Ana sayfa 107. Sayı İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu / Friedrich Engels Yeni oluşan sınıfın ilk analizi

İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu / Friedrich Engels Yeni oluşan sınıfın ilk analizi

394

Genç Engels, babasının şirketi Ermen & Engels’in işleri için İngiltere’de, Manchester’da bir süre kalmak zorundadır. Burada 1843 sonlarında yazdığı “Politik Ekonominin Eleştirisinin Anahatları”, onun kapitalist üretim ilişkilerinin ekonomik incelemesine dair sağlam temelini göstermektedir. Almanya’nın 1840’ların devrimci soluğunu taşıyan havasından, yeni gelişen kapitalizmin beşiğine gelmiştir. Almanya’nın felsefi tartışmalarında bilenmiş, somut ve pratiği irdelemeye aç Engels için İngiltere bulunmaz bir toplumsal inceleme alanı ve Almanya’daki tüm toplumsal dalganın felsefi düzeyde aradığı toplumsal kurtuluşun öznesini pratikte gözleme yeri olmuştur.
İşte 1844 yılında bir süredir içeriden gözlemlediği çalışanların yaşamına dair toplumsal bir inceleme yazmaya karar verir. Gerçekte başlangıçtaki planı İngiltere’nin toplumsal tarihini yazmaktır. Ancak yeni doğan işçi sınıfının canlı bir tarihini, tanıklığını yazmak bunun ilk adımı olur. İşte 1845’te Almanca olarak yayımlanan İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu kitabı, böylelikle Marksizmin başyapıtları arasında, ilk somut, pratik sınıf ve alan çözümlemesi olarak tarihe geçer. Almanca baskısının ilk önsözü İngilizcedir ve “Büyük Britanya’nın emekçi sınıflarına”, Alman toplumsal kurtuluş hareketi içinde soyut ve felsefi düzeyde süren tartışmalar yerine İngiltere’de oluşan sınıfın pratik hareketinin ne büyük bir gerçek ve canlı örnek olduğunu anlatmaktadır. Engels, bu önsözde aynı zamanda İngiltere’de oluşan işçi sınıfının ve hareketinin, sermayedar ve toprak sahibi sınıflardan bağımsız durma çabasını, bunun olanaklarını, tehlikelerini, Almanya’daki toplumsal hareketlere anlatma çabasını da aktarır. Ama bu kitap yaygın kanının aksine İngiltere’deki emekçi sınıfların içinde bulunduğu sefalete dair sosyolojik bir çözümle değildir; bundan çok daha fazlasıdır.
Bu kitap, emekçilerin sefaletinin, güçsüzlüğünün ve mağduriyetinin çözümlemesi değildir; aksine bu koşullardaki emekçilerin kurtuluşlarını yine kendi koşullarından oluşturacaklarına dair keskin ve devrimci bir saptamadır. Aynı zamanda Marksizmin kurucularının, kapitalizmin beşiğindeki ilk somut, sınıfsal inceleme ve çözümlemesi olarak tarihe geçmiştir. Emeğin, yoğun sömürü altında birleşme dinamiklerini, bir bütün sınıf olarak fabrika sahipleri ve sermayedarların karşısına çıkma dinamiğini işaret etmektedir. İşte Engels’in kitabı, çağının yeni ortaya çıkan kapitalist çalışma koşullarını kapsamlı ve derinlemesine irdeleyen toplumsal bir çözümleme olmanın yanı sıra esas bu yönüyle önemlidir.
Bu yönüyle kitap, yoksulluk ve açlığı anlatıp küçük burjuvaların ve hali vakti yerinde liberallerin vicdanlarına seslenmemektedir. Aksine dönemin koşulları, 24 yaşındaki genç devrimci Engels’i tüm bunlardan kesinlikle uzak tutmuştur. Tam da böylesi sahte “gözyaşları”nın ve liberal “yazıklanma”ların arttığı bir dönemde bu kitap, yaşanan sefaletin, yıkım ve sömürünün içerisinden beliren ve birleşen işçi sınıfının bir sınıf olarak oluşma koşulları, birleşme dinamiklerine dair bir çalışmadır. Vicdanlara değil, sınıf bilincine dair bir çözümlemedir. Kitabın bu özelliğini belirtmek, yazıldığı dönemdeki sınıfsal kutuplaşmalar gözetilirse özellikle önemlidir. Engels, kitapta ve daha sonra yazılan tüm önsözlerde görüldüğü gibi bunların sadece bilincinde değildir; aynı zamanda tam da bu bilince karşı işçi sınıfını ayrı bir sınıf olarak düşünsel olarak ayırmak ve kendi kurtuluşu için birleşmesine işaret etmek için yazmaktadır. 