Ana Sayfa 238. Sayı Kitapçı rafı

Kitapçı rafı

69

A’dan Z’ye Dunya Tarihi – Taş Çağından Dijital Çağa
Stephen A. Werner, Çev. Simge Aköz, Say Yayınları, 2023, 720 s.
A’dan Z’ye Dünya Tarihi kitabıyla Taş Devri’nden Dijital Çağ’a, savaşlar, felaketler, pandemiler ve daha fazlası dâhil olmak üzere son 5.000 yılın en önemli olaylarına bakarak okuru çağlar boyunca bir yürüyüşe davet ediyor. A’dan Z’ye Dünya Tarihi aşağıdakiler de dâhil olmak üzere en sık sorulan, en ilginç ve olağandışı tarih sorularının 1.600’ünden fazlasını yanıtlamaya çalışıyor. Julius Caesar neden öldürüldü? COVID-19 salgını neden bu kadar önemli? Bugün Haçlı Seferlerinin mirası nedir? Marie Antoinette gerçekten “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” dedi mi? İnsanlar Kuzey Amerika’ya ne zaman göç etti? Hubble Uzay Teleskopu nedir? Zincir mağazalar ilk defa ne zaman ortaya çıktı? Kasırgalara ne zamandır isim veriliyor? Pearl Harbor’da ne oldu? NATO nedir? Cengiz Han kimdi? Şimdiye kadar ölçülen en şiddetli deprem hangisidir? Apollo 13’te ne oldu? Grimm Kardeşler kimdi? Pisa Kulesi neden eğik? İlk bilgisayar programını kim yazdı?

Julia Kristeva: Anlamlandırılamayanla Yüzleşmek
Nilgün Tutal, Beyoğlu Kitabevi, 2023, 140 s.
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesinde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Nilgün Tutal, entelektüel yaşamında merkezi bir yer tutan ve kimi kitaplarını Türkçeye çevirdiği ünlü psikanalist, dilbilimci, edebiyat teorisyeni Julia Kristeva ile diyaloga girerek onun düşüncesi eşliğinde insanlık durumlarına dair farklı temaları bir araya getiriyor.
Kitap, Kristeva’nın çalışmalarının 1970’lerden bugüne uzanan elli yılda nasıl bereketli bir zemin oluşturduğunu vazıh bir biçimde ortaya koyarken onun kavramsal anahtarlarından yararlanarak okurlarına “tiksinilen dişillik”ten sevginin türlerine, günümüze hâkim olan “anlam yitimi”nden “içedönük şiddet”e dek birçok konuda yeni kapılar açıyor. Kristeva’nın düşüncesini toplumsal cinsiyetle, psikanalizle, felsefeyle, edebiyatla harmanlayan ve yedi bölümden oluşan Julia Kristeva: Anlamlandırılamayanla Yüzleşmek, alanındaki ilk telif eser olma özelliğini taşıyor.

Etik Nedir?
Fred Feldman, Fol Kitap, 2023, 376 s.
Felsefe tarihinde, ahlaki yönden doğru eylemleri doğru olmayanlardan ayırt etmeyi sağlama iddiasıyla onlarca teori öne sürülmüştür. Bunların hepsi yol gösterici olmakla birlikte hiçbiri ahlaki doğruluk konusunda henüz kesin ve yanılmaz bir ilke ortaya koymuş değil. Bu kitap ise bu klasik ve çağdaş etik teorilerinden başlıcalarını konu ediyor, her birinin argümanlarını incelikle değerlendiriyor, olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendiriyor ve en önemlisi de ahlak felsefesiyle neden ilgilenmek gerektiği sorusunu yanıtlamaya çalışıyor: Doğru eylemin nasıl olması gerektiğine karar vermeye çalışırken başvurduğumuz ilkelerin tutarsızlıklarını gösteriyor ve bu ilkelerin yol açtığı beklenmedik sonuçlara dikkat çekiyor. Bu sırada da eylem faydacılığı, Kant etiği, biçimcilik, sözleşmecilik, görecilik gibi normatif etik teorilerini ve doğalcılık, gayridoğalcılık ve duyguculuk gibi metaetik teorilerini okurlara tanıtıyor.

