Ana sayfa 70. Sayı Ahlakın ilk temellendiricileri Yedi Bilgeler

Ahlakın ilk temellendiricileri Yedi Bilgeler

198
PAYLAŞ

Yunanistan’da ilk felsefe etkinliklerini Hesiodos’dan bir yüzyıl kadar sonra Yedi Bilgeler olarak bilinen ilk ahlakçılar başlattılar. Gerçekte düşüncelerini özdeyişler biçiminde ortaya koyan bu kişilerin birer filozof olmaktan çok felsefeyi başlatan düşünürler olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gerçekte onlar iktisadi ve toplumsal dengeleri gittikçe bozulan, buna bağlı olarak ahlak açısından büyük sorunlar yaşayan Yunanistan’ın kuralkoyucuları oldular. İlk gerçek felsefe tarihçisi Diogenes Laertios yedi kişiyi şöyle sayar: Kleobulos, Solon, Khilon, Pittakos, Thales, Bias, Periandros. Listeye iskit filozofu Anakharsis’i, Khen’li (Peloponnesos) Myson’u, Syros’lu Pherekydes’i, Knossos’lu (Girit) Epimenides’i de katar.

Afşar Timuçin

 

Felsefeyi başlatan yunan uygarlığı buna bağlı olarak ahlak düşüncesinin de felsefi anlamda kurucusu olmuştur. Her toplumun belirgin ya da örtülü felsefi bakış açıları ve ona bağlı olarak ahlak anlayışları vardır. Bilgi sorunlarını ve ahlak sorunlarını ya da genel anlamda evren ve insan sorunlarını ussal çerçevede tartışan ilk düşünce etkinliği eski Yunanistan’da ortaya çıkmıştır. Çeşitli felsefe metinleri bize bir yunan mucizesi gerçeğinden sözederler. Her şey olağanüstü görünümler ortaya koyan çok pırıltılı bir etkinlikte gerçekleşmiş olsa bile sorunun bir mucizeyle değil de kültür birikimleriyle ilgili olduğunu benimsemek gerekir. Doğu uygarlıkları diye bilinen eski uygarlıkların zamanla yunan topraklarında kesişen ve dönüşen etkileri ussal çerçevede ilk düşünce etkinliklerini oluşturmuştur. Her zaman böyle olmuştur: felsefe karmaşıklaşan toplumlarda bir yaşamı tartışma eğilimi olarak ortaya çıkmıştır. Felsefenin Yunanistan’da çiçeklenmesinin bir nedeni yunan toplumunun doğu uygarlıklarının kalıtçısı olmasıysa bir nedeni de bu toplumun aşırı çokyapılı toplumsal-siyasal özellikleridir, bir başka nedeni de verimsiz coğrafi yapısıdır. Bu karmaşık toplum başta felsefe olmak üzere kültürün değişik alanlarında önemli bir etkinliği gerçekleştirirken siyasal bütünlüğünü kuramamış olmanın sonucunda tarihten silinmiştir. Peloponnesos savaşları (431-404) diye bilinen iç savaş bir türlü bütünleşememiş olan Yunanistan’ın sonunu getirdi ve “Hellas”ı bitirdi. Helenlik dönemi böylece sona ermiş, Helencilik dönemi başlamış oldu.

Yunan felsefesinin ilk dayanaklarını yunan mitolojisinin verimli kaynağında aramak doğru olur. Her mitoloji bir felsefe için gerekli düşünsel güçleri derinlerinde taşır. Mitolojiden felsefeye geçilecekse bir geçiş dönemi yaşanacaktır, bu geçiş dönemi ussal olanla imgelemsel olanın içiçe yaşandığı bir dönemdir. Mitolojinin içindeki derin ussallığı ya da örtülü felsefeyi hiçbir zaman gözden uzak tutmamak ve hafife almamak gerekir. MÖ VIII. yüzyılda Boiotia’lı (Korinthos körfezinin güneydoğusunu kaplayan bölge) çiftçi-şair Hesiodos Theogonia’sında evrenin türüm yoluyla oluşumunu ve tanrıların soyağacını çıkarırken mitolojinin felsefeye doğru açılımını gerçekleştiriyordu. Yunanistan’da ilk felsefe etkinliklerini Hesiodos’dan bir yüzyıl kadar sonra Yedi Bilgeler olarak bilinen ilk ahlakçılar başlattılar. Gerçekte düşüncelerini özdeyişler biçiminde ortaya koyan bu kişilerin birer filozof olmaktan çok felsefeyi başlatan düşünürler olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gerçekte onlar iktisadi ve toplumsal dengeleri gittikçe bozulan, buna bağlı olarak ahlak açısından büyük sorunlar yaşayan Yunanistan’ın kuralkoyucuları oldular. Düşünceleri oldukça basitti ya da tam anlamında derinliksizdi. Ne var ki sömürgecilikle gelen büyük zenginliklerin ve büyük yoksullukların bir çatışkılar ortamı durumuna getirdiği bir toplumda onlar birer denge uzmanı olmaya bakıyorlardı. Yedi Bilgeler’in sayısı ve kim oldukları pek belirgin değildir. Yedi kişilik liste değişkendir. İlk gerçek felsefe tarihçisi Diogenes Laertios yedi kişiyi şöyle sayar: Kleobulos, Solon, Khilon, Pittakos, Thales, Bias, Periandros. Diogenes Laertios listeye iskit filozofu Anakharsis’i, Khen’li (Peloponnesos) Myson’u, Syros’lu Pherekydes’i, Knossos’lu (Girit) Epimenides’i de katar. Ayrıca Yedi Bilgeler’in ahlaki kaygıları o listede adı geçmeyen Miletos’lu Phokylides’de ve Megara’lı (Atina’nın batısında) Theogonis’de de vardır. Yedi Bilgeler’in kim olduklarıyla ve düşünceleriyle ilgili bilgileri Diogenes Laertios’dan alıyoruz.

