Ana sayfa 80. Sayı Iraklı Bektaşilerin “yol” hikâyesi

Iraklı Bektaşilerin “yol” hikâyesi

5

Yüzyıllardır Irak’ta yaşayan Alevi-Bektaşilerin Şah İsmail zamanında buraya yerleştikleri sanılıyor. İktidarlar değişse de onların gördükleri baskı ve zulüm hiç sona ermemiş. Yeni yeni başını kaldıran Iraklı Alevi-Bektaşiler, kuracakları federasyon ile başta Anadolu olmak üzere dünyanın diğer bölgelerindeki yarenleriyle bağ kurmak istiyorlar.

 Her yıl ağustosta yapılan Hacı Bektaş Şenlikleri’ne sadece Türkiye’den değil dünyanın dört bir yanından Aleviler, Bektaşiler katılıyor. Şenliğin konukları arasında son iki yıldır Iraklıları da görmek mümkün.
“Irak’ta Alevi-Bektaşi var mı?” diyenlere “Evet, üstelik yüzyıllardır orada yaşıyorlar” yanıtını verirken bir yandan da “bu soruyu yadırgamamak lazım” diye düşünüyorum. Çünkü ülkemizde Irak’ta yaşayan Alevi-Bektaşilerle ilgili çalışmalar yok denecek kadar az.
Irak’ın Musul, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye kentleri ve çevresindeki köylerde yaşayan Alevi-Bektaşiler, Kakai, Ehlihaklar, Aliilahî, Şabak, İbrahimi veya Kızılbaş ismiyle anılıyorlar. Aşiret ve erkânları itibariyle birbirlerinden farklılık gösterseler de pirleri var ve Hacı Bektaş-ı Veli’ye bağlılar.
Iraklı Alevi-Bektaşi temsilcileri ağırlayan Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ORSAM) Başkanı Hasan Kanbolat, Şabak Bektaşileriyle ilk ilişkilerinin 2 yıl önce bir ziyaret sırasında başladığını söylüyor. Irak’ta, Anadoluda’ki Bektaşilerin gelenek, görenek ve yaşantısını sürdüren insanlarla karşılaştıklarını anlatan Kanpolat, bunun üzerine Irak’taki Türkmen Alevilerini ve Şabak Bektaşilerini daha yakında tanımak için Türkiye’ye davet ettiklerini belirtiyor.

Peki, kim bu Şabaklar?
Musul çevresinde yaklaşık 70 köyde yaşayan Şabakların nüfusunun 300 ile 500 bin arasında değiştiği tahmin ediliyor. Şabakların çoğunluğunu oluşturan Şiiler iki nesil önce Alevi-Bektaşiydi. Şabaklar, Şabaki adını verdikleri bir dil konuşuyorlar. Farklı kültürlerle çevrili oldukları için dillerinde Arapça, Kürtçe, Türkçe hatta Farsça kelimeler var.
Şabaklar, 1980’li yıllara kadar Türkiye ile olan ilişkilerini sürdürmüşler. Ne var ki Saddam Hüseyin’in baskıcı politikalarının başlamasının ardından Türkiye ile ilişkileri zayıflamış ve tamamen kopmuş. Bağların kopmasıyla Türkçe konuşanlar azalsa da bütün gülbanglar (tekrarlanan Türkçe dua), deyişler hâlâ Türkçe söyleniyor, Cem’ler Türkçe yapılıyor.
Şabakların Buyruk ya da Kitab-ı El Menakıp adı verilen kutsal kitabı iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde (111 sayfa) Safevi Şeyhi Safi’nin yaşamı, oğlu Sadreddin ile arasında soru-cevap şeklinde geçen sufi diyalogu var. İkinci bölümde ise (50 sayfa) On iki İmamı öven Türkçe şiirler bulunuyor. Burası, İmam Ali ve Cafer-i Sadık ile bağlantılı çeşitli ders ve talimatları içeriyor.
Şabakların kökeni konusuna gelince Kürt, Türkmen ya da Fars oldukları yönünde değişik görüşler mevcut. Şabak Bektaşilerin liderlerinden Abbas Beyatli ise ne Türk, ne Kürt, ne de Arap olduklarını belirterek, farklı bir halk olduklarını söylüyor. Bölgeye, İran merkezli Safeviler (16-18. yüzyıl) zamanında mı yoksa Osmanlı zamanında mı yerleştikleri tartışmasında ise Safeviler görüşü ağırlık taşıyor. Tapu kayıtları, Osmanlılardan önce de bölgede Alevi-Bektaşilerin yaşadığını gösteriyor.

