Ana sayfa 164. Sayı Kitapçı Rafı – 164

Kitapçı Rafı – 164

181
PAYLAŞ

Afektif Nörobilim

– İnsan ve Hayvan Duygularının Temelleri, Jaak Panksepp, Çev. Süheyla Ünal, Alfa Yayıncılık, 2017, 736 s.

Afektif Nörobilim Teorisinin kurucusu olan Profesör Dr. Jaak Panksepp bu kitabında insan ve hayvan duygularının nöral mekanizmalarını inceliyor. Sadece bilişsel süreçlere odaklanan uzmanlara karşı arkaik beyinde öncülüğün duygularda olduğunu savunan Dr. Panksepp limbik sistemin önemini vurguluyor. Panksepp uygarlığın, tek frontal lobu işleyen bir beyinden ibaret olmadığını, evrimsel olarak önceliğin ve zihinsel hâkimiyetin aslında duygular ve duygulardan sorumlu arkaik beyinde olduğunu öne sürüyor. Darwin’in İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi’nden sonra bu konuda yazılmış en önemli kitap kabul edilen Afektif Nörobilim, cinsellikten ebeveyn bakımına kadar tüm insan ve hayvan duygularının fizyolojik temellerini ortaya koymakta.

İnsan Hakları

– Thomas Paine, Çev. Mehmet Osman Dostel, İletişim Yayınları, 2017, 312 s. 

Thomas Paine, hem Amerikan Devrimi’ne hem Fransız Devrimi’ne katılmış, bunları desteklemiş, yazdığı broşürlerin ve kitapların her iki devrimin üzerinde büyük etkisi olmuş, Aydınlanma yüzyılının simgesel düşünür ve siyasetçilerinden biridir. Bu iki devrim de, Paine’in 1776’da yazdığı, Akıl Çağı broşüründeki fikirlerin somut izlerini taşır.

Fransız Devrimi’nin cumhuriyetçi ve demokrat dalgasının İngiliz parlamenter monarşi düzenini yıkmasından korkan Edmund Burke’ün 1789 devrimini itibarsızlaştırmak için yazdığı kitaba verilmiş güçlü bir yanıttır Paine’in İnsan Hakları. Aynı zamanda günceldir. Çoğunlukçuluğa ve plebisite indirgenmiş, adalete, eşitliğe ve özgürlüklerin garantisine dair özü giderek yok edilen, içi boş bir demokrasi anlayışının yükseldiği günümüzde, İnsan Hakları’nda savunulan cumhuriyetçi ve demokrat ilkeler, eşit vatandaşlığı, müşterekleri, dayanışmayı savunanlar için önemli bir esin kaynağı olmaya devam ediyor.

Düşünceler

– Pascal, Çev. Devrim Çetinkasap, Türkiye İŞ Bankası Kültür Yayınları, 2017, 536 s.

Blaise Pascal (1623-1662): Fransız matematikçi, fizikçi, filozof ve yazar. Yazmaya başladığında on bir yaşındaydı. Kendi kendine geometri öğrendi ve on altı yaşında Essai sur Les Coniques’i [Koniler Üzerine Deneme] yazdı. Maliyede çalışan babasına yardım etmek için, bugün ilk hesap makinesi kabul edilen, bir aritmetik makinesi tasarladı. Bugün “integral” olarak adlandırdığımız yöntemi kullanarak sikloid problemini çözdü. “Boşluk” meselesi üzerinde çalıştı, bu konuda deneme ve incelemeler yazdı. Paris’te ilk omnibüs hattının kurulması gibi pratik meselelerle de ilgilendi. 1652’de Port-Royal  Manastırı’na girdi ve kendini bilime adadı. Lettres Provinciales’ı [Taşra Mektupları] ve 1664’te kendisini bütünüyle Tanrı’ya adama kararının neticesi olan Apologie de la Religion Chrétienne’i [Hristiyan Dininin Savunması] yazdı. En büyük eseri Düşünceler, ölümünden sonra yakınlarının çabasıyla 1670’te ilk kez kitaplaştırıldı. Modern aklı tatmin etmesi zor görünen tezlerine rağmen, yazarını bugüne taşımış bir içgörü, ilhamla, şaşırtıcı gözlemlerle dolu olan Düşünceler Türkçede ilk kez tam metniyle Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde.