Yedi Bilgeler’i gösteren bir çizim (Nuremberg Chronicle).

 

Kleobulos

Lindos’lu (Rodos), bir görüşe göre de Karia’lı (Güneybatı Anadolu) Kleobulos, Evagoras’ın oğluymuş, Herakles’in soyundan geliyormuş. Güçlü kuvvetli ve çok yakışıklı bir adammış. Mısır’da felsefe öğrenimi görmüş. Üç bin dize yazmış, bu dizeler oldukça karanlık dizelermiş. Frigya kralı Midas’ın mezar taşındaki şu dizeleri de onun yazdığı söylenir: “Bronzdan bir bakireyim Midas’ın mezarında. / Su aktıkça, ağaçlar boy attıkça, / Doğan güneş ve parlak ay ışıklarını saçtıkça, / Irmaklar aktıkça ve deniz dalgalandıkça, / Burada kalacağım, bu mezarın üstünde ağlayarak, / Geçenlere diyeceğim Midas burada yatıyor.” Şair Keos’lu (Ege’de Kyklades adalarının en batıda olanı) Simonides Kleobulos’un bu dizeleriyle alay eder: “Aklı başında hangi adam benimser / Lindos’lu Kleobulos denen adamı, / Bir yontunun yaşamını / Bitmez tükenmez ırmaklara, / İlkyaz çiçeklerine, / Güneşin ışığına ve parlak aya, / Denizin dalgalarına benzetiyor! / Bu olgular bir tanrının işidir ve taş / İnsanların eliyle yontulmuştur. / Deli inanır buna.”  Kleobulos yetmiş yaşında ölmüş, mezar taşına şunlar yazılmış: “Bilge Kleobulos öldü, dört yanı denizlerle çevrili ülkesi Lindos ona gözyaşı döküyor.” Yunan düşüncesinin en güzel orta yer kavrayışını ortaya koyan “Ölçü her şeyin en iyisidir” sözünü de Kleobulos söylemiş. Diogenes Laertios bize Kleobulos’un Solon’a yazdığı şu mektubu aktarır: “Pekçok dostunuz var, onlardan herbirinin kendi evi var. Ama inanıyorum ki Solon demokratik bir yönetimi olan Lindos’da oturmak isteyecektir. Burası bir adadır ve burada yaşayanların Peisistratos’dan korkusu yoktur. Kısacası bütün dostlarınız, kim olursa olsun, ve siz buraya gelebilirsiniz.”

Yedi Bilgeler’den bu arada Kleobulos’dan bize özdeyişler kalmıştır. Yedi Bilgeler’in özdeyişleri için kaynak Phaleron’lu (Atina’nın limanı) Demetrios’dur (350-283). Atina’lı ünlü söylevci ve devlet adamı Demetrios, Aristoteles’in ölümünden sonra Lykeion’un başına geçen Theophrastos’un öğrencisi ve arkadaşıydı. Atina’yı on yıl (317-307) yönetti. Kleobulos’un özdeyişlerinden örnekler verelim:

– Ölçü her şeyin en iyisidir.

– Babaya saygı göstermek gerekir.

– Beden ve ruh sağlığı için kendimize özen gösterelim.

– Çok bilmek iyidir, bilmemek değil.

– Yurttaşlarına en iyi öğütleri ver.

– Dilini tut.

– Şiddetle hiçbir şey yapma.

– Çocuklarını eğit.

– Kinlerine bir nokta koy.

– Halktan tiksineni halk düşmanı belle.

– Başkalarının yanında ne karınla didiş ne onu okşa; birincisi en kötü şeydir ama ikincisi çılgınca bir tutkuya yol açabilir.

– Sarhoş durumdaki kölelerini cezalandırma, yoksa seni de sarhoş sanırlar.

– Kendinle aynı durumdaki bir kadınla evlen; çok zengin bir kadın aldın mı yakınların değil efendilerin olur.

– İyi durumdayken büyüklük taslama, kötü durumdayken kendini hor görme.

 

Solon

Solon (640-588) Atina’lıdır, Salamin (Salamis) kökenlidir. Eksesestidas’ın oğludur. Atina’lı düzenlemeci ve yasakoyucu Solon arkhon olunca sürgünler ve siyasi mahkumlar için af çıkardı. Köylülerin borç yükünü azaltan ve daha başka yenilikler de getiren Seisakhtheia (“yükün atılması” anlamında) yasasını çıkardı. Bundan böyle insanlar borçları yüzünden köleleştirilemeyeceklerdi. Solon toprak mülkiyetine sınırlar getirdi. Geleneksel ailenin (genos) gücünü kırdı: aile başkanlarının çocukları üzerindeki haklarını sınırladı (yaşam ve ölüm hakkı, kızını satma hakkı, oğlunu evden kovma hakkı). Aylaklığı para cezasına bağladı. Tartı ve ölçüde yenilikler yaptı. Köy yasaları çıkardı (kurtların yokedilmesi, çeşmeler yapılması, ağaç dikilmesi). Diogenes Laertios onun çıkardığı yasaların sayılamayacak kadar çok olduğunu ve yasaların döner tablalar üzerine yazıldığını söyler. Solon halkın çok sevdiği bir devlet adamıydı. Halk onu tiran yapmak istedi, ancak o bunu hiç istemedi. Tiran olmak için çaba gösteren Peisistratos’u da bütün gücüyle engellemeye çalıştı. Peisistratos 560’da iktidarı zorla ele geçirdi. Solon Dörtyüzler Meclisi’ni kurarak soyluların oluşturduğu meclisin gücünü kırmak istemişti. Ancak Solon Peisistratos tehlikesini kimselere anlatamadı.

Atina’lı düzenlemeci ve yasakoyucu Solon’un bir heykeli.