Doğu – Batı İkileminde Atüt ve Politik Marksizm
Murat Bilgili, Nota Bene Yayınları, 2023, 304 s.
“Doğu-Batı İkileminde ATÜT ve Politik Marksizm” başlıklı kitapta, yazarın, “kültür savaşımı” tezlerine alternatif bir yaklaşım arayışıyla Marksist tezleri ve Marksizm içerisindeki tartışmaları araştırmaya yöneldiği izlenmektedir. Cumhuriyet tarihinin, 2000’lerin başından itibaren egemen olan merkez-çevre teorisinin ötesinde nasıl anlaşılabileceği sorunsalının, yazarı, burjuva devrim teorilerini uluslararası ölçekte, karşılaştırmalı bir şekilde araştırmaya ittiği anlaşılmaktadır. Temelde, Doğu’da Batı’daki gibi “burjuva devrimlerinin” olup olamayacağını sorgulayan ATÜT tartışmaları; farklı ülkelerde, aydınların içerisinde yaşadıkları toplumu ve ülkeyi daha ileriye götürebileceklerine yönelik duydukları inancın görece olarak daha yüksek olduğu 80 öncesi dönemde, toplumların nasıl değişebileceği sorunsalı çerçevesinde canlanmıştı. Yazara göre, her ne kadar sınıfsal bakış açısıyla yaklaşsa da, ATÜT tezleri, Doğu ve Batı’yı kendi içinde ayrıştırmakta yetersiz kalmış ve ikisini yekpare bütünler olarak ele almıştı. Doğu’nun nasıl kalkınacağı ve Batı’ya yetişip geçebileceği sorunu az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin değişmez gündemlerinden biri olagelmiştir. Doğu-Batı tartışmalarında, Doğu’nun Batı’ya benzeyip benzemediğiyle ya da hangisinin daha üstün olduğuyla ilgili çeşitli cevaplar verilmiş ancak Batı’nın ne derece yekpare olduğu sorusu yeteri kadar gündeme gelmemişti. Politik Marksistler, bu önemli probleme parmak basarak, genel olarak Batı’nın, özel olarak İngiltere ve Fransa’nın çok farklı gelişim çizgilerinin olduğuna dikkat çekmişlerdi.

Cumhuriyet’in Doğuşundan AKP’ye Türkiye’de Din Siyaseti
Ceren Lordoğlu, Çev. Sami Oğuz, İletişim, 2023, 440 s.
Ceren Lord bu kitapta, Türkiye’nin kuruluşundan itibaren bir ulus-devlet oluşturulması amacıyla İslâm’ın nasıl kullanıldığını, İslâmî seferberliğin devlet eliyle ve devlet aygıtları yoluyla nasıl güçlendirildiğini anlatıyor. 2002 seçimlerinden sonra iktidara gelen AKP’nin Türkiye’yi “İslâmileştirmeye” başladığına dair genel kanının aksine, bunun yeni bir olgu olmadığını, yerleşik bir devlet geleneği olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Cumhuriyet’in Doğuşundan AKP’ye Türkiye’de Din Siyaseti, Diyanet’i de ihmal etmiyor. Bu kurumun ortaya çıkış nedenlerinden günümüzde elde ettiği güce, Sünnilere tanınan ayrıcalıklardan diğer dinleri ve mezhepleri dışlamaya uzanan bir yelpazede Diyanet’i mercek altına alarak din-devlet ilişkilerine çokyönlü bir açıdan bakıyor. Lord, Türkiye’deki din politikalarını yalnızca sekülerlik-İslâmcılık ikiliğine ve çatışmasına sokmadan, daha derinlikli bir araştırma ve kavrayışın mümkün olduğunu göstermeyi amaçlıyor.

