Ana Sayfa Dergi Sayıları 214. Sayı Kitaplar ve Mekânlar

Kitaplar ve Mekânlar

659

Küçük şehirlerin “büyük insanlığı” vardır.  “Büyük insanlığın” sıradan mutlulukları, hüzünleri, kör egoları, bıçak gibi keskin inatları ve ısırgan dilleri yoktur. Yaptıkları, okudukları, dinledikleri, öğrendikleri her şeyi paylaşmak isterler. İnsan biriktirirler iyiyi, güzeli, doğruyu anlatmak için. Yaptıkları işler dünyanın en önemli işiymiş gibi davranırlar ve onlar olmazsa dünya yıkılacakmış gibi çalışırlar. Varoluş sancıları yoktur büyük şehirlerin kozalanmışları gibi. Çünkü onlar için varoluş, küçük şehirlerde büyük hayaller kurabilmek, hayata ve insanlığa inanarak kendini var edebilmektir.
Bu sayı itibariyle kitaplara mekân yaratan, küçük şehirlerin “büyük insanlarını”, meslektaşlarımı tanıtmaya çalışacağım size. Küçük şehirlerdeki kitabevlerinin, sahafların, kitap kafelerin ve onları işletenlerin neler yaşadığına, nasıl anılar biriktirdiklerine, ne gibi zorluklarla başa çıktığına, hikâyelerine tanık olacağız.  Belki günün birinde yolunuz bu şehirlerden yahut kasabalardan birine düşer ve hiç ummadığınız bir yerde yıllardır aradığınız kitabı buluverirsiniz. Keyifli bir sohbet, sıcak bir çay… Belki bir dokunur bin ah işitirsiniz ama karşınızdaki kişi, çoğu insanın hayallerindeki işi yapıyordur. Umut dolarsınız. İnsanlığa olan inancınız artar. Hayallerinin peşinden koşan insanları görünce daha sıkı sarılırsınız belki kendi umudunuza.

