Ana Sayfa 225. Sayı Akbudundan Sünniliğe, karabudundan Bektaşiliğe

Akbudundan Sünniliğe, karabudundan Bektaşiliğe

97

Bugün Anadolu’da görülen Bektaşilik (Alevilik, Kızılbaşlık) ve Sünnilik (Hanefi, Şafi vb.) gibi inançlar hangi sınıflarca benimsendi? Nasıl ortaya çıktı? Bu inançların anlamı nedir? Kardeşliğe bir katkı sağlayıp emperyalizme karşı koyabilir miyiz? E. H. Carr isimli tarihçi şöyle diyor: “Tarihçinin görevi, geçmişi sevmek ya da geçmişten kurtulmak değil, bugünü anlamanın anahtarı olarak onu öğrenip anlamaktır.”
Orta Asya’da başlayan ve Anadolu’da şekillenen inanç farklılaşmasının izlerini ilk olarak akbudun, karabudun şeklinde görüyoruz. Halka ve mülksüzlere karabudun denirdi. Kara çadırlarda otururlardı. Zenginlere, beylere, kağanlara ve sürü sahiplerine ise akbudun denirdi.1
751 Talas savaşından sonra Türkler İslamiyet’le tanıştılar. Şehirde yaşayan ve yönetici sınıf akbudun ticaret yapan Müslüman tüccarlarla tanıştı. Akbudun Sünni-Hanefi İslam’ı kendine daha yakın buldu. Kırsalda yaşayan karabudun ise Arap tüccarların etkisinden uzak yaşıyordu. Karabudun, egemen güç olan ve zamanla Sünnileşen akbuduna karşı eski şaman inançlarını devam ettirdiler. Sünni- Hanefi İslam hukuk sistemi devlet yönetmeye ve egemen sınıfa uygun bir inanç olduğu için Karahanlılardan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar bütün Türk devletleri Hanefi mezhebini devlettin resmi mezhebi olarak kabul etmiştir.
Göktürklerden, Büyük Selçuklu Devleti’ne oradan da Anadolu Selçuklu Devleti’ne kadar sömürülen karabudun birçok ayaklanmayı gerçekleştirmiştir. Anadolu’da ise ilk dinsel görünümlü halk ayaklanması 1240 yılındaki Baba İlyas ayaklanmasıdır. Babalılar ismi verilen karabudun, toprak düzeninin beyler lehine bozulmasından dolayı Anadolu Selçuklu Devletine karşı da ayaklanmıştır. Bu ayaklanmadan sonra karabudun ismi verdiğimiz reaya (vergi veren halk, sürü) ile akbudun ismi verilen zenginler ve yönetici sınıf arasında mezhepsel ayrım belirginleşmiştir.
Ekonominin bozulduğu bu dönemde karabudunu (Babai, Bektaşi) manevi olarak çökertmek için ilk karalamayı Anadolu Selçukluları döneminde Niğdeli Kadı Ahmet (1286-1333) denen kişide görüyoruz: “Bu Taptuklar misafirlerine kızlarını, kız kardeşlerini, karılarını peşkeş çekerler. Taptukları öldürenler cennete gidecekler.”2 Şeyhülislam Ebussuud Efendi (1490-1574) de aynı iftiraları toprak düzeni bozulup ekonomi çökünce ayaklanan karabuduna karşı kullanılmıştır. Halkın ekonomik durumu iyiyken, dirlik toprak düzeni tam olarak uygulandığında bu tür iftiraları tarihte görmüyoruz.
Hoca Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş Veli ile beraber Anadolu’da yeni bir inanç gelişmiştir. Hacı Bektaşi Veli’den sonra Bektaşilik ismini alan bu inanç karabudun arasında yayılmış ve milli bir inanç haline gelmiştir. Osmanlı Devleti, dirlik toprak düzeni ve Bektaşi inancı sayesinde Macaristan’dan Mısır’a oradan Bağdat’a kadar geniş bir coğrafyada büyük ve güçlü bir devlet olmuştur.
Ne yazık ki dış ve iç ekonomik sebeplerle bu sosyal toprak düzeni 1500’lü yıllara gelince bozulmuştur. Dirlik toprak düzeninde topraklar devlete aitti. Reaya (vergi veren, sürü) dirliğini eker biçer ve vergisini devlete verirdi. Vergiyi devlet adına Sipahi toplardı. Sipahi savaş için aynı zamanda asker beslerdi. Avrupa da serflik denen yarı köleci toprak düzeni varken Osmanlı Devleti çok ilerici olan dirlik toprak düzenini uyguluyordu.