19. Yüzyıl İstanbul’unda Rumlar – Pera Cemaatinin Toplumsal Kültürel Tarihi
Meropi Anastassiadou, Çev. İsmail Yerguz, Alfa, 2023, 480 s.
Meropi Anastassiadou bu kitabında Pera Rumları özelinde İstanbul’un toplumsal, ekonomik, kültürel ve kentsel değişiminin izlerini sürüyor. 19. yüzyıl başında henüz bir mahalle olan Pera’nın yarım yüzyıl içinde Osmanlı modernleşmesinin vitrini ve yüzünü Avrupa’ya çevirmiş bir başkentin kalbi haline gelişini anlatıyor. Kiliseleri, okulları, hastaneleri, hayır kurumları ve görkemli mimari eserleriyle İstanbul’daki Rum varlığını, İstanbul Rum toplumunun zengin mirasını aktarıyor. Aynı zamanda Rumların gündelik yaşamından kesitler sunuyor. Milliyetçiliğin yükseldiği bir çağda kozmopolit bir kentin dönüşümünü, Tanzimat döneminde yapılan reformların Rum kurumları üzerindeki etkisini gösteriyor. Siyasal çalkantılar, rakip ideolojiler, savaşlar ve göç ekseninde cemaat içi dinamikleri, tartışmaları, gerilimleri ve uzlaşmaları yorumluyor. 19. yüzyıl dönümünde bir semtin, bir cemaatin, bir idealin parlayışı ve sönüşünün hikâyesini anlatıyor.

Sapiens’in En Büyük Başarıları – Başarısızlığa Uğramış Bir Canlı Türünün En Büyük 10 Buluşu
Tim Wolff, Çev. Gülderen Pamir, Say Yayınları, 2024, 120 s.
Sapiens’in En Büyük Başarıları insanın kısa tarihini yer yer alaycı, esprili bir dille anlatıyor.  Tim Wolff, Homo sapiens’in gezegene egemen olduğu süre içerisinde kaydettiği en büyük başarıları soğukkanlı bir tavırla değerlendiriyor. İnsanın en eski en büyük buluşu olan ekmekten en yeni en büyük buluşu olan cep telefonuna kadar pek çok konu üzerinde durduktan sonra sıra onun asıl en büyük başarısına geliyor: Gelecek. Wolff’e göre insan evrim sürecine müdahale ederek kendine bir gelecek yaratmış ve daha iyisini yaratabilecek tek canlı türü. Ama bunun farkına varması ve gerçekten istemesi gerekiyor.

Darwin Ne Yaptı?
Öner Ünalan, Ginko Bilim, 2024, 120 s.
Darwin’in yapıtlarından Türlerin Kökeniİnsanın TüreyişiSeksüel Seçme eserlerini Türkçeye kazandıran Öner Ünalan, bu kitapta, özellikle Türkiye koşullarında yetişmiş kişileri göz önünde tutarak yazmıştır. Ünalan bu kitabında, “Yeryüzündeki canlılar nasıl var oldu ya da türler nasıl ortaya çıktı?” sorusundan başlayarak Darwin’i ve yöntemini tanıtmakta, çağdaşlarıyla ilişkilerini ele almakta, yaşambilimin Darwin’le birlikte ve ondan sonraki gelişmesinin neler gösterdiğini, kısaca Darwin’in bilim tarihindeki yerini anlatmaktadır. Yazar kitabını şu cümlelerle açıklamaktadır: Darwin adı, organik evrim teorisinde silinmez bir damgadır. Bu teori, yeryüzünde yaşayan ve eskiden yaşayıp tükenmiş türlerin nasıl ortaya çıktıklarını aydınlatma çabasının ürünüdür. Darwin’e varıncaya kadar yaşambilim, dağınık bilgiler toplamından başka bir şey değildi. Darwin teorisiyle bu dağınık bilgileri toparlamıştır. Yaşambilim, Darwin’le birlikte ve ondan sonra materyalist ve diyalektik bir temele oturmuş, gerçekten bir bilim olmuştur.