Sünnileştirme ya da Şiileştirme çabaları
Şabaklar Bektaşî olmalarından dolayı Sünniler ya da Şiiler tarafından sürekli siyasi, dini ve kültürel baskıya maruz kalmışlar. Daha önce de belirttiğimiz gibi bugün Şiileşmiş Şabaklar önceden Alevi-Bektaşiydi; 1950’lere kadar kendi tekkeleri vardı. Şii Lider Muhsin el Hâkim 1960’da harekete geçip Musul’da ilk Şii camisini inşa etti. Şii merciin otoritesi giderek arttı. Şabak yerleşim yerlerinde Şiileştirme çalışmaları için Hüseyniye adı verilen mescitler kuruldu. Hüseyniyelerde özellikle İran’da eğitim görmüş kişiler görev yapıyorlardı. Bu arada, Şabakların Şiileşmesi hızla gerçekleşmiş. Bunda Şiiliğin ekonomik ve sosyal hayat açısından “getiri”leri” olması, Hz. Ali, On İki İmam gibi Alevilikle ortak unsurlar barındırmasının da etkisi gözardı edilemez.
Irak’ın Türkiye sınırına yakın olan ve Türkmen nüfusuyla dikkat çeken kenti Telafar’da Bektaşilerin Şiileşme süreci de 1940’larda başlamış ve 1970’lerden sonra hız kazanmış. Telafer’de 1940’a kadar bir tek Şii camisinin bulunmaması bunun en önemli kanıtı olarak gösteriliyor.
Şabakları Sünnileştirme çabaları ise daha eski. Osmanlı Yönetimi, Tanzimat (19. yüzyıl) sonrasında Müslüman olarak kabul edilen fakat Sünnî olmayan topluluklara karşı “ıslah” programı uyguladı. Örneğin, 23 Eylül 1892 tarihli, dönemin içişleri ve eğitim bakanlıklarına iletilmesi istenen padişah emrinde Musul vilayetinde kendi istekleriyle İslamiyet’i kabul ettiklerini bildiren Şabaklara kolaylık sağlanması salık veriliyor. Emirde, Şabak köylerine İslam kaidelerini öğretmek amacıyla mescit, mektep, abdesthane, hoca ve kapıcılar için birer odanın inşa edilmesi; Şabak çocuklarına dinî terbiye verecek öğretmenler tayin edilmesi isteniyor.

İktidarlar değişiyor, baskılar bitmiyor
Şabaklar, şiddet olayları ve tehditler yüzünden asırlardır yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kaldılar.  Köyleri tamamen boşaltılınca yerleşim yeri olma özelliğini yitirdi. 2003’teki Amerikan işgalinin ardından Şabakların sadece canına ve malına değil kutsal saydıkları “ziyaret”lere de saldırılar oldu, buraları bombalanıp tahrip edildi.
Baas rejimi döneminde Saddam yönetimi tarafından büyük zulüm gören Şabaklar bugün farklı grupların baskısı altında. El Kaide terör örgütüyle bağlantılı Irak İslam Devleti, Musul’da dağıttığı bildirilerde Şabakların bir an önce bölgeyi terk etmelerini istemiş, aksi halde sonlarının geleceği tehdidinde bulunmuş. Diğer baskı grubu ise Kürtler ki onlar da Şabakları Kürt gibi gösterip ya da Kürtleştirip Kuzey Irak’taki egemenlik sınırlarını genişletmeyi hedefliyorlar. Aslında, bu Kürtleştirme operasyonlarını sadece Şabaklara değil Keldani ve Yezidilere de uyguluyorlar. “Ben Kürdüm” demeyi reddedenlerin ise köylerini yakıyorlar. Yani, farklı grupların Kürtlerden çektikleri Saddam Hüseyin döneminden daha az değil, hatta belki daha fazla.

