Ana sayfa 124. Sayı Ağzımızdan çıkanı kulağımız duyuyor mu?

Ağzımızdan çıkanı kulağımız duyuyor mu?

223
PAYLAŞ

Çeviren: Ebru Oktay

Eğer ne dediğinizi bildiğinizden eminseniz, bizce bir kez daha düşünmelisiniz deriz. Araştırmacılara göre insanlar söylemedikleri bir sözü söylediklerine inanmaya kolayca ikna olabilir. Geliştirilmiş ve incelenmiş konuşma modellerinde, konuşmacıların konuşmalarına, ne söyleyeceklerinin tam olarak bilincinde ve farkında olarak başladıkları düşünülüyordu. Ancak bazı araştırmacılar, konuşmanın tam olarak planlanamayacağı ve ancak konuşmacının kendi sesini ve ne dediğini duyduktan sonra konuşmasına nasıl devam edeceğini belirleyebildiğini söylüyor.

İsveç Lund Üniversitesi’nde algı-bilim araştırmaları yapan Andreas Lind ve çalışma arkadaşları, bir kişinin ağzından çıkan bir kelimeyi nasıl başka bir kelime olarak işittiğini öğrenmek istedi. “Eğer biz işitsel geri besleme sistemiyle iyi tespit edilmiş bir karşılaştırma yapabilirsek, o zaman en ufak bir uyumsuzluk hemen fark edilebilecektir. Ancak yorumlama sürecinde hızlı bir şekilde yapılacak değişiklikle bu müdahalenin belirlenemez olabileceği görülmüştür.”

Lind’in yaptığı deneyde katılımcılara Stroop testi uygulandı. Burada deneklere maviyle yazılmış  “kırmızı” kelimesini gösterilip rengin ismi soruldu. Katılımcılara kulaklık aracılığıyla verdikleri yanıtlar duyuruldu. Yanıtlar kaydedildi ve Lind katılımcılara, kendi sesleriyle kendilerinin az önce söylediği kelimeyi değil de diğer yanlış kelimeyi aralıklı olarak dinleterek, işitsel geri bildirim yaptı. Lind bu testte grey ve green kelimelerini kullanmıştı ki, bunlar anlam olarak farklı olsa da ses açısından yakın kelimelerdi.

Bazı araştırmacılar, konuşmacının kendi sesini ve ne dediğini duyduktan sonra konuşmasına nasıl devam edeceğini belirleyebildiğini söylüyor.

Katılımcılar, değiştirilmiş yanlış kelimeyi duydukları anla aynı zamanda, karşılarındaki ekranda, kendilerinin az önce ne dediğini soran bir soruyla karşılaştılar. Böylece eşzamanlı olarak değişimi fark edip etmedikleri de kontrol edilmiş oldu. Katılımcının konuşmaya başlamasından 5-20 milisaniye içersinde diğer yanlış kelime devreye sokulduğunda, üçte iki oranında bu değişimin belirlenemediği izlenmiştir. Fark edemeyenlerin yüzde 85’i ise yanlış kelimeyi söylediklerini kabul ettiler. Bu da kişinin kendi sesini duymasının söylediği kelimenin anlamına odaklanabilmesini sağladığını göstermektedir. Yüzde 15’lik kesim ise ne değişimi ne de müdahaleyi fark etti. Bunun sonucunu yorumlamak Lind’e göre biraz zor olacak. Sonuçlar Psychological Science’de yayımlandı.

Lind, bu aldatmacanın bu kadar başarılı olmasına pek de şaşırmadıklarını belirtti. Kendi de teste katılıp, manüplasyonun nerede olacağını çok iyi bildiği halde yanıldığını gördüğünde, “Ağzınızdan bir kelime çıktığında ancak çıkanın başka bir şey olduğunu işittiğinizde çok baskın bir duygu oluşuyor” dedi.

Austin Texas Üniversitesi’nde konuşma üretimi üzerine çalışan Barbara Davis’e göre bu bulgular alışıldık ve kabul görmüş paradigmalara karşı,  konuşmanın önceden planlanmasında yeni görüşler ve çalışmalar yaratabilecektir. Ancak Davis mevcut konuşma öncesi planlama yönteminden vazgeçileceğini pek düşünmüyor. Ona göre bir rengin adını söylemekle akıcı bir konuşma yapmak çok farklı karmaşıklıkta şeyler. Erişkin dönemde yaşanan işitme kayıplarında insanlar konuşma paternlerini uzun süre bozmazlar. David’e göre bu, konuşmada işitsel geri bildirimin çok da gerekli olmayabileceğinin kanıtıdır.

Lind, işitsel geri bildirimin bu konuda tek başına bir rol oynamadığıyla aynı görüşte. İşitsel geri bildirim olmadan da konuşulabileceğini düşünüyor. Ama diğer tüm geri bildirimlerden daha fazla kendi söylediğine güvenebileceğini de ekliyor.