Ana sayfa 191. Sayı Şarlatanlığın dayanılmaz hafifliği

Şarlatanlığın dayanılmaz hafifliği

1522

Kara Kutu adlı kitapta söylenenin tersine, asıl bilime alternatif gösterilen yöntemler birer dogma olup kendi kendini yenileyemezler. Tamamlayıcı denen yöntemler bilimsel tıbbı ancak eksiltir, çünkü bilimsel yöntemle denetlenemeyen bu sözde tıp, şarlatanların rahatça at koşturdukları ele geçirilmiş alanlardır. Şarlatanlar bilimsel süreç, kanıt, ölçme yöntemlerini bu yüzden hiç sevmezler.

Bilime açıktan saldıramayanların gizliden gizliye bilimsel tıbba saldırmalarını hep gözlemledik. Bilimsel tıbbın içinin boşaltılmaya çalışılıp filimsel tıbba dönüştürülmesine tanık olduk. Tıp, bence bilimin en önemli kalesidir. Bunun arkasından matematiğe, kimyaya, fiziğe, astronomiye saldırılır mı? Bence saldırılar şimdiden başladı. Yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada akıldışı ve bilim karşıtı ideolojiler yükseliyor.

Soner Yalçın’ın Saklı Seçilmişler ve Kara Kutu adlı kitaplarını okudum. Her ne kadar sonuç bölümünde, bu kitabın ilaca-aşıya karşı düşmanlık için yazılmadığını söylese de, toplumdaki etkisi bu yönde olacaktır. Aşı karşıtlığı yaygınlaşıp bebek ölümleri artacaktır, diyabet ve hipertansiyon başta olmak üzere birçok kronik hastalığı olanlarının ilaçlarını bırakması, ölüm ve sakatlık oranlarını artıracaktır. Doğum kontrol haplarının bırakılması, sağlıksız koşullarda kürtajların artmasına ve masum kadınların ölmesine neden olacaktır. Bu savlar açıktan bilim düşmanlığına varır.

Adını verdiğim iki kitabında sayısız hata vardır. Bunların her birine tek tek girmek böyle bir makalenin boyutunda imkânsızdır. Ancak bilime pervasızca saldırı yapılırken sessiz kalmak, mesleğime ve insanlığa bir ihanet olur. Hastalarına ömürlerini adamış başka bilimcilerin bu yazının eksikliklerini tamamlayacağından ve bu hataları teker teker ele alacağından eminim. Bir intörn doktor olan Eren Öztürk, aşılamayla ilgili komplo kuramlarının ne kadar saçma olduğunu ve topluma ne kadar zarar verdiğini zaten çok güzel anlatmıştır (Tıp Fakültesi Öğrencisinden Soner Yalçın’a Açık Mektup, www.medikritik.com).

Kara Kutu tamamen kara mı?
Kara Kutu kitabı içinde sıkça belirtildiği gibi kapitalizm sağlığı bir kâr ve sömürü aracı olarak kullanmaktadır, birçok sektör gibi sağlık sektörü de yozlaşmıştır, bazı doktorlar kirli çıkar ilişkileri içine girmiş olabilir, bazıları bu ilişkileri görmezden gelmektedir. Bazı doktorlar eleştirilere gerçekten kapalıdır. Saygın üniversitelerde bilim sulandırılırken, sülük, kupa, hacamat sağlık uygulama tebliğine sokulurken birçok sağlıkçı sessiz kalmıştır. Bilim, toplumsal amaçlar için değil, bir sınıfın kârı için kötüye kullanılmaktadır. Ancak bu sorunların kaynağı bilimsel yöntemin kendisi değildir. Kara Kutu tamamen kara değildir, ancak bazı yanlışlar tüm doğruları götürür (Eren Öztürk).

