi ve son olarak da İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’da jeofiziğe ve tarihine ilişkin edindiği bilgi birikimlerinin ve deneyimlerinin sonuncusu olan bu kitabın yayınlanmasına değerli eşim Prof. Dr. Ferhat Özçep’in ömrü maalesef vefa etmemiştir. Vefatından önce büyük bir istek ve zevkle yazdığı bu eserin başta Yer Bilimleri Tarihi ve özellikle Bilim Tarihi’ne ilgi duyan bilim insanlarına yararlı olacağını düşünüyoruz.” Dr. Tazegül Özçep.
Matematik: Cebirden Algoritmalara – Sayıların Arasında Maceralar
Michael Willers, Literatür Hayat, 2025, 176 s.
Matematik insan hayatının tamamında vardır. Fakat matematikçiler için tüm evreni temsil ederken, birçoğumuz için kara tahtadaki denklemler biçiminde de, ay sonunda bir türlü toplamını bulamadığınız faturalar biçiminde de olsa göz korkutan bir konu. Ama böyle olması gerekmiyor: Matematiğin dili ve ifade ettiği düşünceler başlı başına bir güzellik olabilir.
Matematik: Cebirden Algoritmalara Sayıların Arasında Maceralar, sıradan bir matematik kitabı değil. Okuru bir yandan matematiğin tarihinde bir geziye çıkararak yolda tüm dünyadan büyüleyici kişilikler ve fikirlerle tanıştırıyor; bir yandan da matematiğin en temel konularını ders kitaplarından farklı bir dille anlatarak okul çağından beri başı matematikle hoş olmamış herkese bambaşka bir içgörü kazandırıyor. Her konuda zengin görsellere küçük egzersizler, düşünce deneyleri ve okurun kendini deneyebileceği problemler eşlik ediyor. Michael Wellers’ın kaleme aldığı Matematik: Cebirden Algoritmalara Sayıların Arasında Maceralar matematiğin gizemlerini ve tarih boyunca gelişimini bambaşka bir yaklaşımla tanıtıyor. Kitabın bölümleri şöyle; Cebir: Bir Giriş, Cebir Temelleri, Antik Yunan, Mısır, Hindistan ve, Persler, İtalyan Bağlantısı, Rönesans Sonrası Avrupa, Para ve Özel Hayat.
İklim Değişikliği İle Mücadelede Karbon Nötr Kent – Karbon Nötr Kentler Birliği Örneği
Abdulgazi Yıkıcı, Nobel Bilimsel Eserler, 2024.
İklim değişikliği, günümüzde insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük çevre sorunu olarak kabul edilmektedir. Genel itibarıyla atmosferdeki karbondioksit emisyonunun artışına bağlı olarak ortaya çıkan bu soruna çözüm üretmek adına yerel, ulusal ve özellikle de uluslararası düzeyde çeşitli girişimlerde bulunulmaktadır. Küresel enerjinin yarıdan fazlasının tüketildiği ve bununla ilişkili olarak toplam emisyon salımlarının önemli bir bölümünün gerçekleştiği kentler, söz konusu özelliklerinden dolayı iklim eylemlerinin en önemli mekânı hâline gelmektedir. Bu çerçevede kentlerde faaliyet gösteren siyasi ve sivil örgütlenmelerin çeşitli emisyon taahhütlerinde bulundukları görülmektedir. Son dönemlerde ön plana çıkan emisyon hedeflerinden birisi de karbon nötrlüktür. Karbon nötrlük sürecini, Karbon Nötr Kentler Birliği üyesi kentlerin uygulamaları üzerinden ele alan bu kitap, başta kent yönetimleri olmak üzere çeşitli düzeylerdeki aktörlere ve konuya ilgi duyan herkese rehber olma potansiyeli taşımaktadır.
Antik Roma Dünyasında Beslenme – Mutfak Sofra Depolama ve Ekipman
Aynur Civelek , Hafize Alkurt Orbay, Sakin Kitap, 2025, 264 s.