Karaağaç Sahaf – Mevlüt Yaprak
“Belki, çok değerli kitaplar satan sahaflar ayakta kalacak”
İlk durağımız Edirne: Meriç Nehri’nin kenarında, Karaağaç Mahallesi’ndeki Karaağaç Sahaf. Burası bir iş yerinden ziyade ev ortamının sıcaklığını sunuyor. Duvarları ve kapı kirişleri kitaplarla dolu. Kitaplar ve birkaç tablodan başka dekor kullanılmamış. Odaların ortasındaki masalar kitapların incelenebilmesi ve sohbetlerin yapılabilmesi için olanak sağlıyor. Bahçeli müstakil bir ev olan Karaağaç Sahaf, kitap kokusuyla mahalleyi saran söğüt ağaçlarının kokusunu içinize çekebileceğiniz bir yaşam alanı.
Karağaç Sahaf’ın sahibi Mevlüt Yaprak, Emekli Sandığı’ndan “açıktan”  emekli olan bir akademisyen. Otuz yıl hekim ve öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra emekli olmak durumunda kalınca “kitaplarını koyacak” bir yer aramaya başlıyor. Mevlüt Hoca’nın kitaplara, okumaya ve yazmaya olan tutkusu çok uzun zaman önceye dayanıyor. Yazmış olduğu iki eseriyle de bu tutkusunu taçlandırıyor. Bunlardan ilki Vahit Lütfü Salcı’nın İzinde isimli biyografi kitabı, diğeri ise Kürek Türküleri isimli şiir kitabıdır. Kendisi zorunlu emekliliğinin ardından  “bulduğu yere” sahaf açmaya karar veriyor. Beş yıldır sahaflık yapan Mevlüt Bey, dükkânında tamamı ikinci el kitap ve dergilere yer veriyor. “Bazı ikinci el kitaplar da yepyeni oluyor nedense” diye ekliyor muzip bir tavırla.
Mevlüt Yaprak, insanların teknolojiye koşut olarak gelişen internetteki satış kampanyalarının ve sosyal ağların manipülasyonlarının karşısında kitabevlerindeki kitaplara olan ilgide olumsuz yönde bir değişim olduğunu belirtiyor. “Kitap delisi olan da var kitaptan nefret eden de ama mühim olan oranlar” diyor. Belirgin şekilde ortaya çıkan bu ilgi azalışına karşın mevcut koşullar içinde işletmesini koruma yönünde “herhangi bir alternatifi ve koruma mekanizmasının olmadığını” da belirtiyor ama yaşadığı, hizmet sunduğu şehrin insanlarının kitaplara, kitabevlerine olan ilgisinin artacağına inanıyor. “İnşallah daha iyi olacak!” diyor içtenlikle. “Çünkü okuyucular internette aradıkları kitabı bulamadıklarında ya da daha pahalıya bulduklarında bizim kapımızı çalıyorlar. Genelde gelenlerin maksadı sohbet etmek olsa da kitap sormak için de geliyorlar elbette.”  diye ekliyor. Bir umudu daha var. O da kitapta sabit fiyat yasası.  Bu yasanın çıkmasının kitabevleri için yararlı olacağını düşünüyor.
Söz dönüp dolaşıp 2020 yılının Mart ayından beri gelişen pandemi sürecine geliyor. Birçok iş yeri gibi Karaağaç Sahaf’ın da bu süreçte epeyce olumsuz etkilendiğini, zor zamanlardan geçtiğini ifade ediyor. Hatta diyor ki “bu dönemi atlatabilmek için bir kaç tane çok değerli kitabımı satışa çıkarmak zorunda kaldım.”
Peki ya kitap kafeler, diyorum, bir kitap kafe işletmecisi olarak. Nasıl değerlendiriyorsunuz kitap kafeleri? “Gerçek kitap kafelere canım kurban, çoğu çakma!” deyince konuyu tekrar kitaplara, okuyucuya getirip okuyucu kitlesini soruyorum. “Karaağaç Sahaf şehrin merkezinden uzakta ‘kenar mahallenin ortasında’ bir konuma sahip. Bunun da etkisiyle “şehir sakinleriyle fazla ilgim yok. Bazen bir hafta kimse uğramaz buraya. Hatta kimi zaman bırakın kitap almaya gelinmesini çay içmek için bile kapıyı çalan olmaz. Çünkü artık alış da satış da hep internetten yapılıyor” diyor. Bu nedenle Edirne’nin okuyucu kitlesine, hangi kitabın en çok satıldığına dair  tam bir cevap veremese de yerel kitaplara ilginin olduğunu belirtiyor. “Tiyatro, şiir, plastik sanatlar, müzik köşeleriyle geniş bir yelpaze sunuyoruz okuyuculara” diye ekliyor.
İnternet alışverişi hayatımızın bu kadar içindeyken ve kitaba dair birçok şey dijital dünyanın hakimiyetine girmişken  kitabevlerinin yaşayacağına dair umudunuz var mı diye sormak kaçınılmaz oluyor ve cevap kitapçıların ve tutkulu okurların tadını kaçıracak bir şekilde geliyor. “Söz konusu sabit fiyat yasası çıkmazsa zor yaşarlar. Sadece  AVM kitapçıları olacak belki yakın zamanda. Belki çok değerli kitaplar satan sahaflar ayakta kalacak. Onların da kitap bulma sorunu olacak” diyerek pek de iyimser bir tablo çizmiyor Mevlüt Yaprak.  “Ben de internet satışına ağırlık verdiğimden internete kitap yüklemem gerekiyor sürekli. Hatta bu durum kendi kendime yaptığım okumaları da azalttı ama elime geçen her şeye göz atmaya çalışıyorum. Son zamanlarda Erhan Çapraz’ın Şeyh Bedreddin hakkında yazdığı iki kitabı okudum. Fırsat buldukça dergi okuyorum. Hatta süreli yayınları çok severim. Cemil Meriç’e inanırım: dergiler hür tefekkürün kalesidir, demiş ya… En azından bir zamanlar öyleydi. Sanal alem bir yandan, dağıtımcılar bir yandan, kargolar ve PTT öbür yandan onlar da dergiciliğin belini kırdılar. Fanzinler de sanala döndü…” diye ekliyor.
“Durumlar böyleyken ayakta kalmak zor ama sahaf arkadaşlardan, evlerindeki kitaplardan kurtulmak isteyen eş dosttan hala daha kitap temin edebiliyorum. Hatta kimisini de okumak için kendime ayırıyorum. Zaten işsiz kalmadan ve emekli olmadan önce de sahaf olmayı planlıyordum. Sahaflık yapamasaydım her halde hekimlik değil garsonluk yapardım” dediğinde birçok soruya da cevap veriyor aslında hikâyesine dair ama şunu da eklemeden geçmiyor “eski dostların çoğunluğu uğramaz buraya ama çok değerli arkadaşlar da sık sık uğrar. Örneğin 96 yaşındaki Ratip Kazancıgil hocamın ve iki arkadaşının kolunda çiçek ve çikolatasıyla ziyaretime gelmesi unutamadığım ve çok değerli anlardan biriydi.”
Umuyorum ki Karaağaç Sahaf’ın sahibi Mevlüt Yaprak ile tekrar görüşeceğiz ve keyifli sohbetimize devam edeceğiz kitaplar arasında.