Ana Sayfa Dergi Sayıları 166. Sayı Keşfedilen “canavar” gezegen, gezegen oluşum teorilerine meydan okuyor

Keşfedilen “canavar” gezegen, gezegen oluşum teorilerine meydan okuyor

737
Sanatçının gözünden NGTS-1b’nin yörüngesinde dolandığı soğuk kırmızı yıldızın bir görünümü. Kaynak: Warwick Üniversitesi/Mark Garlick

Kısa süre önce MNRAS dergisinde (Monthly Notices of the Royal Astronomical Society; Kraliyet Astronomi Topluluğunun Aylık Tebliğleri) yayımlanan makaleye göre, uzak bir yıldızın yörüngesinde dev bir gezegen keşfedildi. “NGTS-1b” isimli bu “canavar” gezegenin varlığı, bu derece büyük bir gezegenin küçük bir yıldız etrafında oluşamayacağını söyleyen gezegen oluşum teorilerine meydan okuyor. Bu teorilere göre, küçük yıldızlar kaya yapılı gezegenler meydana getirebilirken, Jüpiter boyutunda büyük gezegenleri oluşturacak denli fazla maddeyi bir araya toplayamazlar.

NGTS-1b ise, tıpkı Jüpiter gibi bir gaz devi. Boyutları ve sıcaklığı itibarıyla “Sıcak Jüpiter” ismi verilen gezegen sınıfına ait ki; bu sınıftaki gezegenler en az Jüpiter kadar büyük, ancak ondan yüzde 20 oranında daha az kütleye sahip. Fakat Jüpiter’in aksine NGTS-1b kendi yıldızına oldukça yakın (Dünya ve Güneş arasındaki mesafenin yüzde 3’ü kadar) ve yörüngesini 2,6 Dünya gününe karşılık gelen bir sürede tamamlıyor.

Bu ilginç gezegenin yıldızı ise Güneş’in yarısı kadar çapa ve kütleye sahip, oldukça küçük bir yıldız. Warwick Üniversitesi’nden Prof. Peter Wheatley “Canavar bir gezegen olmasına rağmen, NGTS-1b’i bulmak zor oldu; çünkü yıldızı oldukça küçük ve sönüktü” diyor. Wheatley keşfin önemiyle ilgili olarak, “Bu yıldız gibi M sınıfı kırmızı cüce yıldızlar aslında evrende en çok bulunan yıldız tipidir, yani bunun gibi daha pek çok dev gezegen bulunmayı bekliyor olabilir” diye ekliyor.

NGTS-1b, Şili’deki Atacama Çölü’nde bulunan 12 teleskop aracılığıyla gökyüzünü tarayan “The Next-Generation Transit Survey” (kısaca NGTS) tarafından fark edilen ilk gezegen. Araştırmacılar aylar boyunca gece gökyüzünü aralıksız olarak gözlemleyerek ve kırmızıya karşı duyarlı yeni teknoloji kameralar aracılığıyla kırmızı ışığı toplayarak bu keşfi gerçekleştirdiler. Aradıkları şey temelde basitti; bir gezegen yıldızının önünden her geçişinde o yıldızdan salınan ışığı keser ve ölçümlenen ışık miktarında kısa bir süre için düşüş yaşanır. Araştırmacılar her 2,6 günde bir söz konusu yıldızda bu ışık düşüşünü keşfetti.

Bu bilgiyi kullanarak gezegenin yörüngesini takip ettiler ve yıldızın radyal hızını ölçümleyerek gezegenin boyut, kütle ve pozisyon bilgisini hesapladılar. Aslında yıldızın, yörüngesindeki gezegenin kütleçekimi nedeniyle ne ölçüde titreştiğini ölçmeye yarayan bu yöntem, NGTS-1b’nin boyutunu ölçmek için en iyi yoldu.

Makalenin başyazarı, Warwick Üniversitesi’nden Dr. Daniel Bayliss konuyla ilgili olarak “NGTS-1b’nin keşfi bizim için tamamen süpriz oldu, bu tarz yüksek kütleli gezegenlerin küçük yıldızlar etrafında var olabileceği düşünülmüyordu. Şimdiki görevimiz bu tip gezegenlerin galaksimizde ne kadar yaygın olduğu bulmak. NGTS sayesinde tam da bunu yapmaya elverişli bir konumdayız” diyor.

Çalışmaya öncülük yapan Prof. Wheatley bu heyecan verici sonuçları görmekten memnun bir şekilde şunları söylüyor: “NGTS teleskop sistemini geliştirmek için harcanan neredeyse 10 yıldan sonra, yeni ve beklenmedik tipte gezegenlerin varlığını keşfetmek nefes kesici. Gelecekte ne tür heyecan verici yeni gezegenleri ortaya çıkaracağımızı görmek için sabırsızlanıyorum.”