Antroposen’de Marx – Büyümeme Komünizmi Fikrine Doğru
Kohei Saito, Çev. Onur Orhangazi, Ütopya Yayınevi, 2024, 416 s.
Marx’ın kapitalizme yönelik ekolojik eleştirisi, küresel iklim kriziyle karşı karşıya olduğumuz bugünlerde önemini her zamankinden çok daha açık bir biçimde gösteriyor. Antroposen’de Marx, Marx’ın ekolojisinin onun ölümünden sonra Marksistler tarafından 20. yüzyıl boyunca neden marjinalleştirilip bastırıldığını açıklıyor. Fakat Marx’ın ekolojik eleştirisi, egemen üretimcilik ve tekçilik karşısında Antroposen’de canlanıyor. Kohei Saito, Marx’ın ve Engels’in bütün eserlerinde yayımlanmış olan yeni malzemeleri inceleyerek Marx’ın büyümeme komünizmi olarak nitelendirilebilecek kapitalizme yönelik alternatif ve bütünüyle özgün fikrini sunuyor. Geç Marx’ın bu kışkırtıcı yorumu, toplum ve doğa arasındaki ilişkiye yönelik yakın tarihli tartışmalara ışık tutuyor ve okuru 20. yüzyılın reel sosyalizminin hatasını tekrar etmeyen post-kapitalist bir toplumu zihninde canlandırmaya davet ediyor.

Akışkan Modern Dünyada Yönetim
Zygmunt Bauman, Irena Bauman, Jerzy Kociatkiewicz, Monika Kostera, Çev. Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, 2024, 160 s.
Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” olarak tanımladığı içinde yaşadığımız çağ, her alanda muazzam belirsizliklerle karakterize olur. Bunun en önemli neticelerinden biri, bireylerin referans alabilecekleri yerleşik toplumsal yapı, kurum ve örgütlerden mahrum kalmasıdır. Böylesi bir belirsizlik hali, yönetim kuramından ve onun denetim ve öngörülebilirlik gibi vaatlerinden önemli ölçüde ayrışır. Dahası akışkan modernlik çağında “yönetim”, ait olduğu profesyonel alanın sınırlarını çoktan aşıp özel hayatın neredeyse tüm alanlarını kuşatır hale gelmiştir. Akışkan modernliğin öngörülemezliği ile yönetimin vaat ettiği denetim arasındaki karşıtlık, ister istemez bazı soruları akla getirir: Yönetsel pratik, akışkan modernliğin olumsuz etkilerinin önüne geçebilir mi? Akışkan modernliğin şu an içinde bulunduğu dehşet verici durumun sorumlusu, hayatımızın her alanında yönetime duyduğumuz sarsılmaz inanç olabilir mi? Eğer öyleyse, yönetime olan yaklaşımımızı değiştirebilir miyiz? Örgüt ve yönetim bilimciler Jerzy Kociatkiewicz ile Monika Kostera, mimar ve kentsel çalışmalar uzmanı Irena Bauman ve çağımızın en önemli sosyologlarından Zygmunt Bauman bireycilik, tüketim kültürü, toplumsal eşitsizlikler ve iklim değişikliğinin belirleyici olduğu bu “fetret devri”ndeki başlıca sorunların çözümünde “yönetim” kavramının oynadığı merkezi rolü, heterotopya, mezo-düzey örgütlenme, yöneticisiz yönetimler, üretken tüketicilik gibi ufuk açıcı kavramlar ışığında tartışmaya açıyorlar.

Proleterlerin Gündüzü – Günümüzde İşçi Sınıfı Kültürü ve İletişimi
Gamze Yücesan Özdemir, İmge Yayınları, 2024, 253 s.
Bu kitap işçi sınıfının kültür ve iletişim deneyimlerine odaklanıyor. Bunu yaparken şu sorulara cevap arıyor: Nasıl bir gündeyiz ki ne bugünün karanlığını kabul ediyoruz ne de bu karanlıkları ışıtabiliyoruz? Tarihsel maddeciliğin zihin açıcı imkânlarını değerlendirebilir miyiz? Bu çabaya işçi sınıfı kültürü ve iletişimi üzerine düşünerek dâhil olabilir miyiz? Bu çalışma Gamze Yücesan-Özdemir’in geniş bir zamana yayılan işçi sınıfı etnografisi birikimlerine dayanıyor. Geçmişin parlak mücadele anlarını ziyaret ediyor. Kültür ve iletişimin çok katmanlı ve çelişkili yapısını kapsayabilmek için gündelik hayattan sendikalara, sınıf bilincinden sanata, özörgütlülükten dijital kültüre zemindeki pek çok taşa basarak yol alıyor.

