Ana Sayfa 234. Sayı Entelektüel ve aydın farkı

Entelektüel ve aydın farkı

135

Nilüfer Tekin

TDK sözlüğünde: Entelektüel, aydın, fikir sorunlarıyla ilgili; münevver, aydın kimse; aydın, kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli kimse, münevver, ziyalı, entelektüel olarak tanımlanmıştır.
Görüldüğü gibi TDK sözlüğünde entelektüel, münevver ve aydın kavramları aynı anlamlarda kullanılmıştır. Oysa bunların arasında farklar vardır.
Entelektüel; genellikle çok okuyan, araştıran, yazan, kültürlü kişiler için kullanılır. Entelektüele, eliyle iş gören insandan ayırt edilerek aklıyla iş gören anlamında kafa işçisi de denir.
Entelektüeller dört gruba ayrılabilir: Bilgi ve düşüncelere meraklı, ilgili kişiler (entelektüel kişilik). Bilgi ve düşünceleri aktaran, yayan kişiler (ezberci nakilciler). Bilgi ve düşünce üreten kişiler (yaratıcı üretici akılcılar). Bilgi ve düşünceyi uygulayan kişiler (uygulayıcılar)
Entelektüeller bu niteliklerden birine ya da hepsine sahip olabilirler. Bu nitelikler ortalama sıradan insanı aşan olumlu bir özellikler olduğu için entelektüel kavramı da bir değer yargısı içerir. Entelektüeller her sınıftan, her ideolojiden olabilirler; her kesim entelektüel kavramını yaklaşık aynı tanımlar, bu açıdan nesneldir.
Aydın ise her çağda, çağının en ileri düşüncelerini benimsemiş ya da çağını aşmış, bu düşüncelerle aydınlanmış, çevresini ve toplumu bu düşüncelerle aydınlatan entelektüellerdir.  Aydın, bilgi ve düşüncelere, bilinmeyenlere meraklı, okur, yazar, düşünür, sorgular, eleştirir, itiraz, eder, reddeder, yeni bilgi ve düşünce üretmese de mevcut bilgilerin ve düşüncelerin en ileri olanlarıyla toplumu aydınlatma mücadelesi verir.
Aydın kavramını da her sınıfsal ve ideolojik kesim kendi entelektüelleri ya da entelektüellerinden bazıları için kullanır. İslami kesim, etnik/ırkçı kesim, liberal kesim, sosyalist kesim aydın kavramından bu ideolojilerle aydınlanmış, kendi ideolojisini, kesimini yücelten, diğerlerini aşağılayarak, suçlayarak, dışlayarak düşmanlaştıranları, bunu topluma yayıp benimsetenleri, kendilerince toplumu kendi ideolojileriyle aydınlatanları kasteder.
Ancak, diyalektik ve tarihsel materyalizm açısından gerçekte öyle değildir. Gerçekte her çağda toplumun egemen ideolojisini ileri yönde aşmış olanlar ve bunu topluma yayanlar o çağın aydınlarıdır. Ancak herhangi bir çağda evrimsel olarak artık aşılmış, geride kalmış tarihsel bir ideolojiyi, sistemi aydınlanma, aydınlatma gibi savunup yaymaya çalışmak aydın olmak değildir.
Sözcüklere anlam veren ortaya çıktığı dönemler ve koşullardır. Kavramlar da evrime uğrar.
Dinin değil, aklın, bilimin esas alınmaya başlandığı Aydınlanma döneminde, dinin etkisinden, tabulardan, önyargılardan, hurafelerden kurtularak kendi aklını, bilimi, insanı ve bu dünyayı esas almaya başlayan aydın entelektüeller ortaya çıkmıştır.
İslami kesim aydın kavramından İslam’la nurlanmış, yani aydınlanmış, aydınlatan kişileri kasteder. Bunlara Arapça münevver denir. Münevver kavramı Osmanlı döneminde Batı aydınlanmasının etkisiyle anlam değiştirmeye başlamış, Batı aydınlanmasından etkilenenler bunu dinsel inançlar karşısında körü körüne inanmak yerine aklını kullananlar, sorgulayanlar, dinsel inançların etkisinden kurtulanlar, bunları reddedenler, Tanrı ve yeryüzündeki temsilcisi krallar, sultanlar, din adamları yerine halkın egemenliğini, ümmet yerine halkı, kul yerine bireyi, insanın ve aklın gücünü, önemini kavrayanlar için kullanılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet’le birlikte de münevver yerine aydın kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Batı’da ise entelektüel kavramı aydınlanmanın getirdiği yeni anlamlar kazanarak kullanılmaya devam edilmiştir. Münevver kavramı İslami kesim için hâlâ dinin etkisinde bir dinsellik içerirken, aydın, dinselin etkisinden kurtulup kendi aklını özgürce kullanmayı ifade eder.
Entelektüel ve aydın farkını insanlığın düşünsel evrimine, sosyo-ekonomik toplumsal yapıların evrimine bakarak daha iyi anlayabiliriz.
Bilindiği gibi insanlık günümüze kadar belli evrelerden geçmiştir. İnsanlık sosyo-ekonomik toplumsal yapı olarak ilkel-komünal (avcı-toplayıcı toplum), köleci, feodal (tarım toplumu), kapitalist (endüstri toplumu), sosyalist, komünist gibi belli sosyo-ekonomik toplumsal yapılardan, aşamalardan ve evrelerden geçerek ilerlemektedir.
İnsanlık dinsel açıdan; animist/ruhçu, pagan/çok tanrılı, teist/dinci, deist/dinsiz ve ateist/tanrısız olarak evrimleşmiş, gelişmiş ve ilerlemiştir.
İnsanlık devlet şekilleri ya da türleri açısından kabileler, şehir devletleri, din devletleri/imparatorluklar, etnik/milliyetçi/ulusal devletler, sosyalist/komünist devletler olarak ilerlemiştir.
Bu evreler birbirine paralel olarak ilerlemiştir. Örneğin ilkel-komünal toplum avcı-toplayıcıdır, animist/ruhçudur ve kabileler halinde yaşar. Her evre bir önceki evreye göre ileri, bir sonraki evreye göre geridir.