Çağdaş tıp deyince ne zamandan beri bilimsel tıp anlaşılır oldu?
“Çağdaş (modern) tıp deyince yalnızca bilimsel tıbbın anlaşılması doğaldır. Tek bir fizik, tek bir biyoloji olduğu gibi, tek bir tıp vardır, o da bilimsel tıptır. Dolayısıyla bu çerçeve dışına çıkan herkes şarlatan kategorisine girer.” (Hüseyin Batuhan, Bilim ve Şarlatanlık, Bulut Yayınları, 1999, s.320). Niye alternatif fizik, alternatif matematik, alternatif kimya, alternatif veya tamamlayıcı biyoloji konuşulmamakta, yalnızca alternatif ve tamamlayıcı denen tıptan söz edilmektedir? Tamamlayıcı ve alternatif tıp, bilimsel tıp içinde bir Truva atıdır. “Tıp (mühendislik gibi) aslında pratik amaca yönelik olmakla birlikte teorik temeli olan bir bilimdir ve bu temeli ona -başta fizik ve kimya olmak üzere- biyoloji sağlar. Nitekim bugünkü aşamada ‘moleküler’ biyoloji tıbbın temel disiplini haline gelmiş sayılabilir. Moleküler biyolojinin genetik, fizyoloji ve immünolojiye yepyeni ufuklar açtığını, dolayısıyla, farmakolojiye yol gösterdiğini biliyoruz. Sözün kısası, modern tıp “deneme yanılma aşamasını çoktan geride bırakmış, gerek teşhiste gerekse tedavide en duyarlı aygıt ve makinelerle iş gören, gittikçe artan bir ölçüde bilgisayarlarla çalışan, sağlık mühendisliği diyebileceğimiz güvenilir bir bilim halini almıştır” (Hüseyin Batuhan, Bilim ve Şarlatanlık, s.319).

Dost başa düşman ayağa bakar
Bilimsel tıp, insan yaşamına büyük kolaylıklar getirmiştir. Çağın en korkulan hastalığı kanserde bile ölüm oranları düşmektedir (Şekil 1). Tamamen iyileşen kanserlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Anne ölümleri, bebek ölümleri azalmıştır. Yaşam beklentisi tüm dünyada artmaktadır (Şekil 2). Günümüzde siz hiç çevrenizde trahom, çiçek nedeniyle kör olan veya çocuk felci (polio) hastalığı nedeniyle felçli yaşayan yetişkinleri görüyor musunuz? Sayfadaki görselde 1940’lı yıllarda, henüz aşısı bulunmadığı dönemde, çocuk felci nedeniyle solunum kasları felç olan ve boğularak ölmek üzere olan çocukların o zamanlar bulunmuş demir akciğer adı verilen bir aygıtla nasıl yaşamda tutulmaya çalışıldığını görülüyor. Geçmişi unutmanın, akıllanmamanın ve insanları tekrar aynı risklere atmanın anlamı var mı?

Geçmişin en çok korkulan hastalığı olan veremin artık kontrol altına alındığı unutulmamalıdır. Kansere bağlı ölüm oranları bile her yıl azalmaktadır. Çocuk ölümleri, anne ölümleri, enfeksiyon hastalıklarına ve travmalara bağlı ölümler azalınca, istatistiklerde kansere bağlı ölümler ön plana çıkmaktadır. Kansere bağlı ölümler azaldıkça, belli bir zaman diliminde toplumda yaşayan kanser olguları artmaktadır. Dolayısıyla bugün en çok korkulan hastalıklardan birinin kanser olmasının bir nedeni, aslında çağdaş tıbbın diğer hastalıkları sağaltmasındaki başarılarıdır.

Şekil 2

Bilimsel tıp hastaya bütüncül (holistik) yaklaşır. Hastaları sağaltmak için yalnızca ilaç kullanılmaz. Hastayı sevmek, dokunmak, onunla ilgilenmek, aile ve toplum içindeki sorunlarını ortaya çıkarmak, iş yaşamındaki stres nedenlerini araştırmak, bilimsel verileri onun anlayacağı bir dilde anlatmak, onun diyetini, egzersizini ve günlük alışkanlıklarını düzenlemek her hekimin görevidir. Her tıp öğrencisi bunları daha fakültede öğrenir. Ne var ki sağlık sektöründeki altyapı sorunları nedeniyle her öğrendiğini uygulayamayabilir. Bilimsel tıbbın hastanın birey yönünü görmediği ama alternatif ve tamamlayıcı denen tıpçıların insan özüne daha çok önem verdiği varsayımı yanlıştır. Tersine bilimsel verinin olmadığı alanlarda umut tacirliği yaptıkları için, özünde insana düşman yaklaşımlardır. Ne garip rastlantıdır ki onlar, aynı Soner Yalçın gibi, kanıta dayalı tıp kavramından ve özellikle ölçüm kavramından rahatsız olurlar.

