Rus edebiyatı, en büyüklerinden vasatlarına kadar birçok örneğini ülkemiz sınırlarından içeri sokabilmiş. Dostoyevski de Türkiye’de az okunan bir yazar değil. Klasikler ülkeden ülkeye gezmekte pek zorlanmaz, fakat asıl mesele klasik olmakta… Dostoyevski hiç kolay klasik olmadı. Kendisinin bir dediği; “Ölü ya da sağ, eminim ki hiçbir yazar benim kaçınılmaz olarak yazdığım koşullarda yazmadı.” Ülkemizde az bilinen konu ise Dostoyevski’nin nasıl klasik olduğudur. Zira kendisinin ne yazmaktan başka bir gelir kaynağı vardı ne de yazdıklarında istikrarlı bir başarısı… Düzenli bir yaşamı dahi yoktu.
Kariyerinde tam bir “bir ileri iki geri” durumusöz konusuydu; ilk kitabı İnsancıklar ile iyi bir çıkış yapar, ardından gelen üç kitabı ile kendisine güldürür. Edebiyata verdiği bir aradan sonra tekrar göze girmesi bir sonraki üçlünün sonuncusu Ölü Bir Evden Anıla rkitabıyla olur. Fakat yine de tutunamaz. Sara hastalığı, mutsuz evliliği, evlilik dışı ilişkisi, bir evlatlığı, sakıncalı bir siyasi çizgisi ve inişli çıkışlı ömrünün olmazsa olmazı kumar tutkusu… Öyle ya, kumar bu. Öldürmez, süründürür ama kumar oynayan hayatında başarısız olur diye bir kaide de yoktur. Bu yıl 199. doğum yıldönümünü “kutladığımız” Dostoyevski, klasikler arasındaki yerini Kumarbaz adlı eseriyle sabitler.
Klasikliğe “kapak attığı” Suç ve Ceza’yı en az iki yıllık bir çalışma ile tamamlamış olan yazar, buradaki yerini daha önceden hiç yapılmamış türden bir roman ile perçinlemeye niyetlidir… “Gayet basit, ama kültürlü; inancını kaybetmiş, ama inanmamaya cesaretsiz. Hem yerleşik düzene başkaldıran, hem korkan bir adam…” diye tarif eder yeni kitabının karakterini. Oysa Suç ve Ceza ile peş peşe yazdığı Kumarbaz, birçoğuna göre yazarın kendi hikâyesidir. Gerçi biyografisi üzerine otorite sahibi Joseph Frank bunun böyle olmadığını, ancak arada psişik bir ilişki bulunabileceğini söyler. Birçok romanının altyapısı onun kaotik yaşamıdır şüphesiz. Fakat Frank’ın dediği gibi ‘kumara ilişkin bir özeleştiri ve özsavunma olabileceğinden’ ziyade esas önem Kumarbaz’ın deneysel bir meydan okuma olmak ile beraber bir anı ve itiraf biçimi oluşunda.
Alternatif bir Kumarbaz okuması
Romandaki Polina karakterinin Dostoyevski’nin gerçek hayattaki aynı ada sahip olan evlilik dışı ilişkisi olduğu söylenegelen bir şeydir örneğin. Romanda anlatıcı olarak konumlanan Aleksey karakteride Polina’ya âşıktır. Gerçek hayat ile kurgu arasında böylesine bir ortak küme düşündürür okuru. Fakat biyograf Frank, o Polina’nın o Polina olmadığına dair gerekçeyi romandan gösterir:soylu İngiliz Bay Astley ve Rus zengin babaanne karakterlerinin Polina’ya olan hürmetleriyle bir öğretmen olan Aleksey’in ona gösterdiği alaka arasındaki fark. Kumarbaz kesinlikle basit bir otobiyografi değildir, fakat Dostoyevski’nin aşkından asla emin olamadığı Polina ile yaşanmışlıklarının bir çeşit mizanseni olmadığına da gösterilecek bir gerekçe yoktur.
