Doç. Dr. Kerem Cankoçak
Tahminen 30 bin yıl kadar önce biyolojik evrimlerinin son aşamasına gelmiş ve günümüz insanlarına yakın bir akıl düzeyine ulaşmış olan atalarımız çevrelerinde gördükleri dünyaya ilişkin düşünceler geliştiriyorlardı. Etraflarında gördükleri bazı nesneler cansızdı, hareket etmiyordu, bazıları ise canlıydı ve “akıllıca” davranıyorlardı. İşte ilk insanlar bu akıllı tepkileri bir erekselliğe bağladılar ve buna Ruh dediler. Daha sonra bu Ruh kavramı çok daha büyüdü, dallanıp budaklandı ve hemen her şeyi açıklamakta kullanılır oldu, “yaratıcı” ile özdeşleşti. İnsanlar anlayamadıkları her şeyin nedenini bir yaratıcıya bağlamaya başladılar, ta ki modern bilimler gelişip, etrafımızda gördüğümüz olguların bir ereksellik göstermeyip, rastlantısal ve materyalist bir açıklaması olduğunu kavrayana kadar. Bilim çağı böyle başladı ve hâlâ devam ediyor.
Tarih boyunca bütün bilim insanları şüpheciydi ve en azından var olan dini dogmalarla çatıştılar. Aydınlanma çağının yaratıcıları ve takipçileri olan gelişmiş ülkelerde ise artık tanrıya inanan bilim insanı pek kalmadı. Çünkü bilim, tanrı kavramına gerek kalmadan olguları açıklar. Zaten öteki türlü faaliyete, yani olguları tanrının işe karışmasıyla açıklayan faaliyete teoloji denir.
Oysa aydınlanma çağını ıskalamış, ancak Cumhuriyetle birlikte 200 yıllık arayı hızla kapatmaya çalışan ve sürekli karşı devrimlerle gerileyen ülkemizde durum gelişmiş ülkelerden oldukça farklı. 21. yüzyıl Türkiye’si 19. yüzyılı aratmıyor. Evrim gerçeği liselerde okutulmuyor, hatta birçok üniversitenin biyoloji bölümlerinde bile öğretilmiyor. Tıp öğreniminde dahi evrim bilimine hemen hiç yer verilmiyor. Büyük bir hızla toplum dindarlaştırılıyor ve buna paralel olarak bilimsellik kavramının içi boşaltılıyor. En ciddi gazetelerdeki liberal köşe yazarları bile, “evrim kuramı sadece bir kuram belki doğru da değildir” diye yazabiliyorlar. Üniversite öğrencilerinin %90’lara varan kısmı evrim gerçeğinden habersiz, Adem ile Havva’dan geldiğimize inanıyorlar. Bir karikatürist (Bahadır Baruter) çizdiği masum bir karikatür nedeniyle ‘dine hakaretten’ yargılanıyor. Peş peşe açılan bu tip davaların amacı düşünen, eleştiren insanın sesini tamamen kısmak.
Türkiye’de gericiler açık açık yalan söylüyorlar ve ne kadar büyük yalan söylerlerse cahil bıraktırılmış halkımız o kadar daha çok inanıyor. Örneğin Zaman gazetesinden (12 Aralık 2010) Ali Bulaç şöyle yazıyor: “Pekiyi, bize hakiki ve doğru okumayı kim öğretecek? Ateist mi, şüpheci mi, mü’min mi? Ateist saldırgan, şüpheci huzursuz, mü’min sabırlı Hakikat arayıcısıdır.” Oysa hangi tarih kitabını açarsanız açın, “sabırlı mü’min”lerin binlerce yıldan beri insanları yaktığı, kafir diye öldüklerini okursunuz. Bütün savaşlarda din öğesi kullanılır.
Ama Türkiye’de, yukarıdaki satırların yazarına, kendine solcu diyen Birikim dergisi sayfalarını açıyor. Yine Birikim’de çıkan bir yazısında toplum bilimcimiz Binnaz Toprak bu yazarı (Ali Bulaç) “Müslüman aydın” olarak değerlendiriyor.
Türkiye’ de aydın olmak ayağa düşmüş durumda. Artık hacılar hocalar, imamlar, şeyhler, şıhlar, okumuş okumamış her gerici “aydın” sıfatını hak ediyor memleketimizde. Binlerce yıllık bu hurafelere inananlar, aydın olmanın temel gereği olan şüpheciler, bilim insanları, ateistler ne olarak isimlendirilecek? Aydın kelimesinin kökeninden bile koptuk artık.
50 bilim insanından görüş alarak bir kitap çıkarmak istiyoruz. Bu kitabın yazarları, gerçek aydının ne olduğunu, aydının neden ateist olması gerektiğini anlatacaklar. Ateist olmayana aydın denemez, başka bir şey denir. Hoca denir, öğretmen denebilir, imam, yazar, düşünür veya buna benzer her şey denebilir ama aydın denemez. Çünkü ancak aydın, kendi uslamlama yetisine inanarak etrafındaki dünyayı açıklamaya çalışan kimsedir. Tanrı veya benzeri, kendisinden daha üstün bir gücün yarattığı ve kontrol ettiği dünyaya inanan insan her şey olabilir ama aydın olamaz. İnandığı yaratıcının sözcüsü, inançlı bir izleyicisi olabilir bu kişi. Ama aydın demek, tam da bunları sorgulayan kişi demektir. Aydın şüphecidir, inançsızdır.
Bütün kavramların içini boşalttınız, bari aydın olma onurumuzu bize bırakın demek için 50 bilim insanı bu kitabı kaleme alacaklar.