Karabudunun elindeki dirlik toprakları 16. yüzyıldan sonra beylerin ağaların eline geçmeye başladı. Dirliği elinden alınan reaya İran bölgesinde yeni kurulan bir Türkmen devleti olan Safevi Devleti’ne umut olarak bakıyordu. Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail yanlıları Türkmenlerin kafalarına taktıkları kızıl börk giyerlerdi. Bu börkü giyen karabuduna Kızılbaş denmeye başlandı.3 Osmanlı Devleti ayaklanan bu reayayı (karabudun) zor kullanarak bastırmaya çalıştı. Dinsel görünümlü ayaklanmalar önce Kızılbaş isyanı, sonra Celali isyanları ismini alacaktır. Bu ayaklanmalar dini görünümlü gözüken ekonomik sebeplerle çıkan ayaklanmalardır. Özellikle 16. yüzyıla kadar reaya ismi verilen üretici köylünün büyük bir kısmı Bektaşiydi.4 Osmanlı Devleti, çoğunluğu Bektaşi olan halkını kimi zaman zorla kimi zaman ikna yöntemleriyle Sünnileştirmiştir. Topraklar beylerin eline geçtikçe bugünkü ismiyle özelleştirildikçe reaya dini görünüm altında isyan etmiştir. Osmanlı Devleti yöneticileri olan Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislam Kemal Paşazade ve Şeyhülislam Ebussuud Efendi döneminde kimi zaman zorla kimi zaman ikna yöntemleriyle reayayı Sünnileştirerek ayaklanmaları bastırmaya ve bozulan toprak sorununu çözmeye çalışmışlardır.5
Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinden 1511 Şahkulu ayaklanmasına kadar zındık olmayan karabudun (köy Bektaşileri) bir anda zındık olmuşlardır. İkinci büyük Sünnileştirme çalışmaları ise II. Mahmut zamanındadır. Bektaşi babaları sürgün edilmiş, Bektaşi ocakları yıktırılmıştır. Ocakların mallarına ve arazilerine el konulmuştur. Yıktırılmayan Bektaşi ocaklarına da Nakşi şeyhleri atanmıştır.6
1826 yılında Bektaşi Ocakları’nın dayanağı olan Yeniçeri Ocağı kanlı bir şekilde kapatılınca Köy Bektaşileri yani diğer adıyla Kızılbaşlar kendilerini gizlemek için biz de Aleviyiz (Ali’den yana olan) demişlerdir. 19. yüzyıla kadar resmi belgelerde Alevi kelimesine rastlamıyoruz.7 Babai, Rafizi, Bektaşi, Kızılbaş isimlerini alan karabuduna günümüzde Alevi denmektedir.
16. yüzyıla kadar Anadolu’nun ve özelikle de Rumeli halkının büyük çoğunluğu Bektaşi’ydi. Girit ve Kıbrıs gibi adalarda bile Bektaşi nüfusu yoğunluktaydı.8 Osmanlı tarihçisi Jorgo, “1514 yılında toplumun yüzde sekseni Bektaşi’ydi” demiştir. Büyük tarihçi Halil İnalcık ise “Bektaşilik, milli ve demokratik bir inançtır” diyerek altını çizmiştir.9 Tarihçi Halil Cin ise Osmanlı toprak hukuku milli ve toplumcu hukuktur demiştir.10
Ezilen reaya (karabudun) kendisi gibi mazlum olan ve haksızlığa uğrayan Hz. Ali ve Ehlibeyti sevmiştir. Onu kendi kültürüyle yoğurmuş ve geliştirmiştir. Ezilenlerin kurtarıcısı Hz. Ali ve Kerbela matemi kültü vb. hariç Şiilik ile Bektaşiliğin ortak bir noktası yoktur. Şiilik ve Bektaşiliğin kadına bakışı bile arasındaki büyük farklılığı anlamamıza yeterli olacaktır.
Ekonominin yani toprak düzeninin bozulması sonucu ayaklanmalar baş gösterince Osmanlı Devleti de zorla veya ikna metotlarıyla reayayı (karabudunu) Sünnileştirmeye mecbur kalmıştır. Türk tarihinde mezhepler arasında bir çatışma yaşanmamıştır. Bu Türk halkının büyük bir başarısıdır. Ayaklanmalar sömürücü sınıflara karşı olmuştur. Hepimiz Bektaşiydik, zamanla Sünnileştik. Bektaşiliğin hümanist felsefesiyle ve karabudundan, yoksuldan yana olan Yunus Emre’nin dediği gibi “yetmiş iki millete aynı gözle” bakarak, kamucu ve sosyal toprak düzeni olan dirlik toprak düzeni sayesinde 600 yıldan fazla süren büyük bir imparatorluk kurabildik.
Sonuç olarak emperyalist devletlerin geçmişte Çorum, Maraş vb. gibi bölgelerde yaptığı kirli ve acımasız eylemlerini boşa çıkarmalıyız. İngiliz emperyalizminin altın kuralı olan böl ve hükmet kuralına, bilgi birikimimizi artırarak herkes kardeştir diyerek karşı koymamız gerekmektedir.