Beslenme, canlıların yaşamını sürdürmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Yeme-içme alışkanlıkları ise bir toplumun kültürel elemanları, binlerce yıldır süregelen ve korunması gereken kültürel mirasın önemli parçasıdır. Coğrafi özellikler, kişisel tercihler, siyasi ve sosyal yapı da yeme-içme alışkanlıklarının belirlenmesinde önemli rol oynar. Yalnızca günümüzün değil, aynı zamanda Antik Çağ’ın beslenmesine ilginin artmasıyla arkeolojik, tarihsel, antropolojik vb disiplinler arası araştırmalar yapılmaya başlamıştır. Dünyada olduğu kadar Türkiye’de de bu konuda yapılan çalışmalar son 30 yılda artış göstermektedir. Antik Roma Dünyasında Beslenme kitabı, Roma İmparatorluk Dönemi’nde yeme-içmenin önemi, antik yazarların anlatımları, tüketilen besinler, yemekler ve bazı tarifler, sosyal statü ve yemek ilişkisinin yanı sıra, mutfak yapısı, sofra, depolama ve ekipman hakkında bilgiler içermektedir. Kitapta, beslenmeyle ilişkili arkeolojik kanıtlara ve görseller -özellikle Anadolu’dan gelenlere- bolca yer verilmeye çalışılmıştır.
Dünya Tarihinde Türk Halkları – Uygurlardan Osmanlılara
Joo – Yup Lee, Ketebe, 2025, 280 s.
Dünya Tarihinde Türk Halkları, okuyucusunu Türklerin tarihî serüvenine ve kültürel mirasına dair kapsamlı bir keşfe çıkarıyor. Orta Asya ve Orta Doğu Türk dünyasının karmaşık tarihine ışık tutan bu eser, sadece Türk halklarının değil, tüm dünya tarihini şekillendiren önemli bir sürecin haritasını sunuyor. Türkler M.S. 552 yılında tarihin ilk Avrasya ötesi imparatorluğu olan Türk Kağanlığı’nı kurarak tarih sahnesine çıktılar. Takip eden bin yıl içinde Uygur, Hazar ve Osmanlı imparatorlukları gibi dünya tarihini derinden etkileyen devletler kurdular. Aynı zamanda modern öncesi Çin, Orta Doğu ve Avrupa’nın kaderini şekillendirecek Moğol İmparatorluğu’nun da inşasına katıldılar. Joo-Yup Lee bu kitapta, Türk halklarının dokuzuncu yüzyıldan on altıncı yüzyıla kadarki aralıkta Batı Avrasya’ya doğru uzanan hareketlerini ele alıyor. Lee, Oğuz Türkleri tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmasıyla zirveye ulaşan bu süreçte Türk halklarının nasıl göç ettiklerini, yurt edindiklerini ve devletleştiklerini titizlikle takip ediyor. Tiele halklarından Uygurlara, Kıpçaklardan Osmanlılara uzanan bu yolculukta, Türk dünyasının tarihî seyrine adım adım tanıklık edeceksiniz. Kronolojik ya da coğrafi sınıflandırmaların ötesine geçerek Türk dillerini kullanan toplumlar üzerinden yeni bakış açıları sunan bu kitap, Türk halklarının dünya tarihindeki derin izlerini ve geride bıraktıkları zengin kültürel mirası keşfetmek isteyenler için temel bir başvuru kaynağı olma iddiası taşıyor.
Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler
Kolektif, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2025, 356 s.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yüzyılının tarihi işçilerin öyküsünün üstünden atlanarak yazılamaz. İlk yüzyılın tarihi başka veçhelerin yanı sıra Türkiye’nin bir tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişinin de öyküsüdür. Bu büyük dönüşüm sosyal ve siyasal sonuçlar üretmiş ve günümüz Türkiye’sini iktisadi, sosyal ve siyasal boyutlarıyla yaratmıştır. Sanayi toplumuna geçişe dair bu öykünün başaktörü hiç kuşkusuz Türkiye işçi sınıfıdır. Bu cilt bu başaktörün kendisini, farklı kesimlerini ya da bunları şekillendiren yapısal faktörleri değerlendiren makalelerden oluşuyor. Her ne kadar sanayi sonrası topluma geçildiğine dair iddialar duysak da bunlar temelsizdir ve işçi hareketi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının tarihinin yazılmasında da en önemli aktör olacaktır. İşçi hareketinin siyasal ve sendikal kurumlarının zayıfladığı, bağımsız bir politik aktör olarak görülmediği son otuz yıl aynı zamanda Cumhuriyet kurumlarının belli bir “çürüme” de yaşadığı bir zaman dilimine denk düşer. Bu iki gelişme birbirinden bağımsız değildir. Oysa bu son otuz yılda yurttaşlarımız arasında işçileşme de yaygın bir sosyolojik olgudur. Bu dönüşümün sonuçları gün geçtikçe daha çok hissedilmektedir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında işçi hareketi günümüzde sahip olduğu yaygınlık ölçüsünde siyasete etki ederse, umulur ki işçi sınıfının sesi de daha gür çıkar. O zaman toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok olanlar, yani yaratanlar, silkelenir ve doğrulur.
Silah Gemi ve Kalem: Savaşlar Anayasalar ve Modern Dünyanın İnşası
Linda Colley, Elif Kayurtar, Epsilon Yayınevi, 2025, 448 s.
1755 tarihli Korsika Anayasası’ndan yola çıkan tarihçi Linda Colley, anayasaların savaşlarla birlikte nasıl evrildiğini, imparatorlukları genişletmek kadar bağımsız ulusların temellerini atmak adına nasıl bir araç hâline geldiğini ve bazen özgürlük vadederken, bazen de dışlama ve ayrımcılık için nasıl kullanıldığını gözler önüne sermeyi amaçlıyor. Tanınmış bir akademisyen olan Colley, 18. yüzyıldan günümüze uzanan anayasa metinlerinin küresel tarihini çizerken okurlarını yerleşik tarih anlatılarını sorgulamaya da davet ediyor. Modern dünyanın inşasında anayasalar savaşın ve diplomasinin güçlü birer aracı mıydı? Pasifik’teki küçük Pitcairn Adası nasıl oldu da kadınlara oy hakkı tanıyan ilk yerlerden biri olmayı başardı? Bu kitap Büyük Katerina’nın yenilikçi Nakaz metninden Sierra Leone’nin vizyoner lideri James Africanus Beale Horton’un çalışmalarına; Amerikan kurucu babalarının ünlü anayasasından 1889’daki Japon Meiji Anayasası’na kadar, dönüm noktası niteliğindeki olayların tarihsel anlamını keşfederken küresel dünyaya dair en özgün çalışmalardan birini sunmayı hedefliyor.
AKP Kadınları Nasıl Kazanıyor – Sokak Sokak Ev Ev Kapı Kapı
Nur Sinem Kourou, İletişim Yayınları, 2025, 271 s.
Kadınların, kendi lehlerine hareket etmeyen sağ partilere neden oy verdikleri ve hatta zaman zaman oy vermenin ötesine geçerek bu partilere neden bizzat katıldıkları, hem merak uyandırmış hem de araştırma konusu olmuştur. Nur Sinem Kourou, bu merakın peşine düşerek Türkiye örneğinde kadınların AKP ile olan ilişkilerini inceliyor. Bilhassa AKP Kadın Kollarının faaliyetleri ve işleyişinin yanı sıra, seçmen düzeyindeki kadınların saiklerini de mercek altına alıyor. Bunu yaparken İstanbul’da yürüttüğü saha çalışmasından yararlanıyor. Bu saha çalışmasında Kourou, AKP Kadın Kolları ile birlikte sokak sokak, ev ev, kapı kapı geziyor; iç işleyişlerine dair yerinde gözlemler yapıyor; kadın seçmenin gerekçelerini dinliyor. Kadınların Recep Tayyip Erdoğan’a bakış açılarını serimlerken, parti yerine Erdoğan’ı takip ettiklerinin de altını çiziyor. AKP, Kadınları Nasıl Kazanıyor çelişkili görünen bir durumun tahlilini sunuyor, sağ siyasette kadınların “görünmez” olarak nasıl hayatta kalabildiklerini çözümlüyor. “AKP kadınların siyasallaşmasını mümkün kılarken bunu geleneksel cinsiyet normlarına, siyasetin ve toplumun ataerkil doğasına dokunmadan ve hatta bunları daha derinleştirerek ve kadın-erkek arasındaki geleneksel ilişkinin değişmesine de müsaade etmeden yapıyor. Bu sebeple de AKP’de kadınlaşma, literatürün ‘kadınların siyasete sayısal katılımı kadınlar lehine etkin birtakım değişiklikler getirir’ çıkarımından farklı bir örnek olarak ortaya çıkıyor.”
