Ana sayfa 131. Sayı Kuşlar gibi şakıyoruz…

Kuşlar gibi şakıyoruz…

406
PAYLAŞ

Çeviren: Eray Koç

İnsanların konuşmasına dayanak oluşturan ve sesli öğrenme yeteneğini kapsayan onlarca genin bazı ötücü kuşlarda da var olduğu tespit edildi. Bu keşif, konuşma bozuklukları ve konuşma üretimi konusundaki araştırmalarda kuşların standart bir model oluşturmasına yol açabilir.

Kompleks dil yeteneği insana özgü bir nitelikken sesli öğrenme, yeni sesleri öğrenebilme ve bunları kopyalama yeteneği sadece insana has bir durum değil. Yunus, balina, fil gibi bazı memeliler yeni sesleri öğrenme konusundaki yeteneklerimiz açısından bizlerle aynı özellikte. Sesleri öğrenme açısından ötücü kuşlar, papağanlar ve sinekkuşları da bizim gibiler.

İnsanlar ve kuşlar arasındaki sesli öğrenme benzerlikleri, gelişigüzel bir durum değil. Örneğin, insanların konuşmasına aracılık eden, özelleşmiş sesli öğrenme beyin hücrelerinin,birbirine benzer şekilde ötücü kuşlarda da var olduğu biliniyor.

Üstelik on yıl kadar önce insan dilini kapsayan FOXP2 geninin ötücü kuşların “area X” olarak adlandırılan özelleşmiş sesli öğrenme bölgesinde aktif olarak bulunduğu keşfedildi.

Kuş beyni

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Andreas Pfenning ve meslektaşları, zebra ispinozu, muhabbetkuşu ve sinekkuşu gibi ses taklidi yapabilen kuş türlerinden aldıkları beyin dokuları yardımıyla, bu canlıların genetik etkinlik haritasını oluşturma üzerine çalıştılar. Daha sonra elde ettikleri genetik harita sonuçlarını, seslendirme yeteneği olmayan kuşlar, primatlar ve Seattle’daki Allen Brain Enstitüsü’ne dokularını bağışlayan 6 insan donör ile karşılaştırdılar.

Sonuçlar FOXP2 geninin, insanlarda ve seslendirme yeteneği olan kuşlarda yer alan, benzer yönde aktivite gösteren 55 genden sadece bir tanesi olduğunu gösteriyor. Aynı genlerin, seslendirme yeteneği olmayan hayvanların beyinlerinde farklı şekillerde etkinlik gösterdiği tespit edildi.

Pfenning, benzerliklerin sadece bir avuç gen ile kalmadığını seslendirme yeteneği olan kuşlar ile insanlar arasında moleküler olarak da sistematik benzerlikler bulunduğunu söylüyor. Bulgular, konuşma oluşumunun genetiği üstüne yapılacak çalışmalar için ötücü kuşların ideal birer model olabileceğini öneriyor. Pfenning, ötücü kuşların nöronların hasar görmesi sonucu oluşan hastalıkların -özellikle Huntington hastalığında olduğu gibi-araştırmalarda kullanımı açısından da büyük bir potansiyele sahip olduğunu söylüyor. Huntington hastalığı şarkı söyleme, konuşma gibi karmaşık motor davranışları kontrol eden, beynin ilgili bölümlerine zarar veriyor. Kuşlarla yapılacak deneyler, hastalığı etkileyen genlerin, su yüzüne çıkarılması açısından önemli bir basamak olabilir.

Pfenning ve takım arkadaşlarının 48 ana kuş grubu üzerinde gen dizilimlerini elde etmek için yaptıkları çalışmalar, Kuş Genetiği Birliği’nde (Avian Genome Consortium) yayımlanan 28 çalışmadan biri.

Dişlerin kaybolması

Araştırmalar sonucunda bulunan yeni genler, kuşların dişlerini ne zaman ve nasıl kaybettiğine dair fikir verme ve kuşların evrim ağacının çıkartılması açısından önem arz ediyor. Kuş Genetiği Birliği’nde yapılan çalışmalar ile birçok soru cevap bulurken, hâlâ cevaplanmamış sorular ve yeni ortaya çıkmış bir sürü soru bulunuyor.

Örneğin, en yakın ortak ataları 310 milyon yıl önce yaşamış olan kuş türleri ve insanlar arasındaki genetik benzerliğin nedeni hâlâ belirsizliğini koruyor. Bu durum genlerin çakışmasının bir sonucu mu, yoksa ses taklidi yapmak sadece bu 55 genle mi mümkün; bunlar da cevabı beklenen sorular.

Pfenning “Bu genlerin sesli öğrenme alışkanlığında etkenlikte aday olması gerçekten harika. Ancak, bunu test etmek ötücü kuşların davranışlarını etkileyen etmenleri izlememiz gerekmektedir” diyor.