Mecliste yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Pekçoğunuzdan daha bilgeyim, pekçoğunuzdan daha yürekliyim. Peisistratos’un kötü oyunlarını anlamamış olanlardan daha bilgeyim, bu oyunları bilen ama korkudan ağzını açamayanlardan daha yürekliyim.” Çokları onu deli diye görme eğilimindeydi. O buna karşı kendini bir şiirinde şöyle anlatmaya çalıştı: “Ben deliysem yurttaşlar yakında siz de deli olacaksınız. / Deli olacaksınız gerçeklerle yüzyüze geldiğiniz zaman.” Solon konuyla ilgili olarak şu şiiri yazmıştır: “Kar ve dolu getiren fırtınalar bulutlardan gelir, / Gökgürültüleri koyulur dupduru gökte, / Kentler çok zaman güçlülerin elinde yokolur, / Halk bir tiranın kölesi olur cahillikle.” Solon anlayışsızlıklardan bıkıp Mısır’a ve Kıbrıs’a gitmiş. Daha sonra bizim Karun diye bildiğimiz kralın, Lydia’nın zenginliğiyle ünlü kralı Kroisos’un (Krezüs) yanında bir süre kalmış. Daha sonra Sicilya’da bir kent kurmuş. Kente Solon’un adından giderek Solos adı verilmiş. Solon, Solos’a Atinalıların yerleşmesini sağlamış. Peisistratos tiran olunca Solon Atinalılara şu şiiri yazmış: “Kendi yanlışınız yüzünden mutsuzsanız / Suçu tanrıların üstüne atmayın. / Önderlerinize yönetimi veren sizsiniz. / Bu yüzden sefil köleler oldunuz. / Şimdi bir tilkinin izini sürüyorsunuz. / Bomboş bir kafanız var. / Çeneye kuvvet boş sözler üretiyorsunuz. / Yapıp ettiklerinizle ilgili hiçbir kaygınız yok.” Solon’un özdeyişlerinden örnekler verelim:

– Acı veren hazlardan uzak dur.

– Yalan söyleme doğruyu söyle.

– Kendini onurlu olana ada.

– Dostlar edinmekte acele etme, dostların olduğunda denedim diye onları itme.

– Başeğmeyi bildiğin zaman yönetmeyi bileceksin.

– Yurttaşlarına en hoş olanı değil en iyi olanı öner.

– Kötülerle düşüp kalkma.

– Tanrıları izle.

– Dostlarına saygı göster.

– Yakınlarını onurlandır.

– Usu yolgösterici yap.

– Her gördüğünü söyleme.

– Biliyor olsan da susmayı bil.

– Yakınlarına karşı yumuşak ol.

– Görünmezi görünüre göre belirle.

Solon’u, bizim Karun diye bildiğimiz, Lydia’nın zenginliğiyle ünlü kralı Kroisos ile (Krezüs) gösteren bir tablo.

 

Khilon

Sparta’lı Khilon, Damagetes’in oğludur. Kleobulos gibi onun da doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. Beş ephoros’dan yani her yıl seçilen beş yüksek dereceli yöneticiden biriydi. MÖ VI. yüzyıla doğru Sparta’nın gelişiminde büyük katkıları oldu. Sparta’da iki düşman ailenin temsilcisi olarak iki kral vardı, Khilon kralların ateşli düşmanlarındandı. Ephoros’lara kralları azletme hakkının verilmesini sağladı. İki yüz dizelik bir ağıt yazmış olduğu söylenir. Diogenes Laertios’a göre Khilon “İnsan geleceği görebildiği için büyüktür” dermiş. İleri yaşlarında iyiden iyiye zayıflamış. Olimpiyat oyunlarında yumruk kavgasında oğlu birinci gelince yüreği bu sevince dayanamamış ve ölmüş. Oyuna katılanların tümü bu çok sevilen kişiyi elleri üzerinde mezarına götürüp yatırmışlar. Diogenes Laertios bu olay üzerine şu şiiri yazmış: “Işığın taşıyıcısı Polydeukes’e sonsuz teşekkürler olsun. / Khilon’un oğlu yumruk kavgasında yaldızlı zeytin dalı kazandı. / Oğlunun taçlandırıldığını gören babası sevinçten öldüyse / Tanrılar onu cezalandırmadı, keşke ben de böyle bir ölümle ölebilsem.” (Şiirde adı geçen Polydeukes, Zeus ile Leda’nın oğlu ve Kastor’un kardeşi diye bilinir. Zeus’un bu iki kahraman oğlu Sparta’da sporun koruyucusu olan tanrılardır.) Onu temsil eden yontunun altında şu iki dize yazılıymış: “Savaşçı Sparta Khilon’u doğurdu, / Yedi Bilgeler’in en bilgesini.” Diogenes Laertios Khilon’un Periandros’a bir mektubunu bize ulaştırır: “Bana dışarıya bir sefer yapacağınızı ve sefere katılacağınızı yazıyorsunuz. Bana kalırsa mutlak bir yönetici kendi ülkesinden güvenli değildir ve bir tiran için o güzelim ölümünü evinde ölmek mutluluktur.” Yurttaşlarının gözünde Khilon bir kahramandı. Yurttaşları onun adına bir tapınak kurmuşlardı. Khilon’dan bize kalan özdeyişlerin bazılarını buraya alalım:

– Kendini tanı.

– İçerken çok konuşmamaya özen göster, yoksa yanlışlar yapmaktan kendini alamazsın.

– Özgür insanları tehdit etme, bu hiç doğru olmaz.

– Kimseleri çekiştirme, yoksa hiç hoşuna gitmeyecek sözler işitirsin.

– Dostlarınla yiyip içmeye gidiyorsan ağırdan al, başkalarının yardımına koşuyorsan acele et.

– Bir insana mutlu diyebilmek için onun ölümünü bekle.

– Büyüklerine saygılı ol.

– Başkalarının işleriyle yerli yersiz ilgilenenlerden kaçın.

– Bir yitim bir utanç verici kazançtan daha değerlidir; birinci durumda bir kere üzülürsün, ikinci durumda her zaman.

– Zavallılara gülme.