Tüm bu ayrışmalar, sınıflandırmalar, kesimler ve seviyeler kesin sınırlarla ayrılmaz, geçişkendir. Biri bitmeden bir diğeri başlayabilir, eski ve yeni, bir süre birlikte var olabilir, birinden diğerine geçiş ve dönüşme kafada bir şimşek çakması ya da devrim gibi kısa sürede olabileceği gibi daha uzun zamanla, evrimle de gerçekleşebilir. Bir entelektüel birden fazla grubun niteliklerini taşıyabileceği gibi arada kalanlar, sentezciler olabilir, ya da bir grup ve seviyedeki bir entelektüel daha üst bir seviyeye ya da daha alt seviyeye geçebilir.
İnsanlık bir evreden diğerine toptan geçmez.
Bu evrim sürecinde bazı toplumlar ve insanlar en geride kalmıştır, bazıları gelişmektedir, bazıları ise insanlığın günümüzde geldiği gelişim aşamasının en ileri seviyesindedir. Ayrıca toplumlar düz bir şekilde ilerlemezler, duraklayabilirler, ilerleyebilirler, ilerledikleri halde geçici olarak tekrar gerileyebilirler, bazı yönlerden ileri bazı yönlerden geri olabilirler.
Günümüzde de her toplumsal yapı mevcuttur ve her toplum yapısının ve her toplumun kendi kültürlerine, ideolojilerine, rejimlerine göre entelektüelleri ve aydınları, gericileri, tutucuları ve ilericileri vardır.
Herhangi bir evrede ya da evreler ilerledikçe bu ideolojilerin ve evrelerin hepsi aynı anda görülebilir, bu toplumsal yapıların her biri günümüzde de bulunmaktadır, ancak her evrenin egemen toplumsal yapısı ve inancı vardır. Herhangi bir evrede o evrenin egemen ideolojisini aşanlar o toplumun aydınlarıdır. Günümüzde egemen sosyo-ekonomik toplumsal yapı ve ideoloji neoliberalizm/kapitalizm/emperyalizmdir. Bu evrede herhangi bir dinsel inancı, etnisiteyi, din devletini, etnik devleti, liberal/kapitalist/emperyalist devleti savunanlar ilerici aydın değil, tutucu, muhafazakâr ya da gericidir, bir sonraki ve ileri evre olan sosyalist/komünist yapıyı ve devleti savunanlar ise ilerici, solcu ve aydındır.
Herkes, her entelektüel ve aydın bilinçli ya da bilinçsiz, ideolojiler ve sınıflar henüz adlandırılmamış olsa da insanlığın başlangıcından beri, hatta hayvanlık evremizden beri bir ideolojiye ve sınıfa dahildir. Hayvanlık evremizde de ilericiler, gericiler, tutucular, ezenler, ezilenler vardır.
Yine kendi dönemlerinde farkında olmasalar da, bu kavramlarla nitelenmemiş olsalar da her evrenin, toplumun kendilerine göre entelektüelleri ve aydınları olmuştur. Hayvanlık evremizde bile örneğin alet kullanmaya başlayanlar, daha verimli topraklara göç etme cesareti gösterenler, daha az şiddet gösterenler, daha adil davrananlar, barış sağlayanlar vs o grubun aydınları sayılabilirler.
Önemli olan insanların, entelektüel ve aydınların dahil oldukları ideolojinin kendi dönemlerine göre gerici mi, tutucu mu, ilerici mi olduğudur.
Her evredeki entelektüeller kendi evrelerinin ya da toplumunun egemen ideolojisini olduğu gibi kabul ediyor ve değişmesini istemiyorsa tutucu, muhafazakâr ve sağcı; egemen ideolojinin geri yönlerini, ya da daha gerideki bir evrenin egemen ideolojisini savunuyorsa gerici, sağcı; egemen ideolojinin ilerici yönlerini, ilerici yenilikleri ya da daha ileri evredeki bir ideolojiyi savunuyorsa ilerici, solcu ve aydındır.
Entelektüeller ve aydınlar kendilerini konuşarak, yazarak, sanatla, ya da eylemle, bu ifade şekillerinin biri ya da hepsiyle ifade edebilirler.
Entelektüel ve aydınlar her meslekten olabilir, meslek içi ya da dışı çalışmalar yapabilirler, meslek bilgilerini aşan yaratıcı, üretici çalışmalar yapabilirler, bilgi ve düşünce birikimine, toplumun gelişmesine katkıda bulunabilirler. Bunlar da aydın entelektüel kabul edilebilirler.
Herkes gibi sanatçılar da entelektüel ve aydın entelektüel olabilir. Resim, müzik, heykeltıraşlık, mimari, sinema, tiyatro vs hemen her sanat dalı, her sanat ürünü, ideolojik, siyasal ve sınıfsal bir anlam taşır, sanatçıların da ezbercileri, yaratıcıları, ilericileri gericileri olur.
Her entelektüel aydın olmaz, ancak kendisini ve toplumu aydınlatan her aydın az çok entelektüeldir.
Entelektüel kavramının ortak bir tanımı ve anlamı olur, ancak aydın kavramının ortak bir tanımı olsa da bunu farklı kesimler farklı anlamlandıracak, farklı açıklayacaktır. Doğrusu ise diyalektik ve tarihsel materyalizm açısından yapılan tanımlar ve açıklamalardır.
“Ama bu sosyalistler, ateistler açısından böyle” denirse, insanlığın ilerlemesinin evreleri ve evrimi reddedilmiş, doğru-yanlış diye bir şey olmadığı, her ideoloji ve herkesin söylediği aynı doğrulukta eşit kabul edilmiş, postmodernizme düşülmüş olur.
Sonuç olarak entelektüel olanla olmayan arasında keskin bir sınır olmadığı gibi entelektüel ile aydın arasında da keskin bir sınır yoktur, çünkü her şeyde olduğu gibi bu kavramlar da kendi içlerinde derecelenir ve birbirine geçer ve çeşitli kombinasyonlar, sentezler ortaya çıkar. Entelektüeller ilerici de olabilir, gerici de, ancak aydınlar her dönemde ilerici olan entelektüellerdir. Günümüzde aydın, entelektüellerin Batı aydınlanması değerlerini benimsemiş ilerici olanlarına ve bunu topluma yaymaya çalışanlarına denir. Batı aydınlanmasına, dinin etkisini aşmış anlamında dinsel aydınlanma denebilir. Diyalektik ve tarihsel materyalizme, sosyalizme ulaşmış olmaya da sosyalist aydınlanma denebilir. Bu da Batı aydınlanmasından sonraki daha ileri evredir.