İmparatorluk Tasavvurları – Beş Emperyal Devlet Dünyayı Nasıl Şekillendirdi?
Krishan Kumar, Çev. Ö. Çağatay Balkaya, Doğu-Batı Yayınları, 2024, 735 s.
İmparatorluk Tasavvurları tarihin en can alıcı meselelerini doğrudan günümüze taşıyan bir eserdir. İmparatorlukların farklı tarihsel gelişimlerini ortak bir zeminde düşünmemizi sağlayan senteze dayalı ve son derece kapsamlı bir çalışmadır. Krishan Kumar en temelde şu soruları sorar: İmparatorluklar nasıl idare edilir? İmparatorluğu idare edenler, fethettikleri halkları nasıl bu kadar uzun süre ve başarıyla bir arada tutabildiler? Emperyal düşüncenin kültürel ve dinsel farklılığa bakışı neydi? Bu, kurucu halkların kendi kimliklerine yönelik de bir soruydu. Ulusal farklılıkların üzerinde bir imparatorluk kimliği ve aidiyetinin yaratılması, bütün imparatorlukların temel gayesiydi. İlhamını Roma’dan alan bütün halkların imparatorluk vatandaşları haline getirilmesi hayali, nihayetinde başarısızlığa uğrasa da, buradaki beş imparatorluğun içinden geçmek zorunda kaldıkları büyük tarihsel bir imtihandır. Ulus-devletlerden farklı olarak imparatorluk iddiası evrensel bir iddiadır. İster din, ister medeniyet, ister bir siyasi ideoloji olsun, kendi halklarını evrensel bir misyon etrafında örgütleyebilmişlerdir. Dolayısıyla bu imparatorluk misyonu ve anlatısının kaybı, birçok ulus-devletin tarihinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Miadını doldurduğu söylenen imparatorluğun, halkların kolektif kimliklerindeki yeri nedir? İmparatorluklar gerçekten öldü mü yoksa yeni yaşam biçimleri mi kazanıyor? Göç krizi, küreselleşme, yükselen popülizm gibi güncel olguları anlamakta imparatorluklar faydalı tarihsel araçlar olabilir mi? İmparatorlukların yükseliş ve çöküşlerinden çıkarılacak olumlu dersler var mıdır? Osmanlı Devleti’nin de dâhil olduğu Avrupa’nın beş büyük imparatorluğunun karşılaştırıldığı bu devasa çalışma, bu sorulardan hareketle, günümüzün en yakıcı meselelerine de değiniyor.

Folklor ve Sözlü Tarih – Ağıtlarda Sosyal Tarih Üzerine Bir İnceleme
Seyit Gezer, Nobel Bilimsel Yayınlar, 2024, 286 s.
Sözlü tarih, sıradan olanın tarihini arayan, aynı zamanda sıradan olanın tarihin içine yerleştirilmesine vesile olan bir yaklaşımdır. Otoritenin sunduğu, çerçevesi belirlenmiş anlayışın dışında kalan yoksul sınıflar ve bu sınıflardan oluşan toplumun sosyal tarihi, sözlü tarih yaklaşımının çıkış noktasını oluşturur. Anonim ya da ferdî karakter taşıyan sözlü kültür ürünlerinde de toplumun tarih ve medeniyetine ait izler bulunmaktadır. Bu nedenle sözel tarih yaklaşımının folklor için ne denli önemli olduğu bir gerçektir. Yazar kendi cümleleriyle kitabı yazma amacını şöyle açıklıyor: Ağıtlar edebî bir tür olmasının yanında yas kültürü ile anlam bulan sosyal tarihe ait zenginlikleri barındırmaktadır. Ağıtlar; hayatın acı gerçeğinin, yaşanılan çaresizliğin, insanların kadere teslimiyetinin edebî göstergesidir. Ağıtlar, yaşanan elim bir hadisenin neticesinde söylenmiş olması nedeniyle aynı zamanda tarihe düşülen notları da içinde bulundurur. Bu açıdan bakıldığında ağıtlar, içinde sosyal tarihi saklayan önemli manzumelerdendir.