Sparta’lı Khilon, kentin her yıl seçilen beş yüksek dereceli yöneticisinden biriydi

– Evini iyi yönet.

– Dilin usundan öne çıkmasın.

– Öfkeni dizginle.

– Yolda yürürken acele etme, elini de kaldırma, bunu deliler yapar.

– Yasalara uy.

– Bir adaletsizlikle karşılaştığın zaman onu yapanlarla uzlaş, bir hakaret sözkonusuysa intikamını al.

 

Pittakos

Pittakos’un Louvre Müzesi’ndeki büstü.

Pittakos, Trakya kökenli Mytilene (Midilli) tiranıdır. Hyrradios’un oğludur. Atina’yla Mytilene arasındaki savaşta yararlıklar göstermiş bir komutandı. Yurttaşları ona çok güvendikleri için yönetimi onun ellerine bıraktılar. Pittakos on yıl bu görevde kaldı, devleti düzene koydu ve herkesçe çok sevildi. On yıl görev yaptıktan sonra çekildi, bundan sonra bir on yıl daha yaşadı. Yurttaşları ona bir toprak bağışlamışlardı, o bu toprağı tanrılara armağan etti. Diogenes Laertios, Pamphilios’un Anılar’ının ikinci cildinde Pittakos’la ilgili şu bilgiyi verdiğini söyler: Pittakos’un oğlu Pyrraios’u adamın biri bir berber dükkanında baltayla öldürür. Pittakos kendisine gönderilen katili bağışlar ve şöyle der: “Bağışlamak cezalandırmaktan daha değerlidir.” Pittakos tam anlamında bir şarap deposu olan Mytilene’de sarhoşluğu cezalandıran yasalar çıkardı. Diogenes Laertios onun yasalar üzerine bir yapıtı olduğunu yazar ve onun elli ikinci Olimpiyad’ın üçüncü yılında (569) öldüğünü söyler. Pittakos’un mezarında şunlar yazılıdır: “Seni yurdun doğurdu. / Kutsal Lesbos adası senin ölümüne ağlıyor ey Pittakos.” Pittakos kendisini Sardes’e çağıran Krezüs’e (Kroisos) şu satırları yazar: “Zenginliklerinizi göreyim diye beni Lydia’ya çağırıyorsunuz. Onları görmemiş olsam da Alyattos’un oğlunun tüm krallardan daha çok altına sahip olduğuna inanıyorum. Sardes’e gitsem ne geçecek elime? Altına gereksinimim yok. Benim bana yetecek altınım var ve dostlarım var. Gene de konuksever bir insanı tanımanın zevkini elde etmek için gideceğim.” Şu özdeyişler onundur:

– Uygun zamanı kollamayı bil.

– Yapmayı tasarladığın şeyi söyleme, beceremezsen gülerler.

– Dostların olsun.

– Başkasında hoşgörmediğini sen yapma.

– Zavallı birine kötü söz söyleme, o durumda tanrının intikamı işe karışır.

– Emanet aldığını geri ver.

– Sana başkalarının yaptığı küçük terslikleri hoş karşıla.

– Ne dostunun kötülüğünü söyle ne düşmanının iyiliğini. Böyle bir şey düşüncesizlik olur.

– Geleceği kestirmenin büyük yararı var: geçmiş bellidir gelecek belirsiz.

– Karaya güvenilir denize güvenilmez.

– Kazanmanın sonu gelmez.

– Onur kazan.

– Saygı göstermeye çalış.

– Eğitimi, alçakgönüllülüğü, sakınıklığı, doğruyu, iyi niyetli olmayı, deneyimi, yatkınlığı, başkasıyla arkadaşlığı, dürüstlüğü, ev işlerine uyarlı olmayı, sanatı, sofuluğu sev.

 

Thales: Miletos okulunun kurucusu

Ahlak düşünürleri olan Yedi Bilgeler içinde bir tanesi, Thales, gerçek anlamda felsefenin başlatıcısı yani ilk adı olarak anılır. Yedi Bilgeler evren sorunlarıyla hiç ilgilenmediler, yalnız ahlak sorunlarına yöneldiler, oysa Thales’le başlayan gerçek felsefe insan kadar evreni konu edinecektir. Buna göre Thales hem köklü düşünceye yönelen bir filozof, hem evrenle ilgili araştırmalar yapan bir bilim adamı (elbette o zamanlar bir bilim ve felsefe ayrımından sözetmek olası değildir), hem de bir ahlakçıdır. Miletos’lu Thales, Eksamios’un oğludur. Kimilerine göre Fenike kökenlidir kimilerine göre de doğrudan Miletos’ludur. Diogenes Laertios’a göre Thales doğayı araştırmaya yönelmeden önce siyasetle ilgilendi. Aristoteles Thales’i felsefeyi maddi ilkelere dayandıran filozofların ilki olarak görür. Der ki: “Thales bu tür felsefenin kurucusudur ve Su’yun ilk ilke olduğunu söyler.” Bu görüşü Aristoteles’in öğrencisi Theophrastos da benimsemiştir. Felsefe tarihçisi Emile Bréhier bu konuda şunları söyler: “546’dan sonra İonia Perslere boyun eğdi ve koca Miletos kenti 494’den sonra yakılıp yıkıldı. Düşünce yaşamının merkezi değişti. Felsefenin Güney İtalya ve Sicilya’ya gittiğini görüyoruz. Sonunda, Med savaşlarından sonra, Perikles zamanında Atina Yunanistan’da yeni deniz taşımacılığı imparatorluğunun merkezi olduğu gibi düşüncenin de merkezi oldu. Bu durum Peloponessos savaşlarına kadar sürecektir. Bu gelişmede İonia’lılar başlıca rolü oynadılar; Büyük Yunanistan’ın ilk filozofları İonia’lı göçmenlerdi; bunun gibi İonia’lılar Atina’da da felsefenin ilk yayıcıları oldular. Bununla birlikte bu merkezlerin her birinde felsefi düşünce değişik özellikler kazandı.”