Tarih ve Uygarlık İstanbul Yıllığı 16 – Devlet-Toplum Ayrımı ve Otorite
Kolektif, Doğu Kitabevi, 2025, 295 s.
Batı dünyaya yeni bir çözüm, gelecek ve aşama önerecek durumda değildir. Durumundan hoşnuttur. Üstünlüğünü toplum-üstü, tarih-üstü, doğa-üstü bir egemenlik olarak toplumların üzerinde mutlaklaştırmak istiyor. Batı dünya uygarlık tarihine ve insanlık birikimine yabancılaşmıştır. Buna karşı çıkmak hem iyimser uygarlık ütopyamızın kaynağıdır hem de tarihi ve bilimsel/akademik sorumluluğumuzdur. Amaç artık Doğu-Batı çatışmasını inkâr etmeden bu çelişkiyi aşacak bir çözüm ve siyaseti savunmaktır. Sonuçta yeniden “soygunun ve sömürünün olmadığı bir dünya” ütopyasını ve gelecek gerçeğini gündeme getirmek gerekiyor. Batı’nın eline geçmişte sosyalizmin savunuculuğu ile bir fırsat geçmişti ama bundan faydalanamadı. Kendi çözümünü evrenselleşme çabası olarak modernleşme veya küreselleşme büyük bir yıkımın ve yabancılaşmanın ortaya çıkmasına neden oldu. Batı, Doğu-Batı çatışmasını aşmadan dünya uygarlığının yıkımı pahasına elde etmiş olduğu egemenlik ve üstünlüğü korumak istiyor. Bu durum yeni önerilerin/çözümün sorunların sahibi Doğu’dan gelmesi gerektiğinin bir göstergesidir. Türkiye tarihi birikimi ve deneyimi ile bu yeni arayışa ve çözüme önderlik edebilecek konumdadır ve bu yönde tarihi birikimi vardır. İyimser gelecek beklentimiz bizim ütopyamız değil yeni gerçekliğimiz ve kimlik özelliğimizin bir uzantısıdır.
Sanat ve İşçi Sınıfı
Aleksandr Bogdanov, Kaldıraç Yayınevi, 2025, 96 s.