Aydın sorumluluğu
Dinlerin insan ürünü olduğunun bilincinde olanların halkın din ile aldatılmasına ses çıkarmaması, dinsel, cinsel, ekonomik sömürülmesine karşı çıkmaması, bunu laiklik olarak, dinsel inanç özgürlüğü olarak görmesi ne kadar doğru, ne kadar ahlaki, ne kadar vicdanidir?
Önce kendisini tanımalı, kendisini bilmeli, kendisini aydınlatmalı insan. Kendisini aydınlatmakla kalmamalı, çevresini, toplumu aydınlatmaya çalışmalı. Yönetilemez duruma düşmüş toplumların düğümlenmiş sorunlarını analiz etmeye, çıkış yolları ve geleceği göstermeye çalışmalı. Aydın, içinde bulunduğu toplumun meşalesi, rehberi yol göstereni olmalı. Kimseye minneti olmamalı, biat etmemeli ve kimseden korkmamalı, devrimci olmalı. Aydın içinde yaşadığımız sömürenlerden, patronlardan, zenginlerden yana olan emekçilerin iliğini kemiğini sömüren bu kapitalist sistemde sömürülenlerden, emekçilerden, halktan yana olmalı, bu sistemin, düzenin değişmesi için mücadele etmeli.
Aydınlar halka kurtuluşu anlatır, uyuşuk toplumları uyandırır, öz bilinci kazandırmayı hedefler. Çünkü büyük medeniyetler ve görkemli sıçramalar öz bilinçle yapılabilir. Aydınlar halka hakikati haykırır, harekete liderlik eder ve topluma ileri gitmeyi öğretir.
Sorumlu aydın; dünya, toplum ve tarihteki konumunun sorumluluğunu bilen kişidir. Dünya ile ilişkisinde ahlaklı davranmaktan sorumludur. Toplumla ilişkisinde toplumun gelişiminden sorumludur. Topluma bilinç kazandırıp hangi yöne nasıl gidileceğini gösterir.
Aydınlanmak çok emek isteyen sancılı zorlu bir süreçtir, ancak toplumu aydınlatmak çok daha zorlu bir süreçtir. Çoğunluk anlayamaz ya da reddeder. Ancak çok küçük bir azınlık anlar, aydınlanır ve bu aydınlanmayı gelecek nesillere taşımayı dava, misyon edinir. Bu aydınlanmayı topluma, gelecek nesillere aktarmak da aydın sorumluluğudur. Bu sorumlulukları uğrunda güçten ve kendi hayatından vazgeçer. Albert Einstein’ın “önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur” sözüyle kastettiği de budur.
Düşünelim; diyalektik düşünelim, tarihsel düşünelim, doğayı, insanı, toplumu doğaüstüne başvurmadan açıklamak anlamında materyalist düşünelim ve düşünmekten korkmayalım. İlerici, aydın entelektüellerin katledilmesi ilerlemenin bedellerindendir. Düşünceleri ifade etmek tehlikeli ve bedeli olsa da düşünmek bedava. Düşünürsek ifade etme fırsatı da bulabiliriz, ancak düşünmezsek fırsat bulduğumuzda düşüncemiz olmayabilir.
Vedat Türkalı’nın dediği gibi “düşündüğünü söylemekten korkmaya başladı mı kişi; düşünmekten de korkmaya başlar”.

