Ana Sayfa Dergi Sayıları 88. Sayı Jüpiter ile söyleşi

Jüpiter ile söyleşi

Evrenle Söyleşiler

309

Ben genellikle doğum ile ilgili bir soru sorarak söyleşilere başlarım. Siz de kendi doğumunuzdan söz edebilir misiniz?

Açıkçası yaklaşık beş milyar yıl önce doğmuş olduğum için kimi ayrıntıları unuttum tabi. Ama anlatılana göre, büyük bir hidrojen bulutu dağılıyor ve hızla daralıyormuş. Küçüldükçe eksen etrafında daha hızlı dönmeye başlamış ve sonunda bu bulutun büyük bir parçası kontrolden çıkıp uzaktaki bir yörüngeye girmiş. En nihayetinde de işte o yörünge etrafında sizin Güneş’iniz olmuş. Ben de işte o yörüngeye girmeyi başaramamış, buluttan kovulmuşlardanım.

 

Bence neşelenmelisiniz biraz, insanlar yüzyıllardır size hayranlıkla bakıyor; size antik Roma tanrılarından en güçlüsünün adı verilmiş.

Ben oluşamamış bir yıldızdan başka bir şey değilim.

 

Oluşamamış bir yıldız mı?

Evet. Güneş’iniz gibi ben de çoğunlukla hidrojenden oluşuyorum. Eğer daha büyük olsaydım, füzyon başlamış olurdu ve ben de gerçek bir yıldız olabilirdim. Ama şimdi tam bir fiyaskoyum.

 

Eğer daha büyük olsaydınız neden bir yıldız olurdunuz ki?

Merkezim çok sıcak aslında ama yeterince değil. Doğumum sırasında tüm hidrojenlerin birbirine çarpmasından oluşup bana kalan ısı bu. Ama proton ve nötronların birbirine bağlanıp helyum meydana getirdiği füzyonu gerçekleştirmek için onlara daha iyi bir ortam sağlamam gerekirdi.

 

Daha iyi bir ortam derken?

Yani onları bir araya gelmeye, yakınlaşmaya daha çok zorlamam gerekirdi. Bunu yapmak için de merkezimde daha çok basınç uygulamam ve bunun için daha da büyük bir kütleye sahip olmam gerekirdi. Ama bundan yoksunum ve yalnızca başkasının ışığında parlamaya mahkûmum.

 

Keşke sizi biraz neşelendirebilseydim. Ama şunun tekrar altını çizeyim, Dünya’da insanlar size çok fazla saygı duyuyor.

Saygı mı yoksa acıma mı?

 

Elbette ki acıma değil. Lütfen biraz daha kendinizden söz edin bize. Mesela uydularınızdan?

Onlar benim tek gurur ve sevinç kaynağım, bunu itiraf etmeliyim. Şu ıssız hayattaki tek tesellim. Galileo tarafından keşfedilen dört büyük uydum benim çocuklarım gibi. Diğerlerini de seviyorum tabi ama Io, Europa, Ganymede ve Callisto’nun yeri benim için ayrı.

 

Io’nun yanardağları olduğunu biliyorum. Bu, Dünya’da yapılmış çok büyük bir keşifti. Io bizim Ay’ımızdan kütle olarak çok az büyük olduğu için onun ölü olduğunu, yani jeolojik açıdan aktif olmadığını düşünmüştük biz.

Ben gelgit kuvvetimle Io’yu sıcak tutuyorum. Bu ısı da yanardağları oluşturuyor.

 

Yani Dünya’daki yanardağlar gibi değil, öyle mi?

Hayır, hiç değil. Bu kasvetli ortamda, elimizdeki bu sefil hayattan en iyisini elde etmeye çalışıyoruz işte ne yapalım.

 

Gelgit kuvveti ile ne demek istediğinizi açıklayabilir misiniz?

Bir düşüneyim… Biliyorsunuz tek uydunuz olan Ay, Dünya’da gelgitler oluşturuyor. Sizin bu küçük gezegeninizin Ay’a daha yakın olan tarafı, uzaktaki tarafından daha fazla kuvvete maruz kaldığı için oluyor tüm bunlar. Bu net etki, gezegeni çekip ayırma eğilimi gösteriyor.

 

Ve bu da Dünya’daki gelgitlerin temeli öyle mi?

Evet. Benim Lo üzerindeki gelgit kuvvetim onun şeklini bozuyor. Mesela elinize bir çay kaşığı alın ve ileri geri birkaç kez eğin; ne kadar ısındığını göreceksiniz. Io’ya olan tam da bunun aynısı. İçinde yaşadığım bu uzayın derinliklerindeki birkaç eğlencemizden biri de bu işte.

 

Bir de Satürn’ünki gibi halkanız var.

Hayır, Satürn gibi değil. Benim halkam o denli küçük ve ince ki; siz 1979’da Voyager adlı uzay aracınız beni ziyaret edene kadar onu görmediniz bile. Bu da benim sefil hayatımın hikâyesi işte, biraz geç artık her şey için.

 

Peki ya Dünya kadar büyük bir kırmızı noktanız var, o nedir?

Hmm… O sadece bir fırtına, göz açıp kapayıncaya kadar yok olacak.

 

Tümü yüzeyinizde şeritler halinde bulunan pembe tonlarından koyu kırmızılara, alaca kahverengi ve canlı sarılara kadar tüm gezegenlerin en çarpıcı renklerine sahipsiniz. Peki ya bunlar nasıl meydana geliyor?

Sıcak materyal nispeten daha parlak bölgelerde çıkar. Soğuyan ve alçalan gazlar ise daha koyu renkte, içeriye doğru soğuk kemerler oluşturur. Bunların hepsi birbirine bitişik olduğu için sizler onları kuşak şeklinde görüyorsunuz. Bir bakıma sizin alize rüzgârlarınıza benziyor, ama tabii ki bu hüzünlü, durgun sularda hiçbir zaman sizdeki gibi bir denizci açılamayacak…

 

Öhöm, kusuruma bakmayın biraz öksürük tuttu beni sanırım, neyse, bu muazzam renkleri oluşturan ne peki?

Çoğunlukla kükürt.

 

Anlıyorum, peki… Açıkçası şöyle bakıldığında çok görkemlisiniz. Keşke keyfinizi yerine getirebilmek için yapabileceğim bir şey olsaydı.

Voyager ve diğer uzay araçları iyiydi aslında. Bu ziyaretler için size minnettarım, ama belki biraz daha sık yapılsa daha iyi olurdu?

 

Bu konuda ne yapabileceğime bir bakacağım.

O zaman size teşekkür ederim.

 

Ben teşekkür ederim.