Ana Sayfa 225. Sayı Satrancın Kadim Olasılıkları

Satrancın Kadim Olasılıkları

158

Zamanımızda yazılım ve bilgisayar mühendisliklerinin yükselmesi ile yapay zekânın gün gün gelişmesini gözlemliyoruz. Hayatımızın hemen her anına tesir eden bu gelişmelerin iyi ya da kötü olması hakkında düşünmek uzun bir tartışma olacağından dolayı sadece bu seviyeye gelmeden önce neler oldu diye düşündürmek istedim. Ve bulabildiğim en iyi örnek satranç oldu. Çünkü 64 kare içinde oynanan bu oyun asırlardır önemini hiç yitirmedi. Hatta belli periyotlarda kendi akımlarını yarattı. Romantik dönem ya da modern dönem gibi. Kasparov’un İBM bir yazılıma yenilmesinden bu yana hala yapay zekâ insandan çok üstün. Hatta gittikçe daha da üstün bir hale geliyor. Artık insanı yenmesinin yanı sıra başka yazılım şirketlerinin yapay zekâları arasında maçlar düzenleniyor. Peki, bu satrancı öldürebilir mi? Tabi ki hayır. Bunun nedeni belki de pedagojik bir tercihe dönüşmesinde yatıyordur. Buna bir bakalım. 64 kare aslında 64 piksel bir dünya gibi görünebilir. Ve hemen her hamlede ya gelişim sağlanmaya çalışılıyor ya da bir problem çözmek gerekiyor. Bu sebeple aslında algoritma denilen alana da bir göz kırpıyor. Çocuklarını yeni Dünyaya uyum sağlamasını dileyen aileler çocuklarını küçük yaşlarda satranca yönlendirmeye başlıyor. Ve bu her geçen gün gittikçe artıyor. Satrancın teknoloji şirketleri tarafından bu denli bir laboratuvara çevrilmesi oyunun doğası ve kadim olasılıkların aktarımıyla tesadüf değildir. İlk satranç otomatı kabul edilen ‘türk otomatı’ 1770 yıllarında Viyana’da İmparatoriçe Maria Theresa’ya  Wolfgang von Kempelen tarafından sunulduğunda satranç oynayan bir makine alanında ne kadar tutkulu olduğumuzu görmüştük. Gerçekten mekanik bir otomat mı yoksa içinde birinin yönettiği bir kukla mı olduğu tartışma konusu olsa bile, bu fikir yıllar sonra hedefini tam 12den vuracaktı. Ve dünya şampiyonlarını makinalar aracılığı ile dize getirebilecekti.
Yine de diyoruz ya bu kadar köklü bir oyun nasıl olur da güncelliğini yitirmez. Yıllar içerisinde bazı hamlelerin diğerlerine göre avantajının olduğu fark edildi. Ya da hesaplandı. Böylece bunlara isimler verildi. Örneğin İspanyol açılışı, Sicilya savunması gibi. Sonra bu oyunların devam yolları olan varyantlarda gelişmeye başladı, derken büyük bir kazançlar okyanusu oluşmuş oldu. Ve yapay zekâların dahi bu olasılıkları seçtiğini görmekteyiz günümüzde. Türkçede bu konularla ilgili kaynak sorunu yeterince büyük olması ile beraber bazı eksiklikler bireysel çabalarla giderilmeye çalışılıyor. Barış Özer de çaba gösteren bu yazarlardan biri. Fakat satranç kitabına yaklaşımını ilginç bir noktaya çekerek, herkese tanıdık gelecek şekilde atlas kelimesini kullanmış ve gerçekten de tam bir atlas olarak hazırlamış. Coğrafya ya da tarih atlası gibi kolay bir kullanıma sahip. Başlangıçtan üst seviyeye birçok kişinin el kitabı olmaya şimdiden başladı.
Açılışlar, savunmalar, gambitler, varyantları neredeyse eksiksiz bir şekilde sıralamış. Modern satranın artık, prensiplerini ve oyun gücünü teknoloji yardımıyla çok ilerilere taşımış olması bizleri kaynak anlamında daha kolay kullanılabilir ve daha derin bilgi alınabilir araçlara başvurmaya mecbur kılıyor. Ve bu giderek daha da hızlanacak gibi görünüyor. Bu sebeple teknolojinin üzerimize yıkılmaması için Atlas’lara kuvvetli ihtiyaçlar duyuyoruz tüm çağlarda olduğu gibi.
Bizi satrancın kadim olasılıklarına davet ediyor Barış Özer.

Önceki İçerikSekülerizm ışığında Alevilik
Sonraki İçerikTarım ve Orman Bakanlığı çiftçilere direktif mi verecek?