Hastalığı olan bireylere yapılan önerileri bilimsel tıp, alternatif tıp veya tamamlayıcı tıp olarak bölmek gereksizdir, hatadır, sakıncalıdır. Tek tek her bir yöntemin etkili olup olmadığına bakılmalı ve etkili olduğu kanıtlanmış olanlar hastalara önerilmelidir. Önerdiği tedavinin kanıtını veremeyen, ölçtürmeye bile karşı çıkanlarla bilimsel tıp uygulayıcılarını aynı kefeye koymak ve bilimcilerin bilimi dogmalaştırdığını söylemek çok büyük bir yanılgıdır.

Bilimsel bilgi mi kadim halk bilgisi mi?
Çağdaş tıp, bilimsel bilgiye dayanır. Bilimsel bilgi, bağımsız gözlem ve deneye dayanan bir bilimsel süreçte ortaya çıkarılmış güvenilir, geçerli ve dolayısıyla nesnel bir bilgidir; bu nedenle kişilerden ve ülkelerden bağımsızdır, evrenseldir. Bilimin en önemli yanı kendi kendini yanlışlayabilmesidir. Bugün doğru kabul edilen yöntemlerinin daha sonra sakıncalı yönlerinin ağır bastığının anlaşılıp bırakılması, bilimsel yöntemin güçlü yönüdür. Soner Yalçın’ın kitabında birkaç kere yinelediği, Osmanlı İmparatorluğu’nun batılılaşma hareketlerinden sonra unutturulan kadim halk bilgisi tam olarak nedir? Kupa, sülük, üfürük veya hacamat mıdır? Yoksa kitabının sonuç (s.549) bölümünde teşekkür ettiği ve kitaplarını okumamızı bize salık verdiği (onursal) profesör doktorun muayenehanesinde uyguladığı nöralterapi, biofoton, kinezyoloji, kolorpunktur ve akupunktur mudur?

1940’lı yıllarda, henüz aşısı bulunmadığı dönemde, çocuk felci nedeniyle solunum kasları felç olan ve boğularak ölmek üzere olan çocuklar o zamanlar bulunmuş demir akciğer adı verilen bir aygıtla yaşamda tutulmaya çalışılıyordu.

“Osmanlı İmparatorluğu döneminde, eldeki bilgilere göre, Fatih’ten önce ve sonra veba salgınları olmuştur. 19. yüzyıldaki salgınlarda vebalı hastaların bazıları Kız Kulesi’nde tecrit edilmiştir. Buradaki vebalıların tedavisiyle Fransız hekim M. Bulard görevlendirilmiştir.

“İstanbul’da 1812’deki veba salgını sırasında önceleri minarelerden Kuran-ı Kerim’de 46. sure olan Sure-i Ahkaf okunması kararlaştırılmıştır. Ancak ölü sayısı günde 3000’i bulunca Gazab-ı İlahi’ye Mucib olduğu anlaşılarak surenin evlerde bile okunmaması halka duyurulmuştu.

“İzmir’de 1759-1765 yılları arasında nüfusun yarısının salgınlarda yitirildiği bildirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında 412.000 asker sıtmaya yakalanmış ve bu askerlerden 200.000’i hayatını kaybetmiştir. Özetle değişik salgınlarda Osmanlı Devleti’nin çaresizliği 19. yüzyıldan itibaren yüzlerin Batı’ya çevrilmesinde önemli rol oynamıştır”. (Cumhur Ertekin, Tıbbın Öyküsü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, s.291-292)