Entelektüel yalnızlık
Sorgulama, eleştiri, muhaliflik, yeni bilgilerin peşinden koşma süreci bir yerde entelektüeli aydınlanmaya, kendine ve toplumuna yabancılaşmaya, toplum ve iktidar tarafından dışlanmaya doğru iter. Aslında bu yabancılaşma ve yalnızlık, toplumdan, iktidardan farklılaşarak gelinen seviye istem dışı olduğu için ve entelektüelin okuyup düşünebilmesi için bir zorunluluktur.  Entelektüel de sıradan insanların yaşadığı gibi yaşayamaz, yalnız kalıp okumak, düşünmek ister, yalnız kalmazsa bunları yapması zorlaşır. Dolayısıyla o da ister istemez insanlarla çok sık görüşmek istemez, onları dışlar.
Entelektüel için sorgulamanın amacı da zaten insanı kendi kendisinden koparmak, kendisine yeni düşünceler katmaktır. Sahip olunan bilgi, suya sabuna dokunmayacaksa, sahibinin yolunu kaybetmesini, şaşırmasını, sarsılmasını, doğru yolu aramasını sağlamayacaksa, bilgi peşinde koşmanın ne kadar anlamı olabilir ki?
Aydın entelektüel yalnızlığı toplum ve mevcut iktidar tarafından dışlandıkları için eleştirenler reddedenler olsa da ilerlemeyi sağlayanlar entelektüel aydınlardır. Ayrıca başkalarının düşünemediklerini düşünebilmek, topluma faydalı olabilmek insanın en büyük mutluluklarındandır. Dolayısıyla aydın entelektüel yalnızlığı değerli, gururlu bir yalnızlıktır.

Önceki İçerikBüyüleyici kanıtlar
Sonraki İçerikGörüşme (mülakat) tekniğinin gücü ve zayıflıkları