Pythagoras ile Thales birlikte (“The Beginnings of Greek Philosophy”den bir detay).

Buna göre Batı Anadolu’dan başlayıp ta Büyük Yunanistan’a yani Güney İtalya’ya giden ve oradan Atina’ya yansıyan felsefenin gerçek kurucuları İonia düşünürleri olmuştur. Bu devinimin başını çeken de elbet Miletos’lu Thales’dir. Diogenes Laertios’a göre Thales hiçbir yapıt bırakmamış olmalıdır. Kallimakhos, MÖ III. yüzyılda yaşamış olan bu İskenderiye’li şair onun Küçük Ayı’yı bulduğunu şu dizelerle anlatır: “Arabanın yıldızlarını ölçtü derler / Fenikelilerin deniz ulaşımını düzenlemekte kullandığı.” Bazı kaynaklara göre Thales’in iki yapıtı varmış. Bunlardan biri gündönümü üzerine öbürü gece-gündüz eşitliği üzerineymiş. Thales güneş tutulmalarını ve gündönümlerini önceden bildirirmiş. İlk gökbilimcinin Thales olduğunu düşünenler varmış. Ksenophanes ve Heredotos onun bu gökbilimci yanını övmüşler, bunu Herakleitos ve Demokritos da onaylamış. Ruhun ölümsüzlüğüne inanan ilk kişi Thales’miş. Thales’in gökbilimci yanını uzun uzun anlatan Diogenes Laertios matematikçi Thales üzerinde de durur. Thales Mısırlılardan geometriyi öğrenmiş ve bir dairenin içine bir dik üçgen çizen ilk kişi olmuş. Pamphilios’un görüşü buymuş. Ancak Apollodoros bu buluşu Pythagoras’ın yaptığı görüşündeymiş.

 

Yalnız yaşayan bilge

Herakleitos’un Klytos’dan taşıdığı bilgiye göre Thales iyiden iyiye yalnız yaşarmış. Bazı kaynaklara göre evlenmiş ve Kibissos adlı bir oğlu olmuş. Kimileri de onun hiç evlenmediğini ve kızkardeşinin oğlunu evlat edindiğini bildiriyorlar. Bir gün ona neden çocuk sahibi olmak istemediğini sormuşlar, “Bütün çocukları sevdiğim için” demiş. Annesi ikide bir onu evlenmesi için zorlarmış. O da “Daha zamanı değil” dermiş. Artık iyice yaşlandığında annesi son bir defa bu konuyu açmış ve şu yanıtı almış: “Artık zamanı değil.” Rodos’lu Hieronymos’a göre Thales zengin olmanın çok kolay bir iş olduğunu kanıtlamak için bir gün o yıl verimin çok olacağını anlayıp bir zeytinlik satın almış ve çok para kazanmış. Diogenes Laertios onunla ilgili olarak şöyle yazar: “Suyun şeylerin ilkesi olduğunu, dünyanın canlı ve ruhlarla dolu olduğunu düşündü. Yılın mevsimlerini bulduğu ve yılı üç yüz altmış beş güne böldüğü söylenir. Hiçbir hocanın dersini izlemedi, yalnız Mısır’da ülkenin rahipleriyle görüşürdü. Bu bağlamda Hieronymos onun piramitlerin gölgesiyle insan gölgesini karşılaştırarak piramitleri ölçtüğünü söyler.”

Thales üç şey için yazgıya teşekkür edermiş: hayvan değil insan olduğu için, kadın değil erkek olduğu için, barbar değil yunanlı olduğu için. Filozof bir akşam yıldızları gözlemek için evden çıkmış ve bir kuyuya düşüp ölmüş. Bunu gören ihtiyar bir kadın şöyle demiş: “Ah Thales ah, ayağının ucundakini görmüyorsun, ne işine senin göktekileri görmek.” Bir söylentiye göre de jimnastik oyunlarını izlerken aşırı sıcakta susuz kalmış ve ölmüş. Mezar taşında şunlar yazılıdır: “Bu mezar elbette çok küçük, / Ama onda yatanın ünü göklere çıktı, / Bilgelerin bilgesi Thales’in.” Diogenes Laertios bize Anaksimenes’in Pythagoras’a Thales’le ilgili olarak yazdığı mektubu aktarıyor: “Eksamios’un oğlu Thales ileri yaşta garip bir kaza sonucu öldü. Hep yaptığı gibi gece vakti hizmetçisiyle yıldızları gözlemek için evden çıkmıştı. Yıldızları gözlerken kendi kuyusuna düştü, kuyunun orada olduğunu unutmuştu. Bu gökbilimcinin ölümü Miletos’da işte böyle anlatılıyor. Bizlere gelince, bilgiye tutkun olan bizler bu adamın anısını sıkı sıkıya koruyoruz. Çocuklarımız, dostlarımız ve biz onun ilkelerini izliyoruz. Her konuşmanın başına Thales adını koymak gerek.”

Miletos okulunun kurucusu Thales, gerçek anlamda felsefenin başlatıcısı yani ilk adı olarak anılır.