Savunma
Apuleius, Çev. Bağış Alper Kovan, Pinhan Yayıncılık, 2024, 200 s.
Platoncu bir filozof olarak bilinen Apuleius’un Apologia (Savunma) isimli eseri, Libya’nın bir sahil kasabası olan Sabrata’da geçmektedir. Eser, proconsul Claudius Maximus’un başkanlık yaptığı mahkemede yapılmış bir savunma konuşmasını içerir. Apuleius’u suçlayanlar, onun Pudentilla isimli zengin ve dul bir kadınla evlenmek için büyü yaptığını ve kadının muhtemel mirasçılarını saf dışı bırakıp bu evlilikten kâr elde etme amacı güttüğünü öne sürerek suçlamışlardır. Büyücülükle suçlanan Apuleius, mahkemede yaptığı bu konuşmada yer yer felsefi yer yer ironik anekdotlar vermiştir. Eserde Homeros, Nikandros, Ennius, Aristoteles, Theophrastus, Varro, Genç Cato, Platon gibi pek çok yazar, şair ve filozoftan alıntılar ve göndermeler mevcuttur. Bu sebeple hem Roma hukuku hem de Roma felsefesi için oldukça önemli bir eser olarak görülür. Bu konuşmanın ne kadarının gerçek ne kadarının kurmaca olduğu bilinmese de Apologia, Roma imparatorluk döneminden günümüze ulaşmış tek dava metni olarak bilinir.

19.Yüzyılın Sonundan 1945’e Modern Asya Entelektüel Tarihi
Der. Hasan Aksakal, Beyoğlu Kitabevi, 2024, 416 s.
Bu kitap Türkiye’deki tarih okurlarının pek aşina olmadığı birçok isme ve olaya yakından bakarak modern Asya entelektüel tarihinin temel meselelerini anlamayı amaçlıyor. Hem Batı-merkezci hem de onunla aynı ölçüde sorunlu Asya-merkezci bakış açılarının ötesine geçebilmek adına dikkatle seçilen makalelerle Asya’nın kolonyal geçmişine ve postkolonyal bugününe ilişkin yeni pencereler açmaya çalışıyor. Kitapta Michael Adas’ın Batının “uygarlaştırma misyonu”na karşı Afro-Asya ortaklığını anlatmasından Pankaj Mishra’nın 1905’teki Japon zaferiyle oluşan sömürge-karşıtı küresel moment hakkındaki notlarına, Carolien Stolte ile Harald Fischer-Tiné’nin Hindistan’daki milliyetçi ve enternasyonalist fikirlerin Asya’yı ortaklaştırmasından Manu Goswami’nin Bengal’den hareketle sömürge-karşıtı enternasyonalizmin panoramasını sunan analizine dek kapsamlı yazılar yer alıyor. Rebecca Karl’ın Çin’in Asya’yı 20. yüzyılın başında yeniden tahayyül etmesini anlatan, Sven Saaler’in anti-emperyalist Japon pan-Asyacılığının zamanla emperyalizme dönüşümüne bakan bilgi dolu makalelerini Ole Birk Laursen’in Rus ve Hint devrimci entelektüelleri arasındaki sömürgecilik-karşıtı bağlantıları işleyen metni takip ediyor. Shobna Nijhawan’ın Asyalı feminist kadınların faaliyetleriyle başka sömürü ilişkilerine dikkat çeken makalesini C. A. Bayly’nin Arap-Hint entelektüel bağlarına ilişkin incelemesi tamamlıyor. Sanjay Subrahmanyam’ın bütün bunlardan sonra tek bir Asya’dan mı, birden çok Asya’dan mı söz etmek gerektiğini sorguladığı değerlendirmesiyle birlikte makaleler kendi aralarında bütünleşiyor. Siyasi düşünceler tarihçisi Hasan Aksakal’ın derlemesi ve geniş kapsamlı sunuşu, Ahmet Fethi Yıldırım’ın akıcı çevirileriyle 19. Yüzyılın Sonundan 1945’e Modern Asya Entelektüel Tarihi, bu alana dair Türkçedeki en yetkin çalışma olmayı amaçlıyor.