Geçmişte halk tıbbının ne kadar başarılı olduğunu görüyorsunuz. Buna karşın bilimci, halk tıbbını yadsımaz. Söz konusu uygulamaları akıl, gözlem ve deney süzgecinden geçirip kanıtladıktan sonra kullanır. İnsana saygı ve sevgi böyle titiz ve zor bir süreci zorunlu kılar. Japonya’da halkın birçok derde deva olduğunu düşündüğü porsuk ağacı yapraklarından, paklitaksel molekülünün saflaştırılması ve kanser ilacı olarak kullanılması güzel bir örnektir. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü’nün (NCI) 1951 yılında porsuk ağacı yaprağının şifalı olduğu söylentilerini sınayıp paklitakseli eczanelere vermesi kırk bir yıl almıştır. Porsuk ağacı, 1941 yılında NCI tarafından araştırmaya başlanan 35.000 bitkiden yalnızca biridir. Bu emekleri, emekten yana olduğu bilinen bir gazeteci yazarın görmemesi üzücüdür.

Kara Kutu kitabında söylenenin tersine, asıl bilime alternatif gösterilen yöntemler birer dogma olup kendi kendini yenileyemezler. Tamamlayıcı denen yöntemler bilimsel tıbbı ancak eksiltir, çünkü bilimsel yöntemle denetlenemeyen bu sözde tıp, şarlatanların rahatça at koşturdukları ele geçirilmiş alanlardır. Şarlatanlar bilimsel süreç, kanıt, ölçme yöntemlerini bu yüzden hiç sevmezler.

Sağlık alanında şarlatanlık
Sağlık hukukunda şarlatan, tıp, eczacılık, veterinerlik veya diş hekimliği üzerine herhangi bir eğitim ve lisansı olmadığı halde bu meslekleri icra eden sahtekârlar için kullanılan bir terimdir. Geniş anlamında, bilir geçinen, kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimseler için kullanılan bir sıfattır. Bu tanımı biraz açmak gerekir. Ben çevremde üç tür şarlatan görüyorum. İlki, sahte diplomalı veya diplomasız sözde sağaltıcılardır. İkincisi, tıp diploması olan ancak kanıta dayalı olmayan, hatta bilimsel gözlemlerle etkisiz olduğu gösterilmiş yöntemleri bırakmayanlardır. Üçüncüsü, bilimsel tıbbi yöntemleri uygulayan, ancak sanki insanlığın tüm bilimsel bilgi birikimlerini yalnızca kendileri uygulayabilir, yalnızca kendileri hastaları tedavi edebilir gibi davranan, insanlık tarihi boyunca kazanılan deneyimlerin ve bilimsel birikimin başarılarını kendi başarıları gibi gösteren hekimlerdir.

Çağdaş tıp, bilimsel bilgiye dayanır. Bilimsel bilgi, bağımsız gözlem ve deneye dayanan bir bilimsel süreçte ortaya çıkarılmış güvenilir, geçerli ve dolayısıyla nesnel bir bilgidir; bu nedenle kişilerden ve ülkelerden bağımsızdır, evrenseldir.

Soner Yalçın’ın sıkça tekrarladığı herkesin bir hap yutmadan önce defalarca düşünmesi önerisi pratik değildir, tersine sakıncalıdır. Çünkü insanlar özellikle hastalanınca soğukkanlılığını kaybedip mantıklı kararlar yerine, korkularının etkisinde, kendilerine daha çok umut veren yukarıda saydığım üç şarlatandan birinin ağına düşmektedir.

Şarlatanlığın ipuçları
Genellikle şarlatanların kurbanlarını bilerek aldattığı düşünülür. Ancak yaptıklarının doğru olduğunu sanan ve başkaları ile yanlış bilgileri paylaşanları göz ardı etmemek gerekir. Alternatif ürün satıcılarının çoğu arkadaşları ve yakınları tarafından kandırılmış kişilerdir. Bir sağlıkçı birçok konuda bilimsel davranırken bazı konularda bilim dışı uygulamalar yapabilir. Sağlık alanında ölçüsüz, aşırı övgü ve abartmaya dayanan pazarlama şarlatanlık olarak tanımlanır. Alçakgönüllülük bilimcide bulunması gereken niteliklerin başında gelir.

