Ana sayfa Bilim Gündemi Neden tehlike veya bir kaza anında zamanın yavaşladığını zannederiz? Değişken zaman...

Neden tehlike veya bir kaza anında zamanın yavaşladığını zannederiz?
Değişken zaman algısının gizemi çözüldü

4420
PAYLAŞ

Mustafa Yücelgen

Kendini 50 metrelik yükseklikten bırakmadan önce, kulenin kenarındaki çıkıntıda durmuş, etrafı süzüyordu. Yüzüne doğru esen hafif meltemin ve biraz öteden gelen denizin kokusunu içine çekti. Her ne kadar rüzgâr hafif de olsa, sahilde birbiri üzerine çıkmaya çalışan dalgaların sesi duyuluyor ve insana heyecan veriyordu. Fakat onun yaşadığı büyük heyecanın nedeni başkaydı. Kalbi burnunun ucunda atıyordu. Neredeyse “Yapamayacağım. Benden bu kadar!” demek üzereydi. Elleri titriyor, böbreküstü bezlerinden salgılanan adrenalin deşarjıyla ağzı kuruyor, hafif bir titreme bütün bedeninde kendini hissettiriyordu.

“Deli miyim ben, ne işim var burada?” demesiyle aşağıdan bir bağırış ve ardından bir alkış koptu. Son bir cesaretle aşağıya baktı… ve kendini boşluğa bıraktı. Ayaklarına bağlanmış çeliklere bakarken, uzaklaştığı kule çıkıntısını göz ucu ile görüyor, neredeyse aynı anda aşağıdaki kalabalığa göz atıyor, bir yandan da çığlık çığlığa bağırıyordu.

Sonunda ilk bungee-jumping denemesinden sağ salim çıktığı için yüzünde uzun zaman devam eden bir sırıtmayla günü geçirdi. Yaşadıklarını düşündüğünde, düşme anının ne kadar da uzun sürdüğünü, her bir ayrıntıyı saniye saniye nasıl gözlemlediğini etrafındakilere anlat anlata bitiremedi…

Merhaba!
Yukarıda anlatılanlar, muhtemelen pek çok bungee-jumping deneyen kişinin ortak hislerini ve yaşadıklarını yansıtıyordur.

Zaman, hayati tehlike anlarında neden yavaşlıyormuş gibi durur, hiç merak ettiniz mi? Bu konuya kuantum fiziğiyle cevap vermek mümkün. Ama gerçekten çok karmaşık yasaların, teorilerin ve hesapların işin içine girmesi söz konusu.

Gelin bu konuyu, işleyegeldiğimiz sinirbilim açısından, kuantum fiziğine göre çok daha anlaşılır ve hazmedilir şekilde anlatan Dr. David Eagleman’dan öğrenelim.

Zaman algısının retrospektif bir süreç olduğu keşfedildi
Zaman algısı tabiri aslında ondan daha büyük ve kapsayıcı tanımlamanın bir üyesi: “Gerçeklik algısı”nın…

Gerçeklik algısı, insan beyninin, duyu organlarıyla yarattığı ve kişiden kişiye değişen bir dünyanın, kişinin beyni ve zihni tarafından nasıl deneyimlendiğini anlatıyor.

Zaman algısı da duyu organlarımızın tamamen kör-sağır ve dilsiz olan beynimize gönderdiği elektrokimyasal sinyallerin bir sonucu aslında. Kimi zaman biz öylesine hızlıyızdır ki, geri kalan her şey aşırı yavaş gibi görünür. Her ne kadar duyu organlarımızın işlevsellikleri veya yarattıkları hatıralar ne kadar güvenilirdir sorusunu sormak mümkünse de bunu başka bir yazının konusu olarak bir kenarda tutalım.

Seyretmekten çok keyif aldığım X-Men filmlerinden Days of Future Past bölümünde ortaya çıkan süper hızlı çocuğun (nam-ı diğer Quicksilver-Cıva) mutfak sahnesini izlerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. İşin ilginci, serinin bu bölümünde bilincin zaman içinde yolculuğu anlatılıyordu.

