Bilimkurgu olup olmadığını saatlerce tartışabileceğiniz kitaplar vardır. Safkan bir bilimkurgu olarak gördüğünüz ancak, üzerinde sizinle şiddetli bir şekilde, her bilim içeren kitabın bilimkurgu olamayacağını tartışacak okurlarla karşılaşabileceğiniz kitaplar. Arkady ve Boris Strugatsky kardeşlerin Kıyamete Bir Milyar Yıl’ı da böyle bir kitap. Safkan bir bilimkurgu, fakat o kadar da gerçekçi ki…
Kitaba Malyanov adlı bir astrofizikçi ile tanışarak başlıyoruz. Malyanov kendisine Nobel Ödülü’nü kazandıracağına inandığı bir çalışma yürütüyor. Çalışmalarının meyvesini almasına ramak kalmış, ama o gerekli sıçramayı yapmakta zorlanıyor. Eşi ve oğlu, onu çalışmasından alıkoymamak adına tatile çıkmış. Malyanov ise tüm zihnini bu sıçramayı sağlayacak keşfe adamış durumda. Çalışması bir telefon sesiyle bölünüyor. Arayan kişi yanlış numara çevirmiş. Çalışmasına tekrar odaklanıyor Malyanov. Bu sefer de kapı çalıyor. Malyanov’a içi alkol ve havyar dolu bir kutu gelmiş.
Buraya kadar herşey normal. Bunlar ne kadar beklenmedik olaylar olsa da ihtimal dahilinde. Yine kapı çalıyor. Bu sefer gelen eşinin çocukluk arkadaşı olduğunu iddia eden güzel bir kadın; gece Malyanov’un evinde kalmak istiyor. Malyanov bu kadının nereden çıktığını, gerçekten eşinin arkadaşı olup olmadığını çözmeye çalışırken, çalışmasından uzaklaştığını farkediyor. İhtimal dahilinde olan bu olayların bir gün içerisinde üst üste gelmesi; işte bu pek olası gözükmüyor.
Alkol, havyar ve saatler süren bir sohbetten sonra uykuya dalan Malyanov, uyandığında kadının hiç bir şey söylemeden gittiğini ve karşı komşusunun öldürüldüğünü öğreniyor. Tüm bunların üstüne bir de polis komşusunu Malyanov’un öldürmüş olabileceğinden şüpheleniyor. İşte tam bu noktada Malyanov onun çalışmasına engel olmaya çalışan bir güç olduğundan şüphelenmeye başlıyor.
Malyanov gibi büyük bir bilimsel keşfin eşiğinde olan arkadaşlarının da aynı durumdan mustarip olması ile şüpheler gitgide artıyor. Bir arkadaşına hayatını tamamen değiştirecek bir iş teklifi gelmiş, bir diğeri ise durmaksızın evine gelip onunla beraber olmak istediğini söyleyen kadınlarla baş ediyor. İki biliminsanı arkadaşının daha katılımıyla beş adam bu tesadüflerin imkânsızlığını tartışmaya başlıyorlar.
Uzun tartışmalar ve oldukça fazla tüketilen alkol sonrası üç ihtimalden birinin gerçek olması gerektiğine kanaat getiriyorlar: 1) Süper uygarlık seviyesindeki uzaylı bir ırk insanlığın gelişmesini istemiyor. 2) Dokuzlar Meclisi adlı bir grup bu gelişmelere engel olmak istiyor. 3) Evren yapısının bozulması tehdidine karşı kendini koruyor.
“Ve şimdi başımıza gelen ise, homeostatik kainatın, insanlığın yüksek uygarlığa evrilmesi tehdidine karşı gösterdiği ilk tepkiden başka birşey değildir. Kainat kendini savunuyor.”
Tüm bu ihtimaller kitabın ana derdini ortaya koyuyor: Kısıtlanan, sürekli denetlenen ve ilerlemesi engellenen çalışmalar nasıl sonuca ulaşır ve bu noktada insanın elinden ne gelir. Bu beş biliminsanının ulaştığı nokta ise hazmetmesi zor bir sonuç. İnsan böyle bir tehdit karşısında ne olursa olsun yalnızdır. Her birey, ya direnip çalışmasına devam ederek yaptığı işin hazzı ile yetinecek, belki de sonuca ulaşamadan yitip gidecek ya da direnmeyi bırakacak ve ne bilime, ne insanlığa, ne de kendine bir faydası olarak yaşamayı seçecek.
Malyanov diğer arkadaşlarının birer birer karar verişine şahit olduğu sırada karar verme yalnızlığının o kalabalık faktörlerini de farkediyor. Bir yanda hayatını paylaştığı eşi ve geleceğini düşünmesi gereken oğlu, diğer yanda da hayatını adadığı, ona zafer kazandıracak ruhunu besleyecek olan çalışması. Kararı tek başına verecek olabilir, ancak verdiği karar sadece kendisi adına verilen bir karar olmayacak.
Kitap bu “fantastik” olayların hangi gücün yapıtı olduğunu söylemiyor. Uzaylıların ya da evrenin bu olaylara sebep olduğunu düşünürseniz, safkan bir bilimkurgu okuduğunuz çıkarımına rahatlıkla varabilirsiniz. Ancak kendi türümüzden bir grubun bu gelişmeleri önlemeye çalışması fikri size bir otorite, iktidar eleştirisi okuduğunuzu da söyler. Hele günümüzde birçok araştırmacının çalışmasını terk etmek zorunda kaldığı düşünülürse…
“- Bunlar bizim başımıza geldi mi?
“- Evet, bizim başımıza geldi.
“- Bu olaylar fantastik miydi?
“- Eh, diyelimki fantastikti.”
“-Ve sen moruk, fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklarsın?”
Kıyamete Bir Milyar Yıl, anlatımını betimleme olmadan, diyaloğa ağırlık vererek gerçekleştiren bir kitap. Bu da çalışmaya son verip vermeme ikilemini, kitaptaki biliminsanları ile birlikte sorgulamaya büyük olanak sağlıyor.
– Kıyamete Bir Milyar Yıl, Arkadi Strugatski, Boris Strugatski, Çev. Hazal Yalın, İthaki Yayınları, 2015, 152 s.