Ana Sayfa 227. Sayı Hesap verilmeli, hesap sorulmalı

Hesap verilmeli, hesap sorulmalı

81

6 Şubat günü Maraş merkezli oluşan çifte depremle Türkiye büyük bir felaket yaşadı. On binlerce insanımızı yitirdik, yüz bini aşkın yaralımız var ve Maraş, Hatay, Adıyaman gibi kentler büyük hasar aldı. Türkiye toplumu sadece deprem ile değil, deprem sonrası oluşan tabloyla da derinden sarsıldı. Hepimiz bu travmadan nasibimizi aldık.
Bir bilim dergisi çıkarıyoruz. Elbette Bilim ve Gelecek’in bu sayısında bir deprem dosyası hazırlamamız gerekiyordu. Bu biraz da kendini arazideki gerçeklerden çekip çıkarıp, deyim yerindeyse uzaktan ve yukardan bakıp, nesnel düşünüp, bazı analizler yapmayı ve çözüm önerileri getirmeyi gerektirir. Ama açıkça söyleyeyim, çok zorlandık. Aynı ekip 17 Ağustos 1999 Marmara depremi sırasında Bilim ve Ütopya dergisini çıkarıyorduk. Özel sayı hazırlamıştık: Şu fay buradan geçer, bu fay bu kadar deprem üretir, deprem önceden bilinebilir mi, Marmara Denizi’nin altındaki faylar nereden geçer, yıkılmayacak bina nasıl yapılır, falan filan… Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarından yazılar almış, söyleşiler yapmıştık.
Ama bugün bunların fazlaca bir önemi yok. Türkiye’nin depremselliği çok iyi biliniyor ve bunu bilimsel ayrıntıların dışında halk da biliyor. Türkiye’nin deprem ülkesi olduğu biliniyor. Depreme dayanıklı binaların nasıl yapılması gerektiği de tüm ayrıntılarıyla yönetmeliklerde, raporlarda yazılmış. Ama işte bu kadar bilgi birikimine karşın, on binlerce ölü, yüz bini aşkın yaralı, binlerce yıkılmış ev, neredeyse ortadan kalkmış kentler…
Bu deprem bir anda Türkiye’nin sisteminin net bir fotoğrafını çekti. Artık fay hatlarını ve yapı-inşaat prensiplerini tartışmanın fazla bir anlamı yok. Elbette bunlar da tartışılacak ama asıl tartışma jeoloji, jeofizik ve inşaat mühendisliği alanında değildir. Türkiye’nin iktidarı, rejimi, devleti ve düzeni tartışma konusudur. Hesap vermesi gerekenler de net bir biçimde bellidir.
Büyük toplumsal hareketler gibi büyük doğal afetler de bir toplumun ve o toplumun yönetim biçiminin çok net bir fotoğrafını çeker. Hatta doğal afetler, insan iradesinden bağımsız ve önlenemez oldukları için, daha net göstergelerdir. Oluşan tabloya ve verilen tepkilere bakarız, nasıl yönetildiğimizi ve ne olduğumuzu anlarız, hem de çarpıcı bir biçimde. İşte 6 Şubat günü yaşanan çifte deprem bir anda Türkiye’nin iktidarının ve sisteminin net bir fotoğrafını çekti.
Dolayısıyla elinizdeki sayıda hazırladığımız deprem dosyası, daha çok oluşan yıkımın sosyolojik ve siyasal yönlerine yoğunlaşıyor. Böyle de olmak zorunda. Ülkeyi 21 yıldır yöneten AKP iktidarı hesap vermek zorunda. Bu talebin gerekçelerini oluşturmaya çalıştık.
Öte yandan “Bilim, kamuculuk, toplumculuk” başlığı altında toplayabileceğimiz bazı perspektifler geliştirmeye çalıştık. Özetle:

– Deprem bir doğa olayıdır. Takdir-i ilahi değildir.

– Depremlerin yıkıcılığı kader değildir. Bilimsel yöntemlerle azaltılabilir.

– Türkiye bir deprem ülkesidir. Sistem bu çıplak gerçeğe uygun olarak oluşturulmalıdır.

– Depreme dayanıklı (en azından can kaybı yaratmayacak) binalar yapılabilir.

– Depreme hazırlık kamusal bir meseledir; piyasa koşullarına terkedilemez.

– Devletin örgütlenmesi yetmez; toplum da deprem tehlikesine göre örgütlenmelidir.

Büyük bir acı yaşıyoruz. Ama öfkemiz, acımızdan büyüktür.

Dostlukla kalın…

Önceki İçerikYıkımın faturası kime kesilecek?
Sonraki İçerikBilim ve Gelecek Mart sayısı çıktı!