Fincandaki Fırtına

– Gündelik Hayattan Fizik Dersleri, Helen Czerski, Çev. Cem Duran, Domingo Yayınevi, 2017, 304 s.

Evren akıl almaz gizemlerle dolu. Peki bu sır perdesini aralamak için ekmek kızartıcınızın içine bakmak aklınıza gelmiş miydi? Fincandaki Fırtına gündelik hayatlarımızda karşımıza çıkan ufak tefek şeyleri, içinde yaşadığımız büyük dünyayla ilişkilendiriyor. Ünlü fizikçi ve belgesel yapımcısı Helen Czerski, patlamış mısırlar, kahve lekeleri ya da buzdolabı mıknatısları ile enerji krizi, iklim değişimi ve ileri tıp arasındaki ilişkiyi ortaya sererek sıradan eşyalara ve olaylara bakış açımızı değiştiriyor. Gaz yasalarını mısır patlatarak, yerçekimini gazoz şişesine kuş üzümü atarak, zamanı ise ketçapın şişeden akmasının neden bu kadar zaman aldığına kafa yorarak anlatıyor. Hayatın gündelik sihirlerini bir de fizikçiden dinleyin; bundan böyle ekmek kızartıcınıza asla aynı şekilde bakmayacaksınız.

Sigaranın Kültürel Tarihi

– Didier Nourrisson, Çev. Alev Er, Sel Yayıncılık, 2017, 300 s.

Didier Nourrisson, tütünün Kızılderililerce ilk kullanımından günümüze, sigaranın dört başı mamur bir kültürel tarihini yazıyor.

Nourrisson, Sigaranın Kültürel Tarihi’nde tütünün Yeni Dünya’daki keşfinden zaman içerisinde bir ihtiyaç malzemesine dönüştürülerek metalaştırılma, popülerleşip yaygınlaşma, yerkürenin bir kısmında silinmeye başlarken başka coğrafyalarda kendine yeni piyasalar yaratma hikâyesini ustalıkla resmediyor.

İflah olmaz tiryakilerin, sosyal içicilerin, içmese de rahatsız olmayanların, tövbekârların, yıllarca içip bıraktıktan sonra rahatsız olanların, toptan karşı duranların, ağzına sürmeyenlerin keyifle okuyacağı; yolu anılardan, belgelerden, edebiyattan, çizim, şarkı, film ve reklamlardan; keder kadar keyiften de geçen kışkırtıcı bir tarih yazımı ortaya çıkmış gibi görünüyor.

Bibliotheka

– Yunan Mitolojisi, Apollodoros, Haz. James George Frazer, Çev. Nur Virgen, Pinhan Yayıncılık, 2017, 608 s.

Bibliotheca, Apollodoros’un, önünde bulunan en iyi edebi kaynaklardan, eleştirmeden sadakatle derlediği referans bir mitoloji kaynağıdır. Karanlık başlangıçtan masalın sislerinin açılmaya, sahnedeki gerçek oyuncuların görünmeye başladığı zamana kadar Yunanlıların kavradıkları haliyle dünya tarihini bize sunar. Başka bir deyişle, Apollodoros bizi, insan belleğinin ötesinden, bütünüyle mitik çağlardan tarihin sınırına götürür.”

James Frazer ise notları ve ekleriyle bu eşsiz kaynağı zenginleştirir. Yunan mitolojisini kayıp tragedyalardan fragmanlarla bütünler. Onu başka halkların mitolojileriyle, gelenek ve görenekleriyle ve kültürleriyle karşılaştırır. Yunanlardan Afrika yerlilerine oradan Oğuz Türklerine uzanan bir topografyayla birlikte zamanı aşan bir anlatı dünyası sunar.

Göze Göz

– Mitchel P. Roth, Çev. Barışhan Erdoğan, Can Yayınları, 217, 560 s.