 

Thales’in mektupları

Thales’in Syros’lu Pherekydes’e yazdığı mektup da şöyle: “Öğrendiğime göre Yunanlılara kutsal şeylerle ilgili bir İonia incelemesi sunmak için hazırlık yapıyorsunuz. Belki de yazdıklarınızı dostlarınıza okurken herhangi insanlara kendileri için hiç de yararlı olmayan yazıları okurken olduğundan daha bilgece bir tutum alırsınız. Uygun görürseniz araştırmalarınızdan yararlanmayı çok isterim ve beni çağırırsanız sizi olabildiğince çabuk gelip bulurum. Çünkü Girit’i ziyaret etmek için ve rahiplerle ve oranın gökbilimcileriyle görüşebilmek için denizi iki defa geçmiş olan biz, Atina’lı Solon ve ben, sizi görmek için denizi bir kere daha geçmekten geri duracak değiliz. Solon’dan sözediyorum, çünkü uygun görürseniz o da benimle gelecek. Siz bir yerleşiksiniz, İonia’ya pek az geliyorsunuz. Yabancıları görmeye gitmek sizin sevdiğiniz iş değil ve sanırım yalnızca yazmayı düşünüyorsunuz. Ama yazmayan bizler Yunanistan’ı ve İtalya’yı dolaşıp duruyoruz.” Thales, Solon’a da şu mektubu yazıyor: “Atina’dan gidecekseniz, sanırım Miletos’a gelip Atina’lı sömürgeliler arasına yerleşmeniz sizin yararınıza olur. Bunda sizin için hiçbir tehlike yok. Ama biz Miletos’luları bir tiran yönettiği için (ben sizin her türlü mutlak iktidardan tiksindiğinizi bilirim) bu geliş içinize sinmezse hiç değilse dostlarınız olan bizlerle birlikte olmak zevkine ulaşmayı düşünebilirsiniz. Bias’ın size yazdığını ve sizi Priene’ye çağırdığını biliyorum. Priene kentinde yaşamak size daha uygun görünüyorsa ben orada sizinle yaşamaya giderim.” Thales de bize özdeyişler bıraktı:

– Dostlarını anımsa, burada olsalar da olmasalar da.

– Dışını güzelleştirme, kendini yaşam biçiminle güzelleştirmelisin.

– Onursuz bir biçimde zenginleşme.

– Sana ant içerek bağlananlar karşısında sözlerinle çirkinleşmemeye özen göster.

– Onursuz olan her şeyi kaldır at.

– Yakınlarına yapacağın iyilikleri yaşlılığında çocuklarından bekle.

– İyi’yi tanımak zordur.

– En büyük doyum istediği şeyi elde etmektir.

– Aylaklık sıkıcıdır.

– Ölçüsüzlük bir kötülüktür.

– Bilgisizlik ağır bir yüktür.

– En değerli olanı öğren ve öğret.

– Zengin de olsan aylaklıktan kaç.

– Mutluluğunu gizle, kıskançlığı uyandırmaktan kaçınmak için.

– Acıma duygusu yaratmayacak biçimde davran.

– Hiç ayrım yapmadan herkese güven vermekten uzak dur.

– Yönetiyorsan kendini yönet.

Thales ilk büyük felsefe okulu olan Miletos okulunun ilk filozofudur. Evrenin ne’den ya da hangi ilkeden geldiğini araştırırken duyumcu düzeyde açıklamalar getiren Miletos filozofları, yaratma düşüncesinin olmadığı o zamanlarda türümcü bir anlayışı benimsediler. Thales her şeyin Su’dan geldiğini bildirirken öğrencisi Anaksimandros’a göre ilk ilke Apeiron’du yani sonsuz olandı. Anaksimandros’un öğrencisi Anaksimenes ilk ilkeyi Hava olarak belirledi. Bu İonia filozoflarına bir başka İonia filozofu, Ephesos’lu Herakleitos katılır. Her şeyin akıp geçtiğini, aralıksız bir akışın sözkonusu olduğunu bildiren Herakleitos da her şeyin kaynağına Ateş’i yerleştirdi. Buna göre İonia’lılar tüm açıklamalarını duyumsanan ögelere ya da duyu verilerine dayanarak yaptılar. Onların bu bakış açısı Büyük Yunanistan diye adlandırılan Güney İtalya’da Elea okulunun usçu anlayışında karşıtını bulacaktır. Her şeyin tanrılarla dolu olduğunu söyleyen Thales, Léon Robin’in de belirttiği gibi, özellikle filozof olarak ilgimizi çeker, onun bilim adamlığı Babil’de ve Mısır’da daha önce ortaya konmuş olan buluşların ve az sonra Pythagoras’çıların ortaya koyacağı bilgilerin ötesine geçer mi diye sorarsak buna evet demek kolay değildir. Ama toplumsal düzeyde ahlaki sorunlarla sarsılan bir toplum için Thales’in ahlakçılığı elbette belli bir ağırlık taşımaktadır.

 

Bias

Bir başka bilge Bias, Priene’lidir (İonia’da, bugün Aydın’ın Söke ilçesi yakınlarında) ve Teutamos’un ya da Teutamides’in oğludur. MÖ 570’e doğru dünyaya geldiği ve çok uzun yaşadığı sanılır. Hukukçu Bias çok iyi bir söylevciymiş, ancak sözü sanat yapanların tersine yalnızca doğrular adına konuşurmuş. Priene’nin yasalarını derlediği söylenir. Ölümü şöyle olmuş: gene söylev verdiği bir sırada bir an susmuş, başını torununun omzuna dayamış ve son uykusuna dalmış. Priene’liler ona görkemli bir cenaze töreni düzenlemişler. Bias İonia üzerine yaklaşık iki bin dizelik bir şiir yazmış, bu şiirde özellikle mutlu olmanın yollarını anlatmış. Priene’liler onun adına bir tapınak yapmışlar, tapınağın adını Tutameion koymuşlar. Bias’ın bize kadar gelen özdeyişlerinden bazıları şöyle:

Hukukçu Bias.

– İnsanların çoğu onursuzdur.

– Kendine aynada bak: güzel buldunsa onurlu bir biçimde davran, çirkin buldunsa doğanın eksikliğini onurlu bir biçimde davranışınla kapat.

– Bir işe girişirken yavaşlığı elden bırakma, ama iş başlayınca var gücünle çalış.

– Acelecilikten ve gevezelikten uzak dur, böylece yanlış yapmaktan kaçınmış olursun, yoksa yanlışlara üzülmek için çok beklemeyeceksin.

– Aptal da kötü de olma.

– Sakınmazlık etme.

– Sakınmayı sev.

– Yaptığın şeyi düşün.

– Saygılı bir dinleyici ol.