Akıl İzi- Taner Büyükarman, Sanat Kritik Yayınları, 2023, 145 s.
Akıl İzi – Bir biliminsanının yaşam öyküsünün kağıt çöpünden tiyatroya yolculuğu

Özgür Can Özüdoğru

Dilhan Eryurt bir bilim kahramanıydı. NASA ile Ay programı dâhil pek çok konuda çalışmalar yürüten Türkiye’den ilk biliminsanı, yıldız evrimi literatürünü değiştiren makalelere imza atarak ders kitaplarına girmiş bir astrofizikçi, pek çok doktora öğrencisi yetiştiren başarılı bir eğitimci, ODTÜ Fizik Bölümü’ndeki astrofizik kürsüsünün kurucularından, Türkiye’nin ilk kadın dekanlarından olan Prof. Dr. Dilhan Eryurt, sayısız genç bilimci ve özellikle ülkemizin kadınları için engin bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Dilhan Eryurt üniversite amfilerinde çalışmalarıyla anılmaya devam ederken ne yazık ki popüler bilim camiasında kendisinin ismi Feza Gürsey, Cahit Arf gibi aslında kendisiyle oldukça denk olan erkek biliminsanları kadar anılmıyor.

Yargıtay hâkimi Cemal Fazıl Karakaş, Yargıtay binasının kağıt geri dönüşüm kısmında tesadüfen Dilhan Eryurt’a ait makalelerden notlara çok çeşitli belgeler elde etmesi ve bunları derlemesi sonucu Dilhan hoca hakkında oldukça geniş kapsamlı ve ufuk açıcı bireysel bilgiler elde edildi. Bu belgelerde ve Dilhan hocamızın yakın akrabaları aracılığıyla elde edilen bilgileri tiyatro oyun yazarı ve yönetmeni Taner Büyükarman tarafından bir tiyatro oyunu haline getirildi. Dilhan Eryurt ile Dilhan hocanın belgelerini bulup anlamlandırmaya çalışan bir ilkokul öğretmeni arasında geçişler ile ilerleyen oyunda yönetmen, iki kadın arasında bir pencere kuruyor ve tarihe ışık tutarken insan davranışı üzerine de farklı yaşamları bir araya getiren sürükleyici bir öykü ortaya koymakta.

Öykünün Dilhan Eryurt’u anlatan tarafında Dilhan hocanın Kanada’daki doktora yılları, NASA Apollo Ay Programı’na katılışı, Türkiye’ye geri dönüşü ve ODTÜ’deki bilimsel mücadelelerine dair ilgi çekici girizgâhlar bulunmakta. Özellikle fizik veya astrofizik gibi konularda sınırlı veya hiç bilgisi olmayan kişiler için ülkemizin cevheri olan bu başarılı hanımefendiyi tanıması açısından başlangıç niteliği tanıyan tiyatro oyun kitabı “Akıl İzi”, Ekim 2023’te Sanat Kritik Yayınları’ndan basıldı. Tiyatro oyununun 2024 yılında Ankara başta olmak üzere çeşitli şehir tiyatrolarının programına girmesi konusunda girişimler olduğu da söyleniyor. Son olarak kitapta ayrıca Cemal Fazıl Karakaş tarafından yazılmış, Dilhan Eryurt’a ait kişisel belgelerin elde ediliş süreci birinci elden aktaran bir sıra dışı rastlayış öyküsü de yer alıyor. Cemal Fazıl bey tarafından hazırlanan bu yazıda, rastlanan kimi önemli resmi evraka dair teknik bilgilerin yer aldığı bir makale de bulunmakta.

Önceki İçerikBir umut filizi
Sonraki İçerikAsya’nın Batı’ya isyanının filizlenme dönemi