Aleksandr Bogdanov’un 1918’de yayınlanan “Sanat ve İşçi Sınıfı” adlı çalışması, sanat üretiminin sınıfsal özünü, işçi sınıfının sanatsal yaratıcılığının karşılaştığı zorlukları ve bu zorlukların nasıl aşılabileceğini ele alır. Ekim Devrimi sonrasında yaşanan büyük toplumsal değişimlerin ortasında Bogdanov, sanatı sınıf mücadelesinin bir parçası olarak görür. Kitap Bogdanov’un gözünden devrimin öngünleri ve hemen sonrasına denk gelen yıllarda işçi sınıfının sanatsal yaratımının doğum sancılarını örneklerle aktarır. Bogdanov, kapitalist aşamada, eski toplumsal yapının yıkıldığı bir dönemde yeni sanatın nasıl şekilleneceği sorusuna cevap bulmaya çalışır. Bu soru, sanat ve devrim arasındaki ilişkiyi örgütlemeye çalışanlara günümüz tartışmaları için önemli bir referans noktası sunuyor. “Sanat ve İşçi Sınıfı” bu yüzden okuyucularla buluşturulmuştur. Bogdanov, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin 1903 kongresinde Bolşevik kanadının içerisinde yer almıştır ancak 1909 yılına gelindiğinde, daha sonrasında “Ampiryomonizm” adını vereceği felsefî ve politik görüşleri etrafında bir araya gelen RSİDP içerisindeki bir grup aydın ile birlikte Bolşevik gruba muhalif olmuştur. Lenin, aynı yıl yayımlanan “Materyalizm ve Ampiryokritisizm” adlı çalışmasında, 1905 Devrimi sonrası gelişen karşı-devrim saldırısının yoğunlaştığı bu dönemde sınıf mücadelesi içerisinde palazlandırılmaya çalışılan idealist görüşlerin eleştirisine girişirken Bogdanov’un felsefî ve politik görüşlerine özel olarak yer vermiştir. Okuyucunun, önsözde detayları verilen bu süreci daha iyi kavraması için bahsedilen her iki çalışmayı incelemesi faydalı olacaktır. “Sanat ve İşçi Sınıfı” politik sahnede iktidarı alan işçi sınıfının bu ilk deneyimi içinde sanat alanında yürüttüğü tartışmayı izleme şansı veren bir dizi kaynaktan sadece biridir. Yayınevimiz bu dönemin içinde sanat alanında yürüyen tartışmaları ve geçmişten bugüne sanat ile toplumsal mücadele arasında kurulan ilişkinin farklı noktalardan ele alınışını içeren başka kaynakları okuyucuya ulaştırmaya devam edecektir.
Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler – Olaylar Tanıklıklar
Serdar Korucu, Aras Yayıncılık, 2025, 284 s.
Gazeteci Serdar Korucu, Türkiye Ermenilerinin 1970’lerin başından 1990’ların ikinci yarısına kadar olan dönemdeki sosyal hayatlarını, kolektif tecrübelerini dönemin basınından topladığı verilerin yanı sıra Türkiye Ermeni toplumundan o günleri yaşayan 22 kişiyle yaptığı röportajlar ışığında inceliyor. ASALA eylemlerinin, 12 Eylül darbesinin ve PKK’nın ortaya çıkışının Türkiye Ermenilerinin hayatını nasıl etkilediğini, bunlar vasıtasıyla maruz kaldığı baskıyı gözler önüne seren bu kitap, 12 Eylül döneminde Türkiye’de birçok Ermeni’nin de polis ve mahkeme süreçlerinden geçtiğini, hatta işkence gördüğünü ortaya koyuyor. Kitabın birinci bölümünde Korucu, bazı önemli olaylar ve figürlerden yola çıkarak dönemin bir fotoğrafını çekiyor. İkinci bölüm ise bu 22 kişinin, başlarına gelen çoğu zaman gergin, üzücü ama kimi zaman da trajikomik olayları anlattıkları tanıklıklardan oluşuyor.
Genç Marx’ın Siyasal Kökenleri 1 – Fransız Devrimi ve Jakobenciliğin Hayaleti
Celal A. Kanat, Doruk Yayınları, 2024.
Marx ve Engels’in kaleme aldığı Ortaklaşacı Bildirge (Komünist Manifesto) şu sözlerle açılıyordu: “Avrupa’ya bir hayalet tebelleş olmuştur: ortaklaşacılık hayaleti.” Bildirge’nin kaleme alındığı koşullarda, gerçekliğe uygun bir saptamaydı bu. Ama bu “hayalet”ten çok daha önce; despotik, tekilerkci Avrupa’ya “başka bir hayalet” tebelleş olmuş ve onu fazlasıyla ürkütmüş bulunuyordu: Jakobenciliğin hayaleti. Ardılına benzeş bir yolda, o da Avrupa’nın bütün geriletici güçleri; yani tekilerkler, soylular, feodal kalıntılar, yeniyetme üst-kentsoyluluk ve Kilise için gerçek bir karabasandı. Bu çalışma bu “iki hayalet” arasındaki akrabalık ilişkisini sorgulamaya yönelik bir denemedir ve buradaki özsel soru şudur: Marx (yöntemsel bakımdan) ne ölçüde bir Jakoben olabilir ve (içeriksel bakımdan) ne ölçüde bir Jakoben olamazdı?