Romanda esas karakter sayısı yedidir, dört erkek üç kadın. Erkeklerden İngiliz beyefendisi Lord Astley ve süslü Fransız De Griersde iddiasız Aleksey gibi Polina’ya âşıktır. Yalnızca General başka bir kadının, Matmazel Blanche’ın peşinde olduğu halde Blanche ise, ondan değil onun gücünden ve vaat ettiği geleceğinden etkilenmektedir. Nitekim General beş parasız kaldığında Blanche yeni zengin Aleksey’in kollarına atlayacaktır. Diğer kadın, romana adeta ‘reytingi artırmak’ üzere kadroya alınmış gibi giren Babaanne karakteri ise generali tabiri caizse tokatlar, Aleksey’e sempati ile bakar…
İşte bu ilişkiler roman için kartezyen bir okumayı mümkün kılıyor. Bay Astley ve De Griers’in tek bir cismin birer ilineği olduğunu düşünelim. Töz olarak da Aleksey romana yerleştirilmiş olsun. Bu durumda pekâlâ Dostoyevski yazarlığı hedeflerken muhteviyatında bir soylu ‘nüvesi’ de (Bay Astley), bir züppe tarafı da (De Griers) bulunduğunu anlatmak istemiş olabilir. Romanda da gerçek hayatta olduğu gibi Polina’yı da bu ilineklerin kâh birine kâh birine kaptırır. Aleksey ise onu bir türlü etkileyemeyendir. Yani gerçek Polina, Dostoyevski’nin içten, ‘tözüyle’ sevdiği ama o haliyle bir türlü elde edemediği olabilir. Romandaki Polina’nın cilveleştiği De Griers’e borcunu Aleksey’i kullanarak ödemek istemesi bu tezi güçlendiriyor. Aleksey,Polina’nın “saygısını para ile kazanmaya” çalışır. Fakat asıl böyle onu kaybeder, Polina, Bay Astley ile kalmayı tercih eder. Eksik iddiasına zengin olarak kavuşan Aleksey’e ise Matmazel Blanche ile birlikte Paris yolu gözükür. Bir başka yönden bu okumaya göre Dostoyevski edebiyat cemiyetinde Bay Astley gibi asil kimliğini öne çıkarmak niyetindeyken kendisini züppe De Griers’e dönüşmekle eleştirmiş oluyor. Aleksey’in sözüne saygı gösterdiği tek kişinin Bay Astley olması ve Polina’nın Aleksey’den kazanmasını rica ettiği paraları gerçek adres De Griers’in yerine Aleksey’in yüzüne çarpması bunun açıklaması olabilir.
Dahası Matmazel Blanche ve Polina karakterleri için de benzer bir okumaya gidilebilir. Polina töz olsun Matmazel Blanche ilinek. Gerçek Polina’yı bir gün kumar dönüşü kendisini baştan çıkarmak üzere yatakta yarı çıplak halde bulan Dostoyevski’nin bire bir aynı sahneyi Aleksey karşısında Matmazel Blanche’a oynatmasının başka bir açıklaması olamaz. Aleksey ucuz kıskançlıklarıyla Polina’yı neredeyse De Griers’in metresi ilan eder, fakat kumarbazlıkta zirve yaptıktan sonra ancak bu kez General’in metresine kalır. Matmazel Blanche’ın başta General’in karısı olmak istemesinin General’in ona karşı safdilliği karşısında faydacı bir ilişki olarak sunulması bir başka işaret olabilir. Zira Dostoyevski yazarlığa askerî kariyerini terk edip gelmiştir. Matmazel Blanche her şeyiyle alımlı bir kadındır fakat ruhsuzdur. Romanda Polina’nın ise “güzel olup olmadığını dahi bilmemekte” olduğunu söyler Aleksey. General olma imkânını geride bırakıp içindeki Aleksey’e yol veren Dostoyevski belki gerçek Polina’nın içini bir türlü bilememekten ve onun da değişmesinden mustaripti. Öyleyse Joseph Frank burada haklı; gerçek Polina, romandaki Polina olmayabilir tamam, ama daha iyi bir ifadeyle yalnız romandaki Polina değil, onunla Blanche’ın bileşkesi, yekvücut hali olabilir. Dostoyevski kendisiyle sevdiği kadının özelliklerini ayrı ayrı dertop edip bu biçimde farklı birer karaktere dönüştürmüş olması için elde yeterli veri mevcut.
Dostoyevski’nin Kumarbaz’da Aleksey üzerinden dillendirdiği “İstediğim tek şey danışmanın, garsonların, kadınların yarın hepsinin birden benden söz etmeleri, benim öykümü anlatmaları, beni övmeleri, başarım önümde eğilmeleriydi.” ve “Şimdi kendimi uyuşmuş bir bataklığa gömülmüş hissediyorum.” sözleri yine birer işaret sayılabilir. Dostoyevski edebiyata ilk adımını 1844’te Fransız yazar Honore De Balzac çevirisiyle atmıştı. Bu işareti anlamlı kılan ise kumar konusunu bir romanda işlemeyi ilk kez, Polina ile çıktığı 1863 Avrupa gezisinde düşünmesi ve bu romanda en çok hicvedilenin Fransız karakter olmasıdır. Birçoğu Kumarbaz’ı milletlerarası konuların işlendiği bir roman olarak kabul eder. Avrupa’nın krizli siyasi durumu, Rusya’daki toplumsal gelişmeler ve Dostoyevski’nin siyaset hakkındaki keskin görüşleri bunda etkilidir şüphesiz, ancak bunlar romanda merkezde değil bir renk konumundadır.