– Yeri gelince konuş.

– İyi bir iş yaptığın zaman onu tanrılardan bil, kendinden değil.

– Gençliğinde eyleme yaşlılığında erdeme bağlan.

 

Periandros

Korinthos’lu Periandros, Kypselos’un oğludur. Korinthos tiranıydı. Üretimi ve ticareti destekledi, köle satın almayı yasakladı. Onun zamanında Korinthos görülmemiş bir refah düzeyine ulaşmıştı. Bütün bu olumlu çabalarına karşın zalim bir yönetici olarak tanınmıştı. Periandros, Lyside’yle evlenmişti ama karısını Melissa diye çağırırdı. Ondan iki çocuğu oldu: Kypselos ve Lykophron. Çocukların küçüğü zeki büyüğü aptaldı. Periandros bir öfke anında gebe karısını tekmeleye tekmeleye merdivenlerden iterek öldürdü. Öylesine öfkeliydi ki karısının öldüğünü gördüğü halde durmuyor, cesedi tekmeliyordu. Bu olayda çevresini saran kadınların yalanlarına kanmıştı. Annesinin öldürülmesinden son derece tedirgin olan oğlu Lykophron’u Kerkyra’ya (Korfu) sürgüne gönderdi. Yaşlanınca onu geri çağırdı: tiranlığı ona bırakacaktı. Ama Kerkyra’lılar erken davranıp Lykophron’u öldürdüler. Periandros kırk dokuzuncu Olimpiyat’dan önce (584’e doğru) seksen yaşında öldü. Ondan kalan özdeyişlerden bazıları şunlardır:

Korinthos tiranı Periandros, “Demokrasi tiranlıktan yeğdir” demiş (Çizim: Nuremberg Chronicle).

– Araştırma her şeyi kucaklar.

– Dinginlik iyi bir şeydir.

– Gözüpeklik tehlikelidir.

– Utanç verici bir kazanç varlığımız için bir suçlama yaratır.

– Demokrasi tiranlıktan yeğdir.

– Hazlar ölümlü erdemler ölümsüzdür.

– Mutlulukta ölçülü ol, düşmanlıkta sakınık ol.

– Tutumluluk içinde ölmek gereksinim içinde yaşamaktan iyidir.

– Yakınlarına yaraşır olduğunu göster.

– Yaşamında seni övmeleri için çaba göster, ölümünden sonra da senin mutlu yaşamış olduğunu söylesinler.

– Mutlu dostların için de mutsuz dostların için de aynı kal.

– İstemeden girdiğin yanlış yükümlenmelerden kurtul.

– Gizli görüşmeleri açık etme.

– Eski yasaları kullan taze besinleri ye.

– Suçluları cezalandırmakla kalma, onların yanlış yapmalarını da engelle.

– Mutsuzluklarını gizle ki düşmanların için sevinç konusu olmasın.

 

Anakharsis, Myson, Pherekydes

Yedi Bilgeler arasında adı anılan iskit filozofu Anakharsis, Gnuros’un oğlu ve İskit kralı Kaduidas’ın kardeşiydi. Anakharsis iki dilliydi, çünkü annesi yunanlıydı. Savaş üzerine ve yaşamın basitliği üzerine sekiz yüz dize yazarak iskit alışkılarıyla yunan alışkılarını karşılaştırdı. Sokrates’e göre Anakharsis kırk yedinci Olimpiyad’a doğru Atina’ya gitti (588’e doğru). Diogenes Laertios onunla ilgili olarak şunları yazar: “Hermippos’un anlattığına göre Solon’u görmek istedi. Solon’un hizmetçilerine, gidip efendilerine Anakharsis’in kapıda olduğunu, kendisine konuk olmayı dilediğini söylemelerini istedi. Hizmetçi gidip danıştı ve Solon’dan şu yanıtı bildirmesi buyruğunu aldı: o ancak yurttaşlarını konuk olarak kabul edebilirdi. Anakharsis Yunanistan’da kendi yurdunda olduğu ve konuk olarak kabul edilebileceği yanıtını verdi. Solon bu zekice yanıta hayran oldu. Anakharsis daha sonra ülkesine döndü ve ülkesindeki alışkıları değiştirmek istedi, çünkü yunan alışkılarına tutkundu. Ama kardeşi onu avda bir ok atıp öldürdü. O ölürken şöyle dedi: ‘Yunanistan’da zekamla kurtuldum, ülkemde hırs yüzünden ölüyorum.’ Kimileri de onun yunan din kurallarına göre ibadet ederken öldürüldüğünü söylerler.” Diogenes Laertios Anakharsis’in ölümü üzerine şu duygu dolu dörtlüğü yazar: “Anakharsis uzun yolculuklardan sonra İskit’e döndü, / Herkesi yunan göreneklerine göre yaşatmak için. / Ağzından sözler henüz dökülmeye başlamıştı ki, / Zalim bir ok onu ölümsüzler ülkesine gönderdi.”

İskit filozofu Anakharsis.

