Ana sayfa 62. Sayı Darwin, ilkeler, yorumlar

Darwin, ilkeler, yorumlar

Forum

96
PAYLAŞ

Konumum gereği sık sık “zehir gibi” akıllı öğrencilerle karşılaşıyorum. En eski bilimlerden biri olan biyolojinin, göreli olarak genç bir alanında, her yıl yeni bilgiler sunmaya çalışırken, bir yandan da bunların temel aldığı deneyleri ve çalışmaları anlatmak, tartışmak ve öğrencileri ikna etmek gibi bir konumum var.

Ne denli bilimin ideolojiden farklı olduğunu belirtmeye çalışsak da, günlük iletişim araçları ve kamuoyunun bir kesimi tarafından bilimsel olmayan yöntemlerle yanlışlanmaya çalışılan evrim kuramından çekinen öğrencilerle karşılaşıyoruz.

Dünyada ve 1983 yılından bu yana Türkiye’de bir ideolojinin parçası olarak pompalanan bu kabuller, pek çok öğrenciyi son derece özel bir alan olan inançla bağlantısından dolayı zorluyor, çelişkilere sürüklüyor. Bu öğrencilerimize bilimsel düşünceyle ilahi düşüncenin aynı düzlemde incelenemeyeceğini açıklamaya çalışıyoruz.

Sonuçta soru, yanlışlama ve ikna, bilimsel düşüncenin, eğitimin ve tartışmanın doğasında var. Bu nedenle sorular ve tartışmalar her zaman sağlıklı.

Bir de Darwin’in evrim kuramını anladığını düşündüğümüz öğrencilerimiz var. Kuramı tartışma düzlemleri ön kabuller içermiyor. Deneylere ve verilere bakarak konuya yaklaşıyorlar. Onlara Darwinizm adı altında bir akımın olamayacağını, Darwin’in tıpkı Wallace gibi bu kuram üzerinde çalışan, topladığı örneklerle ve verileriyle çıkarımlarda bulunan bir bilim insanı olduğunu anlatıyor, bilimsel düşünce içinde Darwincilik, Einsteincilik gibi doktrinler olamayacağını vurguluyoruz.

Bilimin toplumsal gerçeklerle bağlantılandırılması, doğal popülasyonların toplumlarla karşılaştırılması ve benzerlikler kurulması bazı konuların açıklanabilmesi açısından pek çok yazar tarafından uygulanan bir yöntemdir, yararlı olabilir; ancak aralarında doğrudan benzerlikler bulmaya çalışmak kişiyi yanıltabilir.

İşte bu noktada “zehir gibi” akıllı öğrencilerin, yani bağlantı kurabilen, deneylerle ikna olup, değerlendirme yapabilen bu öğrencilerin kafaları karışıveriyor: Evrim kuramının temel prensibini özetleyen Darwin’in aşağıdaki sözünün öğrenciler tarafından bir yaşam felsefesine dönüşüverdiğini üzülerek gözlüyorum: “Ayakta kalanlar türlerinin en güçlü ya da en akıllı olanları değil, değişime en kolay uyum sağlayanlarıdır.”

Burada, ilke ile beslenmeyen aklın yeterli olmadığı ve yol açabileceği dejenerasyon net olarak karşımıza çıkıyor. 1985 sonrası Türk gençliği, kısa yoldan “köşeyi dönme”ye çalışan, fırsatları buna göre çok iyi değerlendiren, ayakta kalmak için uyum sağlamaktan ve duruma göre değişmekten başka çare düşünemeyen, bu nedenle inandığını savunmamayı seçen, toplumsal tecride uğramamak için baskın güce boyun eğen bir konumu kolaylıkla benimseyebiliyor. Çünkü önündeki pek çok örnekte bunu görüyor, öğreniyor.

İşte bu noktada “zehir gibi” öğrencilerin Darwin’in evrim kuramını anlamalarına karşın, Darwin’i bilim insanı ve birey olarak hiç anlayamadıklarını görüyoruz. Darwin, eğer bu görüşün insan için de geçerli olduğunu düşünseydi, yaşadığı dönemin toplumsal ve dinsel baskı ortamında ezilmemek için kuramından söz etmekten korkup ayakta kalabilmek için ortama uyum sağlayıp susmayı seçerdi. Darwin kendi dönemindeki statükoya karşın, bilimsel olarak kanıtlarını gösterebildiği bir kuramı, her şeye karşın, savunmayı seçti.

Demek ki, “zehir gibi” akıllı gençlerin bazı konuları yorumlayabilmeleri için önlerinde gördükleri örneklerde bir sorun var. Demek ki “zehir gibi” akıllı bu gençlerden Türkiye’nin geleceği için bir şey bekleyemeyeceğiz; Çünkü var olan ortama uyum sağlayamadıklarında eleneceklerinden çok korkuyorlar.

“Zehir gibi” bu gençlerin “ilkeli olmak” gibi, maalesef, geçmişte kalmış gibi görünen bir özelliği tanımaya gereksinimleri var. Bu da ancak önlerindeki ilkeli örnekleri görerek gerçekleşebilir.

Ancak o zaman, Darwin’in bu söylediklerinin doğal popülasyonlardaki bireylerin mutasyon hızlarıyla ilgili olduğunu görebilirler. Ancak o zaman bu sözün boyun eğip uyum sağlamakla ilgili değil, tam tersine, mutasyonlarla gelen çeşitliliğin ve farklılığın doğanın temel prensibi olduğunu, “tek-tipleşen” toplumların hep birlikte elenebileceklerini anlatmaya çalıştığını kavrayabilirler.

Bugünün Türkiyesi’nin karşısındaki tek sorun irtica değil, modern görünüp anti-demokratik uygulamalarla ortalığı kasıp kavuran “gizli irtica odakları”dır. Mesele bunları seçip ayırt edebilmektedir. Sadece genç insanları suçlamak, aynaya bakmamakla eşdeğerlidir.

(Bu yazı 7 Mart 2007 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde de yayımlanmıştır.)