Ana Sayfa Bilim Gündemi Ölümcül depremlerden kurtulanlar kalıcı travmalarla başa çıkmak zorunda kalıyorlar

Ölümcül depremlerden kurtulanlar kalıcı travmalarla başa çıkmak zorunda kalıyorlar

Daha önceki yıkıcı depremlerin etkilerini inceleyen bir psikiyatrist, Türkiye-Suriye depreminin hayatta kalanların ruh sağlığını nasıl etkileyebileceğini açıklıyor.

308
Türkiye ve Suriye'nin bazı bölgelerinde meydana gelen 7,8 büyüklüğündeki depremden bir hafta sonra, 14 Şubat 2023'te Türkiye'nin Hatay ilinde sevdiklerinin hâlâ enkaz altında olduğu bir bölge sakini yıkılan binaların yanında dolaşıyor. Fotoğraf: Bülent KILIÇ

Geçtiğimiz ay Türkiye ve Suriye’de meydana gelen büyük deprem on binlerce insanı öldürdü ve on milyarlarca dolarlık hasara neden oldu. Hayatta kalabilenlerinse zihinsel sağlığı olumsuz etkilenecek.
Daha önceki araştırmalar, 7.8 büyüklüğündeki bu sarsıntı gibi doğal tehlikelerin, hayatta kalanlarda akut travma, anksiyete ve depresyon gibi kronik durumların görülme riskini arttırdığını doğrulamıştır. Yeni Zelanda Christchurch Otago Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatr ve kıdemli öğretim görevlisi olan Ben Beaglehole Beaglehole ve meslektaşları; Yeni Zelanda’da 2010–2011yıllarında meydana gelen Canterbury depremlerinin akıl sağlığı üzerindeki etkilerini, bu bölgede 1970’lerin sonlarında doğmuş 1.200’den fazla kişiden oluşan bir gurup üzerinde 40 yılı aşkın bir kohort çalışmayla (herhangi bir sağlık problemi ile bu sağlık problemine neden olabileceği düşünülen sebep arasındaki ilişkiyi saptamak amacı ile planlanan çözümleyici epidemiyolojik araştırmalarla)  incelemişlerdi.
Depremlerden bir yıl sonra anksiyete bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve nikotin bağımlılığı oranlarında bir artış bulmuşlar ve bu artışın olaylara direkt ve daha fazla maruz kalma ile bağlantılı olabileceğini belirlemişlerdir. Başka bir deyişle, bir kişi depremlerin şiddetli etkilerine ne kadar yakınsa, akıl sağlığı bozukluğu yaşama olasılığı o kadar yüksekti.
Scientific American Dergisi, Beaglehole ile ölümcül depremlerin ve sonrasında yaşananların akıl sağlığını nasıl etkilediği, sosyoekonomik faktörlerin ve kültürel ortamın rolü, travma sonrası stres bozukluğunu artıran ya da dayanıklılığı sağlayan faktörler hakkında konuştu:

1 -) Bu tür doğal afetleri nasıl inceliyorsunuz? Ve son zamanlarda Türkiye ve Suriye’de meydana gelen depreme müdahale konusunda bilgi sağlamaya yardımcı olabilecek geçmiş felaketler hakkında ne biliyoruz? 🙂
“Afet araştırması yapmaya başlamamın nedeni, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde [ve Canterbury’yi çevreleyen bölgenin yakın bölgelerinde] 2010’da başlayan ve 2011’e kadar devam eden bir dizi şiddetli deprem olmasıydı ve o zamanlar bir klinik psikiyatrdım. Bu karşılaşma, afetler ve akıl sağlığıyla ilgili bağlantılara ilgi duymamı sağladı. Bu olayları nasıl inceleyeceğinizi bilmeniz için önce felaketlerin gerçekleşmesine ihtiyacınız var. Bazı araştırmalar çok reaktiftir: Bir felaket olur ve ardından insanlar etkiyi ölçmeleri gerektiğine karar verirler ve bir anket yaparlar. Ancak araştırmanızın kalitesini artırabilecek şeyler var. “Etkileri ölçmek ne zaman önemlidir?” İdeal olarak, etkileri tek seferlik olarak ölçmek istemezsiniz. Büyük bir felaketten bir hafta sonra etkileri ölçmek muhtemelen pek işe yaramaz. Etkilerin zamana yayılarak ölçülmesi önemlidir. Yapabiliyorsanız, herhangi bir ölçümü afet öncesi ölçümlerle karşılaştırabilmek güzel çünkü örneğin, gördüğünüz depresyon oranlarının depremden kaynaklandığını varsaymak kolaydır. Ancak felaketten önce yüksek oranlar varsa, bu kafa karıştırıcı bir faktör olabilir.
Genellikle insanlar bu araştırmayı hemen felaket sonrasında yapmayı düşünmezler, ancak bir temel ölçüm varsa, bu önemlidir. Temel ölçümünüz yoksa, bulgularınızı daha az maruz kalan bir alandaki (daha az deprem etkisi olan veya deprem etkisi olmayan bir alan) bulgularla karşılaştırarak yönetebilirsiniz. Ve sonra karar vermeniz gereken son şey, hangi popülasyondaki etkileri ölçeceğinizdir. Hikâyelerini anlatmak isteyen bir grup insan bulmak kolaydır, ancak ilgili nüfusu temsil ediyor olacaklar mı? Şunlar önemlidir: Etkileri ne zaman ölçeceksiniz? Bunları kimin için ölçeceksin? Ve herhangi bir bulguyu neyle karşılaştıracaksınız?”

2 -) Yeni Zelanda’daki 2010 – 2011 Canterbury depremlerinin psikolojik etkilerini incelediniz. Ne buldunuz?
“Yazdığım makalelerden biri, 40 yılı aşkın bir süredir devam eden bir doğum kohort çalışması olan Christchurch Sağlık ve Gelişim Çalışması’nın verilerine dayanıyor.( Editörün Notu: Bir doğum kohort çalışmasında araştırmacılar, bebeklikten yetişkinliğe kadar belirli bir dönemde doğan bir grup insanı takip eder).Araştırmacılar birçok durumda deprem öncesindeki verileri değerlendirirler. Ayrıca önceki travma maruziyetleri, sosyodemografik faktörler, bölgenin travma öncesi akıl hastalığı yoğunluğu gibi diğer faktörlere de bakabilirler. Canterbury depremlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini tahmin etmeye çalışırken bu faktörleri dikkate alabiliriz. Bu faktörleri hesaba katmazsanız, mevcuttan daha yüksek ve yanlış sonuçlara ulaşabilirsiniz, çünkü bazı insanların hem akıl sağlığı sorunları yaşama olasılığı hem de kötü deprem deneyimleri yaşama olasılığı daha yüksek olabilecektir.”

3 -) Şiddetli bir depremden sonra hangi insanlar en çok travma ve diğer ruh sağlığı sorunları riski altındadır?
“Bir depremin etkilerini düşündüğünüzde, depremlerin herkes üzerinde gelişigüzel veya tekdüze bir etkisi olduğunu düşünebilirsiniz. Ama gerçekte, şehrin fakir bir bölgesinde yaşıyorsanız, binalarınızın yıkılma olasılığı daha yüksektir. Ayrıca bu koşulda, depresyon riskinizi artırabilecek başka faktörlere sahip olma olasılığınız da daha yüksektir. Dolayısıyla, diğer faktörleri kontrol etmezseniz, depremler akıl sağlığı üzerinde gerçekte olduğundan daha fazla olumsuz etkiye neden oluyor gibi görünebilir.
Travma ve ruh sağlığı hakkında bildiğimiz şey, insanların travma yoluyla büyüme potansiyeli olmasına rağmen,aynı zamanda olumsuz etkilere de neden olduğu için “önerilen bir tecrübe” olarak kabul edilemez. Bu olumsuz etkiler, travmaların risk faktörleriyle etkileşime girerek afetlerden sonra akıl sağlığı sorunlarını artırmasıdır.”