Diogenes Laertios bize onun bilgeliğiyle ilgili bilgiler veriyor. Şu söz Anakharsis’inmiş: “Asmada üç salkım vardır: biri haz salkımı, ikincisi sarhoşluk salkımı, üçüncüsü pişmanlık salkımı.”  Anakharsis’e insan azla yetinmeyi nasıl öğrenir diye sormuşlar, “Sarhoşların iğrenç suratını göre göre” demiş. Anakharsis biraz safmış, örneğin bir gemi gövdesinin dört parmak kalınlığında olduğunu öğrenince şaşıp kalmış, bu kadar ince şey nasıl oluyor da gemicileri ölümden koruyor demiş. O çok şeye şaşarmış. Yalanı yasaklayanların meyhanede açık açık yalan söylemesine ve Yunanlıların şölenlerin başında küçük kupalarla şölenlerin sonunda yani iyice sarhoş olmuşken büyük kupalarla içki içmelerine de şaşarmış. İskit olmasını kınayan birine şöyle demiş: “Benim yurdum benim için bir utanç konusuysa sen de kendin için bir utanç konususun.” Ona sormuşlar: insanın hem iyi hem kötü neyi vardır? Dili, diye yanıtlamış. Agorayı insanların karşılıklı birbirlerini kazıkladığı ve hırsızlıkla zengin olduğu yer diye tanımlarmış. Kendisine bir şölende densizlik eden bir gence şöyle demiş: “Genç dostum, genç yaşında şarabı kaldıramazsan yaşlılığında su içmek zorunda kalırsın.” Anakharsis Lydia kralı Kroisos’a (Krezüs) şu mektubu yazmış: “Lydia kralı, Yunanistan’a yunan göreneklerini ve alışkılarını öğrenmeye geldim. Altına gereksinimim yok. İskit’e döndüğümde daha yetkin olursam bu benim mutlu olmam için yetecektir. Bununla birlikte Sardes’e gideceğim, sizi ziyaret etmekten mutlu olacağım.”

Yedi Bilgeler arasında adı geçen bir başka kişi de Khen’li (Peloponnesos) Myson’dur. Strymon’un oğlu Myson’un çiftçilik yaptığı sanılır. Onunla ilgili bilgilerimiz yok denecek kadar azdır. Diogenes Laertios onunla ilgili olarak bize şu bilgileri verir: “Kesin olan, onun Sparta’da görüldüğüdür. Uzak bir köşede kendi kendine güldüğü için neden böyle tek başına güldüğünü soranlara şöyle karşılık verir: ‘Tek başıma olduğum için.’ Aristoksenes onun sevilen bir insan olmadığını, çünkü kentten değil de köyden geldiğini, bu nedenle çok az tanındığını söyler. Bu yüzden onun özdeyişlerinin çoğu Peisistratos’a maledilmiştir. Filozof Platon Protagoras’da ondan sözeder ve onu Periandros’un yerine bilgeler arasına koyar.”

Girit’li Epimenides’in adı da Yedi Bilgeler arasında anılmıştır. Adı söylencelerle renklenmiş olan bu bilgeyle ilgili olarak Diogenes Laertios bize inanılmaz bir olay anlatır: “Babası onu bir gün tarlada bir kuzuyu aramaya gönderdi. O, gün ortasında yolunu şaşırdı ve bir mağarada yattı. Orada elli yedi yıl uyudu. Uyanır uyanmaz kuzuyu aramaya koyuldu, çünkü kısa süre uyuduğunu sanıyordu. Kuzuyu bulamayınca tarlaya döndü, her şeyin değişmiş olduğunu gördü. Toprağı da başka biri satın almıştı. Şaşkın şaşkın kente döndü. Evine gitti, orada onu kim olduğunu soran insanlar karşıladı. Sonunda küçük kardeşine gitti, o da iyice yaşlanmıştı, ondan tüm gerçeği öğrendi.” Böylece Epimenides’in ünü tüm Yunanistan’da yayılır. Artık o tanrıların sevgili kuludur. Atina’da veba yayılınca Atinalılar bir gemi gönderip onu Atina’ya getirtirler. Epimenides kırk sekizinci Olimpiyad’da (584’e doğru) Atina’yı kendine özgü yöntemlerle vebadan arındırır. Para vermek isterler, almaz. Buna karşılık Atina’yla Girit arasında bir antlaşma imzalanmasını sağlar. Giritlilere göre Epimenides iki yüz doksan dokuz yıl yaşamıştır. Kolophon’lu (İzmir yakınları) Ksenophanes onun yüz elli dört yıl yaşadığını duymuştur. Epimenides toplam beş bin dize yazmış. Ayrıca altı bin beş yüz dizelik bir şiiri de varmış. Atina’da bir tapınak yaptırmış. Epimenides Girit’de bir tanrı gibi saygı görmüştür. Onunla ilgili inanılmaz söylentilerin ona duyulan saygıyla ilgili olduğu düşünülebilir.

Syros’lu Pherekydes. Diogenes Laertios onunla ilgili şöyle yazmış: “Bir bilge gerçek bilgeyse, / Yaşarken gereklidir, / Öldükten sonra daha da gerekli.”

Syros’lu Pherekydes de Yedi Bilgeler arasında adı anılanlardandır. Babys’in oğlu, Pittakos’un çömezidir. Yunanistan’da doğa ve tanrılar üzerine ilk incelemeyi onun yazdığı söylenir. Ölümüyle ilgili pek çok söylenti vardır. Bunlardan biri bir Delphoi yolculuğu sırasında kendini Korykeios tepesinden atarak yaşamına son verdiğidir. Aristoksenes’e göre Pherekydes hastalanıp ölmüş, Pythagoras onu Delos’da toprağa vermiştir. Onu bitler yiye yiye öldürdü diye bir söylenti de vardır. Mezar taşında şunlar yazılıymış: “Tüm erdem özünü bende bulur. Beni övmek isteyen / Daha çok Pythagoras’ı övmelidir, çünkü odur ilk olan / Yunan toprağında. Bunu söylerken gerçeği söylüyorum.” Khios’lu İon onu şu sözlerle yüceltiyor: “Baştanbaşa edeple ve erdemle donanmış, / Ölümünden sonra bile ruhunun eşsiz bir yaşamı var, / Ama Pythagoras bilgelikte onları geride bıraktı, / Çünkü insani görenekleri gördü ve bildirdi.” Diogenes Laertios’un onunla ilgili şiirinin son üç dizesi ilginçtir: “Bir bilge gerçek bilgeyse, / Yaşarken gereklidir, / Öldükten sonra daha da gerekli.” Onun Thales’e yazdığı söylenen mektubun gerçek olmadığı kesindir. Mektubun başlarındaki şu sözler ilgi çekicidir: “Bana gelince, mektubunuzu aldığımda hastaydım, ateşim vardı ve bitlerle sarılmıştım.”