Geçerli bir diploma sahibi olmak bile, tek başına yeterli değildir. Ne yazık ki birçok üniversitede bilimsel olmayan yöntemler öğretilmektedir. Daha kötüsü saygın üniversitelerden mezun olan birçok hekim daha sonra bilimsel yöntemden sapmıştır. Düşünme, tartışma, konuşma, otoritelere başkaldırma modern dünyanın önemli zenginlikleridir. Ancak, bu konuşma özgürlüğü sahte peygamberlerin doğmasına neden olmaktadır. Sahte peygamberlerin en sık görüldüğü alan beslenmedir. Konuyu iyi bilen birçok uzman dalaşmaya (polemiğe) girmemek için konuşmamaktadır ve meydan boş kalmaktadır.

Çevremizdeki şarlatanları ortaya çıkartmak için şu ipuçları kullanılabilir: Abartılı savlarını kanıtlamak için söylentileri kullanırlar, mesleki unvanları geçersizdir ya da sahtedir. Bilimsel tıp tarafından dışlandıklarını ve baskı altında tutulduklarını iddia ederler. Kendilerini eleştirenleri dava ederek yıldırmaya çalışırlar. Tedavi yöntemlerini duyurmak için hastalarının politik güçlerini bile kullanırlar. Plasebo etkisinden bile maksimum çıkar sağlayan karizmatik bireylerdir. Yöntemlerini yasallaştırmaya ve sigorta ajanslarının ödemesini sağlamaya çalışırlar. Tribüne oynarlar, halkın desteğine ihtiyaç duyarlar, genellikle dinsel duyguları kötüye kullanırlar. Kara Kutu dili, sanki bu defa deneyimli bir gazetecinin ağzından bir dini değil, bir ideolojik görüşü kötüye kullanmaktadır.

Yoksulu soyan soyana
Kitapta sıkça görüldüğü gibi çağdaş tıbbın pazar payı çok büyüktür. Ancak alternatif ve tamamlayıcı denen tıbbın pazar payı hakkında niye hiç konuşulmamaktadır? 3 Mayıs 2017’de internette yayınlanan bir rapora göre, 2018 yılı içinde tüm dünyada alternatif tıp pazarı hacmi 59,76 milyar dolardır (Complementary And Alternative Medicine Market Size, Share & Trends Analysis Report By Intervention “Botanical, Acupuncture, Mind, Body, Yoga”, By Distribution “Direct Contact, E-training”, And Segment Forecasts, 2019-2026. https://www.grandviewresearch.com/industry-analysis).

Bilimsel yöntemle denetlenemeyen sözde tıp, şarlatanların rahatça at koşturdukları ele geçirilmiş alanlardır.

Ne yazık ki, Sağlık Bakanlığı, 24.10.2014 gün ve 29158 sayılı Resmi Gazete’de, geleneksel ve tamamlayıcı tıp yönetmeliğini duyurarak bilimdışı uygulamalara yasal bir zemin oluşturmuştur. Akupunktur, kineziyoterapi, osteopati, fitoterapi, homoepati, hacamat, apiterapi, hipnoz ve sülük, karyopraksi, ozon tedavisi için kamu sağlık hizmetleri satış tarifesinde kodlar ve Sağlık Bakanlığı hastaneleri ve üniversite hastaneleri için fiyatlar belirlenmiştir (Kamu Sağlık hizmetleri Satış Tarifesi, Ek-1). Örneğin bir hekim poliklinikte hasta muayene edip reçete yazdığında 50 TL ödenmekte, fitoterapi sertifikalı bir hekim bitkisel karışım reçete ettiğinde 75 TL ödenmektedir. Kemoterapi uygulaması 116 TL, sülük uygulaması 100 TL’dir. Fitoterapi için bir fiyat belirlenmiştir, ancak kemoterapi planlaması için bir fiyat bile belirlenmemiştir. Bilimsel tıbbı bu kadar aşağılamayı bir kenara bırakın, devlet kaynaklarının, etkisiz olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış şeylere ödeme yapması, savurganlık ve sorumsuzluk değil midir? Kara Kutu içindeki savlarda hâlâ mağdur edebiyatı yapılmasının amacı nedir?