4-) Bir depremin meydana geldiği ortam ve yerel koşullar, hayatta kalanların akıl sağlığını nasıl etkiler?
“Suriye’de bir deprem olmasını Christchurch’te bir deprem olmaya benzetebilseydim, Christchurch’ün olması gereken yer olduğundan şüphelenirdim. Burada oldukça iyi bina yönetmeliklerimiz var, bu nedenle bazı binalarımız yıkıldı ve insanlar hayatını kaybetti, ancak çoğunlukla binalarımız insanları öldürmedi. Çok fazla sigortamız var – bireysel ev sahipleri çoğunlukla sigortalıydı. Oldukça sağlam ve ücretsiz bir sağlık sistemimiz var. Ve danışmanlık, doktor ziyaretleri vb. ile parasal olarak ekstra destek sunma olanağına sahip olduk. Önemli olan çok fazla sallanmak değil. Bildiğim kadarıyla bunlardan bazıları özellikle Suriye’de yok gibi bir şey. Ancak Türkiye’de de uzaktan gözlemleyebiliyorum ki binalarla ilgili bazı gerçek sorunlar var. Bunu, çok büyük depremler yaşayan başka bir ülke örneği olarak Japonya ile karşılaştırabilirsiniz. Onlar binalarını sadece insanları yaşatmak için değil, aynı zamanda kullanılabilir durumda tutmak için tasarladılar.”

5 -) İnsanlar, bir deprem yaşamanın ve sevdiklerini kaybetmenin çok ani travmasının yanı sıra, bir şehrin fiziksel altyapısının yıkılmasının ve sürekli tıbbi bakım alamamanın daha uzun vadeli etkilerinin üstesinden nasıl gelebilirler?
“Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi bu durumlarla oldukça alâkalıdır. Öncelikler; kurtarma, temiz su be barınak olmalıdır. Şu anda bir tür psikiyatrik ihtiyaç varsa, bu, tedavinin aksine psikolojik ilk yardımdır. Gerçekte sosyal ihtiyaçları karşılamaya büyük ölçüde odaklanılır, ancak belki de sadece güven verici, insanların biraz uyumasına ve insanların birbirleriyle bağlantı kurmasına ve konuşmasına yardımcı olunabilir. Bilişsel-davranışçı terapi dediğimiz akıl sağlığı bozukluklarını tedavi etmek için kullanılan bir tür konuşma terapisi de uygulanabilir.
Böyle bir yardım, mutlaka uzmanların orada bulunmasını gerektirmez. Bence yerel bilgisi olmayan çok fazla dış uzmanın da kendilerini empoze etmeye çalışması doğru değildir. Olması gereken fiziksel onarımın öncelenmesidir. Ve herhangi bir psikolojik destek, hastalıkları etiketlemeye ve zamanın bu noktasında onları tedavi etmeye çalışmak yerine nispeten sade ve destekleyici olmalıdır.”