Türkiye’den beklentiler yüksek
Ankara’ya gelen Şabak temsilciler, Irak’ta sosyal ve siyasal yaşamdan dışlandıklarını belirterek asimilasyon sürecine engel olunması konusunda Türkiye’den beklentilerini dile getiriyor. Somut beklentileri arasında, üniversitelerde Şabak öğrencilere kontenjan ayrılması, Bağdat’ta “Bektaşi Evi” kurulması ve böylece Iraklı Bektaşilerin düzenli olarak bir araya gelebilecekleri bir kurumun oluşması; Musul’da bir kültür merkezinin açılması ve Bektaşilik konusunda çalışmalar yürütmesi bulunuyor.
Şabak liderlerden Abbas Beyatli, Anadolu ve Balkanlar’daki Alevi-Bektaşilerle ilişkileri geliştirmek istediklerini dile getiriyor. Beyatli, kurmayı düşündükleri Alevi-Bektaşi Federasyonu ile bu coğrafyadaki diğer topluluklarla daha yakın işbirliğini hedeflediklerini de sözlerine ekliyor. Merkezi Telafar’da bulunacak Federasyon için iç tüzük hazırlanıp onaylanmak üzere Bağdat’a gönderilmiş. Bunun için yeni hükümetin kurulması bekleniyor.
ORSAM Başkanı Kanbolat, doğal bir aydınlık barındıran Iraklı Bektaşileri gelecek yılki ziyaretlerinde sadece belli kuruluş ve sivil toplum örgütleriyle değil Türkiye’deki Alevi aydınlarla da buluşturmak gerektiğine inanıyor. Farklı ülkelerde yaşayan Alevi-Bektaşilerin birbirleriyle daha iyi iletişim içinde olması kadar birbirleri hakkında yeterli ve doğru bilgi edinmesi önemli. Bu da daha fazla araştırma yapılması ve ortaya daha fazla eser konmasını gerektiriyor. Iraklı Bektaşiler “yol”a dönüş yaparken Hacı Bektaş felsefesinin yanına bilgiyi de kılavuz edecektir.

KAYNAKÇA
– Ahmet Taşğın, “Irak’taki Bektaşi Topluluğu Şabaklar”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2009
– “Iraklı Bektaşiler ORSAM’da” 13 Ağustos, 2010, www.orsam.org.tr
– “Iraklı Bektaşiler Hacı Bektaş Şenlikleri’nde”, Hasan Kanbolat, 10 Ağustos 2010, ww.orsam.org.tr
– İsmail Kayusuz, Kuzey Irak Alevilerinin (Şabak, İbrahimi, Kakai..) Dinsel İnanç Kitaplarından Buyruk Örnekleri ve Sünbülname, 17 Mart 2006, www.hacibektaslilar.com

Musul’da Kırklar Cemi
Ahmet Taşğın’ın “Irak’taki Bektaşi Topluluğu Şabaklar” başlıklı çalışmasına bakarak Irak’taki Aleviliğin Anadolu Aleviliğinden pek de farklı olmadığını bir kez daha görmek mümkün:
“…Musul çevresinde beş adet seyit bulunmakta ve Kırklar cemini sürdürmektedirler. Şabaklar ve diğer Alevî Bektaşî toplulukların hizmetini yürüten Pirler ve bu pirlerin de bağlı bulunduğu Pir-i piran bulunmaktadır. Pirler belirli bir yaşa geldikten sonra dünya işlerinden tamamen el çekmekte ve kendilerini tarikatın işlerine vererek, taliplerinin hizmetini görmektedirler. Pir olduktan sonra başlarına yeşil bir sarık sarmakta ve sakallarını uzatmaktadırlar. Pirler, sercem olarak her perşembe akşamı yapılan cemleri yürütmektedirler. Cemlerde çerağ uyandırılmakta, ceme gelen sofuların börk ve kuşak bağlamaları şart koşulmaktadır. Şabak topluluğu içerisinde ikrar almayan hiçbir kimse bu cemlere dahil edilmemektedir. Cemlerde Nesimi, Fuzuli, Virani, Yemini, Kul Himmet, Pir Sultan Abdal, Seyit Nizamoğlu’nun deyişleri okunmaktadır…”