Nasıl Varoluşçu Olunur?
Gary Cox, Alfa Yayıncılık, 2025.
Gary Cox, varoluşçuluğun kasvetli ve karamsar olduğu yönündeki şöhretiyle dalga geçerek onu gerçekte olduğu haliyle ortaya koyuyor: dürüst, canlandırıcı ve potansiyel olarak hayat değiştiren bir felsefe! Ayrıca Nietzsche, Sartre, Camus ve diğer büyük varoluşçu filozoflar tarafından formüle edilen varoluşçuluk ilkelerine göre nasıl yaşanacağına dair açık tavsiyelerde bulunması elinizdeki kitabın en dikkat çekici yanı. Çağdaş mazeret kültürüne bir eleştiri niteliğindeki kitap, bizi insanlık durumunun katı varoluşsal gerçekleriyle yüzleşmeye çağırıyor. Hepimizin kaçınılmaz olarak özgür ve sorumlu olduğumuzu −Sartre’ın deyimiyle “özgür olmaya mahkûm” olduğumuzu− ortaya koyan Nasıl Varoluşçu Olunur? her birimizi kendi kaderimizin efendisi olduğumuza dair keskin bir düşünceye sevk etmeyi amaçlıyor.
İbn Rüşd’den Erasmus’a Endülüs’te Eğitim ve Bilgelik Yolculuğu Rihleler)
Mustafa Çoban, Kitap Dünyası, 2025, 214 s.
Bilgi insanlığın ortak malıdır, paylaşıldıkça hem insanlığın huzuruna, refahına katkı sağlayacak hem de maddî manevî dünyamızın mamur olmasına vesile olacaktır. Bu bağlamda Müslümanların tarih boyunca ilme sağladıkları katkı ve bilginin yaygınlaşması konusundaki çabaları yadsınamaz. Müslümanların Batı ile karşılaştıkları ve yüzleştikleri önemli bölgelerden birisi de Endülüs’tür. 8. Asrın başında gerçekleşen ilk fetihten sonra Müslümanlar vatan edindikleri bu toprak parçasıyla öylesine bütünleşmişler ki kısa sürede Endülüs Doğu ile Batı arasında köprü olarak iki farklı medeniyetin odağını teşkil etmiştir. Endülüs’te kendi iç dinamikleri ile özgün, Doğu ve Batı’da o güne kadar belki de uygulamaya konulamamış farklı bir ilim anlayışı ortaya çıkmıştır. Bu ayrışmayı hem algıda hem de uygulamada görmek mümkündür. Farklı süreçlerde değişik isimlerle anılan ve Batı’da sekiz asır varlığını sürdüren Endülüs zaman zaman problemler yaşamış olsa da hem ilmî hem siyasî, hem de sosyal alanda örnek alınacak ve ibretle bakılacak erdem adına birçok güzelliği miras bırakarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Endülüs’te eğitim zamanın ihtiyaçlarına cevap veren, belirli ilim dallarında özellikle felsefe, tıp ve astronomide geleceğe ışık tutar niteliktedir. Kurumsal bağlamda değerlendirildiği zaman Endülüs’teki eğitim düzenlemesi ve eğitime bakışın, çağdaş olduğu Emevîler, Abbasîler, Selçuklular ve Osmanlılardaki eğitim uygulamalarından ve kurumların dan oldukça farklı bir yapıda olduğu görülmektedir.
Yeni Despotizm – Eski Bir Canavarın Yeniden Canlandırılması
Bülent Diken, Metis Yayınları, 2024, 208 s.
