Ana sayfa 147. Sayı Jung’un Rüyalar’ı

Jung’un Rüyalar’ı

297
PAYLAŞ

Batuhan Saç

Rüyalar, İngilizce başlığı Dreams olan derleme esas alınarak Aylin Kayapalı tarafından çevrilmiş. Kitabın aslı, John Beebe ve editör arkadaşlarının Jung’un toplu eserlerini bir araya getirmesi sonucu oluşturulmuş.

Editör, analitik psikolojinin kurucusu C. G. Jung’un bu eserini sunarken, Jung’un rüyalara yaptığı katkının tümünün bu kitap olmadığını bizlere hatırlatıyor. Jung ise bu konudaki tecrübesini 79 yaşındayken “Yıllar boyunca her yıl yaklaşık 2 bin rüya analiz ettim ve bu konuda ciddi bir deneyim kazandım” şeklinde özetliyor.

Düşünürlerin fikirlerini yaşamlarından ayırmak olanaksızdır. Dolayısıyla, “Rüyalara yönelen bu ilgi nasıl gelişiyor?” sorusu ile Jung’a baktığımızda, kendi rüyalarıyla arasındaki ilişkinin 3-4 yaş dönemine kadar geri gittiğini görüyoruz. Jung, çocukluğunun gizemli ve korkulu rüyalarla geçtiğini belirtiyor. Jung’un rüyalara duyduğu ilgi, yaşamının çocukluk yıllarına denk gelen çarpıcı etkilenmeler sonucu oluşuyor. Jung’u etkileyen bir diğer faktörü ise, onun mitolojiye, farklı dinlere duyduğu ilgi oluşturuyor. Farklı kültürlerdeki rüyalar arasındaki ortak noktalardan da teorisini geliştirirken oldukça yararlanıyor. Zaten rüyalarla ilgilenmesinin başka bir gerekçesi de kolektif bilinçdışı ve arketip kavramlarını ispatlama çabası. Jung bilimsel olarak ispatlanması zor olan bu kavramları, rüyalardan faydalanarak açıklamaya çalışıyor.

Kitap dört kısımdan ve kendi içinde ayrıldıkları altbaşlıklardan oluşuyor. Birinci kısımda “Rüyalar ve Psikanaliz”, ikinci kısımda “Rüyalar ve Psişik Enerji”, üçüncü kısımda “Rüya Analizinin Pratik Kullanımı”, dördüncü kısımda ise “Simyayla Bağlantılı Olarak Bireysel Rüya Sembolizmi” işleniyor.

Kitabın ilk kısmında bulunan “Rüyaların Analizi”nin orijinal metni Fransızca yazılmış.(1) Bu bölümde Jung bize Freud’un 1899 yılında yazılan, ama yayınevi tarafından 1900 yılında basılan Düşlerin Yorumu adlı eserinin en temel sonuçlarını açıklıyor. “Rüya, çoğunlukla inanıldığı gibi rasgele ya da anlamsız çağrışımlar veya pek çok yazarın düşündüğü gibi uyku sırasında meydana gelen somatik duygulanımların bir sonucu olmaktan çok uzaktır.” Jung bu bölümde, “Freud’un rüyanın büyük bir binanın ön cephesi olduğunu ne sebeple düşündüğünü ya da rüyaların gerçekten de bir anlamı olup olmadığını sorgulayabiliriz” diyerek, Freud’un rüya görüşlerinden bahsediyor.

İkinci kısımda bulunan “Genel Hatlarıyla Rüya Psikolojisi” adlı metin ise, ilk olarak İngilizce kaleme alınmış.(2) Bu bölümde Jung rüyaların geriye doğru sürekliliği olduğunu, yani önceki gün ya da günlerde deneyimlenmiş izlenimlere, düşüncelere ve ruh hallerine dayanan bazı detaylara rastlanabilir olduğunu söylüyor; rüyaların bilinçten tamamen kopuk olmadığından bahsediyor. Ve rüyaların görüldüklerinde bıraktıkları izler açısından da ileri doğru bir sürekliliği oluşturduğunu, yani sonradan gerçekleşen bu etkilerin ruh halini değiştirebildiğini belirtiyor.

Üçüncü kısımda bulunan “Rüya-Analizinin Pratik Kullanımı” adlı metin 6. Psikoterapi Genel Tıp Kongresi’nde bildiri olarak yayımlanmış.(3) Bu bölümde öncelikli olarak tartışılan, “rüya analizinin uygulanabilirliği” konusu. Jung, “uygulanabilirliği” açıklarken, bilinçdışının varlığını, önemini kabul etmek, etiyolojik açıdan önemli olduğunu kabul etmekle ilişkili olduğunu ifade ediyor: “Bu hipotezi kabul etmeyen birinin, rüya-analizinin uygulanabilirliğini listeden çıkarması gerekir.”

Son olarak dördüncü ve en uzun kısım olan “Simyayla Bağlantılı Olarak Bireysel Rüya Sembolizmi” adlı metin ders notlarından oluşuyor.(4) Bu kısmın altbaşlıkları mandala sembolizmini de içeriyor. Jung, “rüyalarda ortaya çıkan bireyleşme sürecinin sembollerinin arketipsel doğanın imgeleri” olduğunu belirtiyor ve ardından Richad Wilhelm ile yayımladığı Altın Çiçeğin Gizi’nde(5) bu sembolizmi daha detaylı açıkladığını belirtiyor.

Tüm bunlar Jung’un “Simyanın sırrı, deneyüstü işlevdedir…” sözünden de anlaşılabileceği gibi, 1940’lardan sonra odaklandığı simya ile kurduğu bağlantılarda, bize rüya yorumlamanın teknikten ibaret olmadığını, olamayacağını verdiği örneklerle gösteriyor.

Son olarak mandalaya dair birkaç cümle edersek, Jung, gerçek bir mandalanın psişik dengenin rahatsız edildiği ya da bir düşünceye ulaşamadığı, ama aranması gerektiği zamanlarda hayal gücüyle oluşturulacak bir iç imge olduğundan, ayinlerde kullanılan mandalaların öneminden, rüyalarda ortaya çıkan mandala sembollerinden ve “büyük görü”den bahsediyor.

Jung’un bu bildirilerinin dışında pek çok rüyanın da Gerhard Adler’in seçtiği ve düzelttiği Mektuplar(6) isimli çalışmasında tasvir edildiğini, editörün kendi notlarında bulabilirsiniz. “Bilinçli zihin kendisinin bir papağan gibi eğitilmesine izin verir, ama bilinçdışı vermez…” Jung’un bu sözünden hareketle, bu kitap papağan gibi eğitilmeyen yanımız hakkında, bize kolay anlaşılamayacak pek çok bilgi ve ipucu veriyor.

– Rüyalar, Carl Gustav Jung, 1974, İng. Çev. Aylin Kayapalı, Pinhan Yayıncılık, 2015, 360 s.

Dipnotlar

1) Jung Carl, “L’analyse des rêves”, In: L’année Psychologique, 1908, Vol.15, ss.160-167.

2) The Psychology Of Dreams, Ed: Constance Long, Londra, 1916.

3) Dresden, Nisan 1931.

4) Traumsymbole des Individuationsprozesses, Rhein, 1936.

5) Jung, C. G. (1929), Commentary on The secret of the golden flower, Jung CGCW, 17.

6) Calvin S.Hall’a yazılmış 8 Kasım 1954 tarihli mektup, C. G Jung: Letters, Aniela Jaffé işbirliğiyle, Ed. Gerhard Adler, 2. Cilt, 1974.