Suç ve ceza… İnsanlık tarihinin başlangıcından gelip günümüzün dijital dünyasına bağlanan iki kavram. Ve bu uzun yolculuk boyunca cinayetler, hırsızlıklar, tecavüzler, yolsuzluklar, savaş suçları, bunların yanı başında idam, hapishane, sürgün, toplumsal baskı, linç…

Göze Göz’de Mitchel P. Roth oldukça güç, büyük ölçekli bir işe soyunuyor, suç ve cezanın farklı coğrafyalarda, farklı zaman dilimlerinde izini sürerek evrensel bir tarihini yazmaya gayret gösteriyor. Bu çalışmada Hammurabi Kanunları’na da Roma hukukuna da şeriata da Anglosakson hukuk geleneğine de yer var; yazar değişen zaman ve mekân içinde suçun tanımının yaşadığı evrimi, belli bir kültürde veya bir dönemde suç kabul edilenin bir başkasında nasıl normale dönüştüğünü, bununla birlikte doğal olarak suç karşısındaki yaptırımların da farklılaşıp yeni bir kimliğe büründüğünü incelikli, ayrıntılı bir biçimde ele alıyor.

Walden Gölü

– Henry David Thoreu, Çev. Caner Turan, Say Yayınları, 2017, 376 s. 

Amerikalı filozof, şair, aktivist ve günümüzdeki doğaya dönüş düşüncesinin fikir babası natüralist Henry David Thoreau, bu kitabında Walden Gölü kıyısında kendi emekleriyle inşa ettiği kulübede 2 yıl boyunca doğayla iç içe yaşadıklarını anlatıyor. Tüm toplumsal bağlarını koparmış bir şekilde hayatta kalmaya çalışmanın, doğayla bütünleşmenin, yaşamı sadeleştirmenin ne demek olduğunu deneyimlerine ve gözlemlerine dayanarak dile getiriyor. Kendi koşullarını kendi yaratarak kurduğu “ütopya”sında alışılmışın dışına çıkıp özgür bir yaşam tarzı belirleyen Thoreau, modern toplum eleştirisi yaparak belki de sınırlar arasına sıkışıp kalmış günümüz insanına da alternatif bir bakış açısı sunuyor.

Eserleriyle Mahatma Gandhi, John F. Kennedy, Martin Luther King, Marcel Proust, William Butler Yeats, Ernest Hemingway, John Burroughs, Tolstoy gibi isimleri etkileyen Thoreau’nun bu başyapıtı dönemin en önemli entelektüel akımlarından biri olan New England Transendentalizmi’ne örnek sayılabilecek nitelikte.

Kent Hukuku

– Ruşen Keleş, Ayşegül Mengi, İmge Kitabevi, 2017, 263 s.

Kent Hukuku’ndan söz edildiğinde, genellikle, imar uygulamaları ya da çevre konusunda karşılaşılan sorunlar akla gelir. Ancak, bu konuları da kapsamak üzere daha çok, kent olarak tanımlanan, doğal ve yapay çevre öğelerinden oluşan mekânlara ve bu mekânlarda yaşayanlara ilişkin kuralların tümü Kent Hukuku’nun konusudur. Kenttaşların sahip olduğu kentsel hakları koruma altına alan Kent Hukuku, aynı zamanda onlara bu konuda kimi sorumluluklar da yüklemektedir. Kenttaşların kentle bütünleşmeleri, kendilerini kent kimliğinin ve kültürünün bir parçası olarak görmeleri, hak ve ödev kavramlarının birlikte algılanmasının zorunlu olduğu bilinciyle kentsel haklara sahip çıkmaları büyük önem taşımaktadır. Kent yönetimlerine, sürdürülebilir, yaşam kalitesi yüksek kentsel mekânlar yaratma, çevre değerlerini korumaya öncelik verme, kamu yararı ve toplum yararını bireysel yararın önünde tutma görevlerini veren Kent Hukuku, aynı zamanda, kent yönetimlerinin, katılımcı, saydam, hesap verebilir, etkin ve verimli hizmet sunan ve yerel özerklikten yararlanan birimler olabilmeleri için yasama, yürütme ve yargı erklerine düşen ödevleri de kapsar. Kenti, yönetim ve kenttaş boyutuyla ele alan Kent Hukuku’nun yazarları, kentli haklarının güvence altına alındığı, kent yönetimlerinin hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağlı olduğu, kenttaşların edilgen değil, etkin yurttaşlar olarak kentlerine sahip çıktığı ideal bir duruma ulaşmanın önündeki engellerin neler olduğunu ortaya koymaya çalışmakta; sonra da söz konusu sorunlardan her biri için çözüm yolları önermekte.

Avrupa’nın Katli 1918-1942

– Siyasi Bir Tarih, Howard M. Sachar, Çev. Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, 2017, 432 s.  