Gerçekten, Türkiye’deki hacamat, sülük ve üfürük işinde acaba Rockefeller parmağı var mıdır? Ya da Türkiye’de devletin bile bunları ödediğini öğrenince, bu alana da el atar mı?

Sonuç
Prof. Dr. Adnan Erkuş yıllar önce “Alternatif tıp olgusu sadece insan sağlığı ve ekonomik boyutta değil, felsefi boyutu da içermesi bakımından önemlidir. Tıbbi boyuttan hareketle bilim karşıtı bir felsefeye dayanak oluşturulmaya çalışılıyor.” demişti. (Bu saptamayı ders notlarım arasına yıllar önce aldım, ama aldığım kaynağı ve tarihi anımsayamıyorum). Soner Yalçın açıkça tıp bilimi karşıtlığı yapmaktadır ve aralarda gizlice kadim bilgi, alternatif tıp, tamamlayıcı tıp övgüleriyle bilimsel tıbbın yerine başka bir tıp koymaya çalışmaktadır. Tıp bilimi, diğer bilimlerden ayrı düşünülemeyeceğine göre, tümden bilim karşıtı olduğu gözden kaçmamaktadır.

“Alternatif yöntemler ile uzlaşmak yerine, insanları bu yöntemlere iten sağlık altyapı sorunlarını çözmek, bilim insanının saygınlığını arttırmak, halkın eğitim sorununu çözmek, alternatif yöntemlerde daha iyi işliyor gibi görünen, kendi kendine telkini, bilim insanlarının niye işletemediğini araştırmak gerekir.” (Hüseyin Batuhan, Bilim ve Şarlatanlık)

Tüm dünyada ve ülkemizde sağlık hizmetlerinden hoşnutsuzluğun, sağlık sektöründeki yozlaşmanın Rockefeller’den kaynaklandığını düşünmek kolaycılıktır, okuyucunun inanıverme zayıflığını kötüye kullanmaktır. Komplo teorilerine inanmak, gerçek nedenleri bulmamıza engel olur.

Kara Kutu’nun sonuç sayfalarında okuyuculara önerilen, yurtdışında tıp eğitimine başlayan ve ülkemizde bir tıp fakültesinden mezun olan, profesör doktor olduğunu söyleyen (onursal) profesör doktoru, aynı Soner Yalçın gibi, ben de tanımanızı isterim: Yukarıda verdiğim ipuçları kullanılarak Kara Kutu açıldığında, içindeki gerçek Saklı Seçilmişler bulunacaktır.

Hüseyin Batuhan’ın “Bilim ve Şarlatanlık” adlı eseri okunmalı.

Öneri
Tıp fakültesinde hastalarla karşılaştığımız ilk günden itibaren değerli hocalarımızın şu sloganını duyduk. “Hastalık yoktur, hasta vardır.” Bu slogan, hastaları yalnızca hastalık olarak görmemek, onların birey olduğunu unutmamak, onları sağaltırken yaşlarını, cinsiyetlerini, mesleklerini, yandaş hastalıklarını, iyileşmekten ne anladıklarını öğrenmek, onları iyileşme sürecinin bir parçası yapmak gerektiğini anlatır. Görüyorum ki, sloganın tam tersi etkisi olmuş. Birileri duyunca, gerçekten hastalıkların olmadığını ve sağlık bilimcilerinin ölçüm yöntemleriyle oynayarak hastalıkları gerçekten hastalık uydurduğunu sanmış. Bu nedenle tüm bilimcilere bu sloganın yerine, yanlış anlaşılmayacak başka bir slogan bulmalarını öneriyorum.

Son not ve teşekkür
Sayın Hüseyin Batuhan’ın Bilim ve Şarlatanlık adlı yapıtı, öğrenciliğimden beri başucu kitabımdır. Anlatımım sırasında bazen akıcılığı bozmamak adına, bazen ayrımında olmadan, kendisinden yaptığım her alıntıyı belirtmemiş olabilirim. Okuyucuların Hüseyin Batuhan ve Cumhur Ertekin’i tanımalarını ve yapıtlarını okumalarını salık veririm.