Yaptıkları bir deneyde, gönüllüleri 45 metreden bir ağ üzerine bırakıyor David Eagleman ve ekibi. Kollarına bağlı bir ekranda insan gözünün seçemeyeceği hızda değişen bir kronometre var. Ancak ve ancak zaman algısının yavaşlaması durumunda okunabilecek bir hızda akıyor rakamlar. Aşağı bırakılan deneklerden hiçbiri rakamları okuyamıyor. Yine de her biri kendine göre düşüşlerini anlatırken, ortak noktaları bu deneyimle ilgili normalden fazla anı biriktirmeleri oluyor. Gerçekte yaklaşık 3 saniye süren düşüşlerini, 6-7 saniye sürdüğünü söylüyor denekler.

Öyle görünüyor ki, duyularımızdan gelen sinyallerle “Kritik bir durumdayız kaptan! Alarm! Alarm!” diyen ve vücudu otomatik olarak “don-kaç-savaş” karar üçlüsüyle karşı karşıya bırakan ve beynimizin içinde iki minik badem şeklindeki beyin bölümü olan amigdalamız kontrolü bu tip durumlarda ele alıp, hayatta kalabilmek adına ne gerekiyorsa yapılması için çabalıyor.

Şekil: Beynin amigdala adlı iki küçük bölümü görünüyor. Görüntü David Eagleman’ın Beyin adlı belgesel dizisinin 1. bölümünden alınmıştır.

“Beynin bütün kaynaklarına el koyarak her şeyin el altında olmasını sağlıyor.”, diyor David Eagleman, hayati tehlike söz konusu olduğunda amigdalanın gözlemlenen bu işlevi için. Böyle olduğunda da insanın deneyimlediği her neyse, sistem kendini koruyabilmek adına gerekeni böylelikle yapıyor. Ancak bunun çok ilginç bir yan etkisini saptamış David Eagleman: Anılarımız normal şartlardakine göre daha detaylı ortaya çıkıyor. Olay anındaki anılarımızı geriye doğru düşündüğümüzde, normalden daha uzun sürmüş gibi geliyorlar. Gerçeklik algımızı değiştiren böylesi deneyimler, normal şartlarda bunca detayı biriktirmeyen beynimizin bellek bölümüne öyle yoğun bir yükleme yapıyor ki, bilincimiz bunun imkânsızlığına kanaat getirip algıladığımız zamanın değiştiğine, ya da zaman algımızın yavaşladığına hükmediyor. Bu yüzden bir kaza geçirdiğinizde olay anı saniyeler değil de dakikalar gibi gelir; tek başınıza fırtınada bir teknede veya bir sörf tahtası üzerinde mahsur kaldığınızda (ki benim kalmışlığım var) kurtarılmanız saatler değil de haftalar sürmüş gibi zannedersiniz.

“Beyin en büyük hikâye yazarıdır.”, diyor David Eagleman bu durumu tarif etmek üzere. Gerçekliğe çok dar bir pencereden duyuları vasıtasıyla bakan insanoğlu, hakikatin sadece çok ufak bir kesidine şahit oluyor, algılıyor, deneyimliyor. Kimse resmin tümüne sahip değil. Milyarlarca insanın milyarlarca hikâyesi var.

Bunu aklımızın bir köşesinde tutalım mı? Bir de bu gerçeği insan doğasına bağlayalım mı? Her yaşananda, olayın tüm taraflarının kendi hikâyeleri olduğu bilmek, mümkün olduğunca tarafsız kalarak, yargılamadan, kişileri anlamaya çalışmak doğru bir yaklaşım olur gibi geliyor.

Herkesin kendi hikâyesini yazdığı, belirsizliklerle dolu bu yaşamda, tek bir nesnel hikâye olabilir mi sizce? Ona erişmek için bilimin yolundan yürüyen de, inancın yolundan yürüyen de hikâyenin ufacık bir kısmını, şansları varsa deneyimliyor olabilir mi?

Her geçen gün yapılan yeni keşiflerle, evrenin hikâyesinin parçaları birleşeceğine, daha da fazla parça olduğu ortaya çıkıyor.

Peki o halde nihayetinde gerçeklik nedir?

“Beyniniz size ne söylerse o!” – David Eagleman

Bilimle ve sevgiyle kalın!

Kaynaklar:
1- Eagleman, D. (2016). Beyin Senin Hikayen, İstanbul: Domingo Yayınevi
2- Gregoire, Carolyn, “This Simple Mental Trick Can Slow Down Time”, Huffpost.com, 23 Ağustos 2013.
3- “Zaman algısı nedir? Beynimiz zamanı nasıl kodlar?”, İndigo dergisi, 28 Mayıs 2016.