Tarihçi Howard M. Sachar, Avrupa’da 1918-1939 yılları arasında ve sonrasında gerçekleşen siyasi suikastları ele aldığı bu kitapta, 20. yüzyıl Avrupası’nın trajedisini yaratıcı ve sürükleyici bir dille anlatıyor. Kamuoyunun yakından tanıdı­ğı önemli isimlerin, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki ölümlerini araştırarak çok daha geniş bir tarihi, Avrupa uygarlığının ahlaki ve siyasi çöküşü ile İkinci Dünya Savaşı’na sürüklenmesini gözler önüne seriyor. Çarpıcı üslubuyla tanınan Sachar, Almanya’da birbirini izleyen ve nihayetinde Weimar Cumhuriyeti’nin çökmesine ve Hitler’in iktidara gelmesine zemin hazır­layan Rosa Luxemburg, Kurt Eisner, Matthias Erzberger ve Walther Rathenau sui­kastlarının izini sürüyor. Sachar’ın İtalya, Avusturya, Doğu Avrupa’da kurulan ardıl devletler ve Fransa’daki siyasi kırılganlık üzerine yaptığı araştırma, Eski Dünya’nın ölümcül zayıflıklarını ortaya koyuyor.

Sesin Rengi – Söyleşiler

– Roland Barthes, Çev. Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayıncılık, 2017, 328 s.

Roland Barthes’ın sinema, edebiyat, eğitim ve kültür konularında hayatı boyunca verdiği söyleşilerin önemli bir kısmını bir araya getiriyor. Söyleşi türünün bir özelliği olarak, eleştirmen sorular karşısında kâh düşüncelerini açıyor, kâh başka düşüncelerle ilişkiye giriyor, kâh üzerine doğrudan yazmadığı konular –68 ve sonrasındaki siyasal ortam gibi– hakkında görüşlerini açıklıyor. Genç gazetecilerin sıkıştırma çabaları karşısında Barthes’ın bir yandan hakikatin hakkını verirken bir yandan da zarafeti elden bırakmadan günün moda düşünceleriyle arasına mesafe koymaya çalıştığını görüyoruz.

Barthes’ın engin kültürünün yanı sıra zekâ kıvılcımlarıyla yüklü bu söyleşiler düşünürün külliyatının vazgeçilmez bir tamamlayıcısını oluşturuyor, düşüncesinin değişim ve gelişimini aşama aşama takip edebilmemizi sağlıyor.

Bir Adalet Teorisi

– John Rawls, Çev. Vedat Ahsen Coşar, Phoenix Yayınevi, 2017, 624 s.

John Rawls tarafından yazılan Bir Adalet Teorisi  belki de yirminci yüzyılın ahlak ve siyaset felsefesi üzerine yapılmış en önemli çalışmasıdır, Kant’ın ve Mill’in çalışmalarının yanında duran bir klasiktir. Rawls, adaletin doğru ilkelerinin, özgür ve rasyonel kişilerin yer aldıkları ‘orijinal pozisyon’da bir bilinmezlik perdesi arkasında; toplumdaki kendi yerlerini, sınıflarını, ırklarını cinsiyetlerini, yeteneklerini, zekalarını ve güçlerini, hatta iyi/değer kavramlarını bilmeden bile üzerinde anlaştıkları ilkeler olduğunu ileri sürer. Buna göre Rawls, türettiği adaletin iki ilkesinin, özgürlüklerin dağıtımını, sosyal ve ekonomik değerleri düzenlediğini iddia eder.  Kitabın orijinal metni 1975 yılında yapılan Almanca tercümesi için önemli ölçüde gözden geçirilmiştir. Bu düzeltmeler sonraki tüm tercümelere ve kitabın yeni baskılarına dahil edilmiş. Türkçe tercüme de düzeltilmiş metin dikkate alınarak yapılmış. Harvard Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra James Bryant Conant Üniversitesi’nde de profesör olarak görev yapan, siyaset ve etik felsefesine önemli katkılarda bulunan ve aynı zamanda hukukçu da olan John Rawls’ın diğer önemli eserleri arasında, Türkçeye de çevrilmiş olan The Law of People’s (Halkların Yasası) ile Political Liberalism (Siyasal Liberalizm) sayılabilir.