Siyasal düşüncedeki merkezi önemine karşın günümüzde “despotizm” kavramı eskide kalmış istisnai bir yönetim biçimine işaret ediyor gibi. Oysa paradoksal bir şekilde günümüzde gitgide ekonomiye ve güvenliğe indirgenen bir dünyada, sıklıkla yasa ile yasasızlık arasındaki ayrımı aşan ve böylelikle bulanıklaştıran despotik emirler verildiğine tanık oluyoruz. Kitleler de bu sırada piyasanın dayatmalarına ve resmi makamlara itiyadi bir itaatkârlığı benimsemiş görünüyor. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, kimi ülkeyi şirket gibi, kimi ömür boyu diktatörlükle yönetmeye hevesli, kimi de bu iki yolu birden kullanmak isteyen birtakım “güçlü” liderlere tahammül ediliyor, bununla da kalmayıp onlara açıkça davetiye çıkarılıyor. Görünürdeki farklılıklarına rağmen bu otoriter liderlerin hepsi demokrasiye karşı tutkulu bir düşmanlık besliyorlar ve insanları demokrasinin her türlü tezahürü aleyhinde kışkırtmakta çok azimliler. Çoğunlukların onların peşinden gönüllü olarak gittiği, demokrasinin hemen her yerde askıya alındığı, küresel çapta bir istisna siyasetinin koyu gölgesi altında yaşıyoruz. Despotların yönettiği bu dünyada despotizm sadece bir siyaset “sanatı” olarak meşrulaştırılıp benimsenmekle kalmıyor, bir kült(ür) olarak da normalleştiriliyor. Despotizm bugün yeniden canlandırılırken, kendisini inkâr eden, antidespotik, hatta demokratik olarak gören ve gösteren bir yapı sergiliyor.
Fikirlerin Uzun Vadeli Tarihi – Zamanda Düşünceler
John Potts, Fol Kitap, 2024, 336 s.
Düşünce tarihi en başından itibaren hararetli tartışmalara ve etkileri bugün de devam eden entelektüel mücadelelere sahne oldu. Bunun en temel nedeni bu alanın ele avuca sığmaz konusuydu: fikirler. Bir fikir nedir? Fikirlerin sınırları nelerdir? Fikirlerin belirli gelişim yörüngeleri var mıdır? Dönüşüyorlar mı ve geçmişe bakarak bu dönüşümlerin izini sürmek mümkün mü? Fikirlerin hayatı, varlıklarını sürdürdükleri bir çevre, belirli bir ömrü var mı? Tarih bu sorulara bir yanıt verebilir mi ve nesnesi tartışmalı bir düşünce tarihi olanaklı mı? Tarihsel çözümlemeyi, iletişim kuramlarını ve kültür eleştirisini bir araya getiren John Potts, bu kitapta bu gibi sorulara daha önce verilmiş yanıtları da gözden geçirerek fikirlerin uzun vadede akıbeti hakkında yapılagelen tartışmada yeni bir pencere açıyor. Düşünce tarihi metodolojisinin süreklilik, süreksizlik, kopuş, başkalaşım, özdeşlik, faillik, yapı gibi en tartışmalı kavramlarını “uzun vadeli” tarihsel bakışın ışığında tekrar ele alarak düşünce tarihini yeniden yapılandırmaya girişiyor. Demokrasiden Olimipiyat Oyunları’na, karizma ve ilerleme fikirlerinden internet memlerine kadar uzanan bir çizgide ve Arthur Lovejoy, Fernand Braudel, Hayden White, Quentin Skinner, R. G. Collingwood, Gaston Bachelard ve Georges Canguilhem’den Louis Althusser, Thomas Kuhn, Giorgio Agamben, Daniel Dennett ve Richard Dawkins’e kadar uzanan düşünürler üzerinden fikirlerin tarihsel “hayatına” ve kendi ortamlarında nasıl anlaşılmaları gerektiğine farklı bir ışık tutmayı amaçlıyor.