DİPNOTLAR
1) Çetin Yetkin, Türk Halk Hareketleri ve Devrimler, Say Yayıncılık, 3.baskı, İstanbul1984, s.17. Ayrıca Bkz. M. Ali Kılıçbay, Feodalite ve Klasik Dönem Osmanlı Üretim Tarzı, Teori Yayınları, 2.baskı, Ankara1985, s.252. Ayrıca bkz. Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, Tekin Yayınevi, İstanbul 1989, s.260.
2) Fuat Köprülü. Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Akçağ Yayınları, 4.baskı, Ankara 2006 s.119. Ayrıca bkz. Mikail Bayram, Tarihin Işığında Nasrettin Hoca ve Ahi Evren, Konya 2001, s.79.
3) Metin Kunt, Osmanlı Devleti 1300-1600, Cem Yayınları, İstanbul 2008, s.108. Ayrıca bkz. Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı Tarihinin Maddesi, Sosyal İnsan Yayınları, s.145 Ayrıca bkz. Faruk Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşunda Anadolu Türklerinin Rolü, Türk Tarih Kurumları Yayınları, 2.baskı, Ankara1999, s.150.
4) Sümer a,g,e. s.26. Ayrıca bkz. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, 17. baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2012, s.202. Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman Olduk, Kırmızı Yayınları, 27. baskı, İstanbul 2011, s.239.
5) Hüseyin Yurdaydın, Türkiye Tarihi-2Osmanlı Devleti1300-1600 s.224. Ayrıca bkz.Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi, c-2 , s.67; Yusuf Küçükdağ, Folklor ve Edebiyat, s.286; Taner Timur, Kuruluş ve Yükseliş Döneminde Osmanlı Toplumsal Düzeni, Turhan Kitabevi, 2.baskı, Ankara 1979, s.184; Suraiya Faroqhi, Anadolu’da Bektaşilik, Simurg Yayınları, İstanbul 2003, s.85; İnalcık, a.g.e., s.190; Cemal Kafadar, Osmanlı Devletinin Kuruluşu İki Cihan Arasında, Birleşik Yayınları, Ankara 2010, s.143.
6) Fahri Maden, Bektaşi Tekkelerinin Kapatılması, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2018, s.180. Ayrıca bkz. Ahmet Gökbel, Alevi Bektaşi Terimleri Sözcüğü, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 2019, s.510.
7) Fahri Maden, age, s.7.
8) age, s.113.
9) İnalcık, age, s.206.
10) Halil Cin, Osmanlı Toprak Düzeni ve Bu Düzenin Bozulması, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1978, s.3.

Önceki İçerikBilim ve Gelecek Aralık sayısı çıktı!
Sonraki İçerikSekülerizm ışığında Alevilik