Dostoyevski’nin arkasındaki kadın
Yazarın Kumarbaz’ı 26 günde tamamladığı bazı titiz edebiyat çevrelerinde bilinir. 1866’nın 4 Ekim’inden 30 Ekim’ine genç bir kâtip kıza dikte ettiği eser ucu ucuna yetişmiştir. Romanın son cümlesi yine oldukça manidardır: “Yarın, her şey bitecek, yarın!…” Yayıncıya 1 Kasım’da teslim etmek üzere anlaşması vardır. Aksi takdirde hiçbir eserinden pay dahi alamayacaktır. Başta 4 ay içinde gündüzleri Suç ve Ceza’yı, geceleri Kumarbaz’ı yazmaya niyetlense de bu planın işlemeyeceğini görüp Suç ve Ceza’yı öne alır, Kumarbaz’a değil 4 ay, 4 hafta bile süre kalmaz. Ancak avucunun içi gibi bildiği, yaşamının önemli bir kısmını geçirdiği St. Petersburg şehri nasıl Suç ve Ceza’nın temelinde yer almış, Raskolnikov’a romanın başkarakteri olma imkânı vermiş ise Dostoyevski’nin bir diğer bilgisi rulet de Aleksey karakterine aynı şekilde zemin olur. Ruletkent anlamındaki “Roulettenbourg” şehrinde Aleksey kahraman olur. Tüm bunları yaparken Dostoyevski yalnız değildir, buradaki kâtip kızın ileride Dostoyevski’nin karısı olacağı yine bilinir ama Dostoyevski’nin Dostoyevski olmasında, 14 yıl boyunca “her şeye rağmen” zirvede kalmasında o“kâtip kız”ın Anna Grigoryevna’nın rolüne dikkat edilmez.
Dostoyevski, Kumarbaz’ı yazmaya acıklı hikâyesi Polina’dan tamı tamına 2 yıl sonra koyulur. Anna için bu hikâyeyi kağıda dökmek talih mi olur talihsizlik mi?… Kumarbaz’ın bitiminden birkaç ay sonra, 15 Şubat’ta evlenirler. Kumarbaz henüz piyasaya çıkmamıştır, o yıl içinde çıkacaktır, balayına giderler. Anna, 9 Şubat 1881, Dostoyevski’nin ölümüne kadar onun karısı olur. Birlikteliklerinde Dostoyevski sırasıyla başyapıtlarını verir. Budala (1868), Ebedi Koca(1870), Ecinniler(1872), Delikanlı(1875), Karamazov Kardeşler(1880) ve tamamlayamadığı Büyük Bir Günahkarın İtirafları… Şüphesiz hepsinin başka başka yazılara konu olacak ayrı hikâyeleri var. Ama hepsinin ortak noktasında duran Anna’nın katkısı konuşulmaya değer.
Öncelikle bu yazının da ana kaynağı olan Dostoyevski’nin Mektupları’nı derleyip kitaplaştıran Anna’dır. Dostoyevski ile evlendiğinde 21 yaşındadır ve aralarında 25 yaş fark vardır. Yazarın yanında kâtip olarak başlamadan evvel stenograflık okulunu birincilikle bitirmiştir Anna. Dostoyevski’nin henüz proje halindeki karakterlerini, eserlerini danışıp ondan fikir alacağı zevke sahiptir. Rusya’nın ilk kadın pul koleksiyoncusu odur. Birlikteliklerine son derece sadıktır Anna. 22 Şubat 1868, evliliklerinin birinci yılının sonunda Dostoyevski’ye bir kız çocuğu verir. 3 aylıkken ölen Sofia bebek, ailenin büyük bir travması olur. Dostoyevski Büyük Bir Günahkârın İtirafları adlı eserini bu olaydan sonra yazmaya koyulur. Daha sonra bir kızları daha olur, 1869 doğumlu Lyubov’un uzun ömrü olacak,o da ileride babası gibi yazar olacaktır. Çiftin iki de erkek çocuğu olur: Fyodor ve Aleksey. Yazık ki bir evlat acısı daha yaşarlar; Aleksey’de 3 yaşında ölür. Bu sırada Anna, aynı zamanda Dostoyevski’nin ilk biyografisi olarak kabul edilen günlüklerini yazmaktadır.
Doğrusu kumar Dostoyevski’nin hiç vazgeçmediği tutkusuydu. Birçok kez yüz kızartıcı kayıplara ve borçlara vesile olan illetten ötürü yazar en derin suçluluklarını, pişmanlıklarını, “günahlarını” yaşadı. Yine kendisinden bir söz bu tutkunun boyutu hakkında oldukça fikir verici: “Bu oyunun (rulet) sırrını biliyorum. Kendini oyunun içine atarsan geleceği görürsün.”