6 -) Bir toplumu bu tür travmalara karşı daha dirençli kılan nitelikler nelerdir? Ve hangi faktörler işleri daha da kötüleştiriyor?
“Bir toplum ne kadar çok travma yaşarsa, insanların akıl sağlığı sorunları yaşama olasılığı o kadar artar. Ve toplum ne kadar uyumlu olursa, o kadar koruyucu olacaktır. Bir toplumun yapısının önemli olduğunu düşünüyorum: sevecen bir şekilde yanıt verebilmek, iyi organize olmuş bir toplum gerektirir.
Canterbury depremlerinin ardından travma sonrası büyüme üzerine bir makale yazdık. Sağlık ve Gelişim Çalışmasının yanında ayrıca, travma sonrası stres üzerine, kimin zorluklarla büyüdüğünü ve kimin zihinsel sağlık sorunları yaşadığını tahmin etmek için karmaşık matematik sistemden oluşan bir yöntem kullanarak makalemizi oluşturduk. O araştırmadan çıkan faktörlerden biri “peritravmatik baskı” idi: Depremler sırasında öleceğinize inanıyor muydunuz? Yoksa “bu sadece bir deprem ve ben iyi olacağım” diye mi mı düşündünüz? Bu bir faktördü. Diğeri ise “aksaklık sıkıntısı” ydı: Depremler, sonraki günlerde ve aylarda hayatınızda ne kadar yer tutmaya devam etti? Çalışabildiniz mi, normal yaşayabildiniz mi, vb. Bu faktörler travma sonrası stresi öngörülebilir kılmaktadır. Bir deprem sırasında ve sonrasında çok zor bir deneyim yaşarsanız, travma sonrası stres belirtileri geliştirme olasılığınız daha yüksektir, ancak bunun üstesinden gelme olasılığınız da daha yüksektir. Olumlu gelişmeler, yeni ilişkiler görme olasılığınız, yani yeni ruhsal benlik oluşumunuz söz konusu olabilecektir. İnsanların büyük çoğunluğu dirençli olacaktır. Dolayısıyla bu yıkıcı bir felaket olsa da, insanların kaçınılmaz olarak akıl sağlıklarıyla uğraşmak zorunda olacaklarını varsaymamalıyız.
Afet sonrası etkilerin unsurlarından biri de, deneyimin veya maruz kalmanın ciddiyeti fikridir. Örneğin Christchurch’te şehir merkezi en çok etkilenen bölgeydi. Orada olsaydınız, insanların öldüğünü ve yıkılan binaları görürdünüz. Ama şehrin batı kesiminde -en zengin kesiminde- yaşıyorsanız, binalar iyi durumdaydı. Altyapı iyiydi. Orada etkilenme çok daha azdı; şehrin doğu kısmı daha fazla hasar görmüştü. Bu nedenle, daha fazla maruz kalma, daha büyük etkilerin habercisidir. Suriye ve Türkiye’deki depremlerle ilgili gördüğüm medya görüntüleri, yaygın olarak şiddetli bir şekilde maruz kaldığını gösteriyor gibi görünüyor, bu nedenle birçok insanın olumsuz etkilenmesi olasılığı daha yüksek olacak gibi görünüyor.

7 -) İnsanlar, hayatta kalanların suçluluğuyla nasıl başa çıkıyor? Etraflarındaki pek çok kişi öldüğüı halde hayatta kalma suçluluğu?
Bu pek bildiğim bir alan değil. Ama bence psikolojik bir bakış açısından, insanlar genellikle yaşam olaylarına tepki olarak farklı düşünme aşamalarından geçerler. Örneğin, insanların yasın evrelerinden bahsettiğini muhtemelen hatırlıyorsunuzdur. Benim şüphem, hayatta kalanın suçluluğu biraz böyle olabilir. Biraz şüpheniz olabilir; kendini suçlu hissedebilirsin; minnettar hissedebilirsin. Muhtemelen, çok iyi organize edilmiş veya düzenli bir şekilde ilerlemeyen, değişken duygularınız vardır ve aslında bu, uyum sağlamanız için gereken bir şey olacaktır. Suçluluk duygusuna takılırsanız, bu potansiyel olarak bir terapistle görüşmeniz gereken bir alan olabilir. Ama muhtemelen çok daha büyük bir öncelikler olacaktır.”

8 -) Depremin insanların ruh sağlığı üzerindeki etkisini şekillendirecek Türkiye ve Suriye’ye özgü faktörler var mı?
“Suriye kendini çok terk edilmiş hissedebilir. Burası, bir iç savaşta çok zor zamanlar geçiren bir bölge. Ve oradaki insanlar; “Bu neden bizim başımıza geliyor?” diye düşünecekler. Medyada gördüğümüz zorluklara rağmen en azından Türkiye’de yanıt almanın çok daha kolay olacağını düşünüyorum. Ancak Suriye’de durumu düzeltmek daha da zor olacak.

Felaketin boyutu göz önüne alındığında, çoğunluğun dirençli olmasına rağmen, bazıları için oldukça ciddi etkiler olacak gibi görünüyor.”

KaynakScientific American
Önceki İçerikBilim ve Gelecek dergisine nasıl ulaşabilirsiniz?
Sonraki İçerikDepremleri Neden Önceden Tahmin Edemiyoruz?