1840’larda Fransa’da ve Avrupa’daki işçi sınıfı hareketine sürekli söyledikleri gibi, artık proletarya burjuvazinin 3 renkli (Fransız devriminin ve Fransa’nın mavi, beyaz, kırmızı bayrağı) bayrağı etrafında değil kendi kurtuluşu etrafında birleşmelidir. Kapitalizmin beşiği İngiltere, yerini kaybetmekte olan aristokratlar ile egemenliğini kazanmaya çalışan burjuva sınıflar arasındaki çatışmayı iliklerine dek yaşamaktadır. Aristokratların ve eski rejim bekçilerinin tutucu temsilini Tory partisi yapmaktadır. Yeni rejimin, yükselen sınıf olarak burjuvazinin (fabrikatörlerin, imalathane sahiplerinin ve tüccarların) temsilcisi ise Whig partisidir. İngiltere tarihinin 1800’lerdeki önemli politik tartışması olan Tahıl Yasası üzerinden çıkan çatışma, burjuvazinin aristokrat sınıfa karşı, tahıl ithal kısıtlamasını kaldırmak için uğraş vermesidir. Tahıl ithali serbest hale geldiğinde, hem tahıl fiyatları ve ücretler düşecek, sermayedar daha fazla kâr edecek hem de eski toprak sahipleri tahıl tekelini ellerinde tutarak elde ettikleri kazançları kaybedeceklerdi. Burjuvazi, sermayedarlar, aristokratların gücünü sarsmaya çalışıyorlardı ve bunu tahıl yasaları tartışmaları sırasında başardılar.
İşte tam bu politik ortamda, Marx’ın ileride alayla anlatacağı çarpıcı bir durum ortaya çıktı. “Hırsızlar birbirine düşünce, dürüstler bundan kazançlı çıkar”. Aristokrat sınıf, tüm gücüyle, sermayedarların fabrikalarda sürdürdüğü sömürü koşullarının vahşiliğini, çalışma yaşamının kötü koşullarını ve işçilerin sefaletini sergilemeye başladı. Buna karşılık da sermayedarlar, liberaller, kırdaki kötü koşulları gazetelerinde, kamuoyunda sergilediler. İşte bu politik tartışma içinde, Engels’in erken dönemde sergilediği tüm sefalet, sömürü koşulları resmi raporlarda, gazete ve dergilerde ortaya çıkmaya başladı. Bunlara Marx’ın sonradan Kapital’de kullanacağı “Mavi Kitap” adlı raporlar da dahildir.
Özcesi bu kitap, yoksul ve aç sınıfları gösterip liberallerin vicdanlarına seslenmez; aristokrat sınıfın, Tory’lerin sahte gözyaşları karşısında ise ödünsüz durmak zorundadır. İşte bu politik kutuplaşma içinde, işçi sınıfının bağımsız bir güç olarak ortaya çıkma dinamiklerini incelemek için Engels’in kitabının sadece sefaleti irdelemesi yeterli değildir; zaten Engels de bir sınıf olarak çalışanların birleşme dinamiklerini incelemiştir.

Engels’in eseri, yaşanan sefaletin, yıkım ve sömürünün içerisinden beliren ve işçi sınıfının bir sınıf olarak oluşma koşulları, birleşme dinamiklerine dair bir çalışmadır.

24 yaşındaki genç Engels’in kitabı, İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu, kapitalizmin beşiğine dair önemli bir toplumsal inceleme olduğu kadar esas olarak bu özelliği ile başyapıt olmayı hak eder. Engels, işçi sınıfının oluşma koşullarını, çalışma koşullarını, yoğun sömürü altında artan sefaleti, çalışan sınıfın kentin oluşumunda ve kentteki yerini, göçle değişen yapısını, yoksul sınıflar içinde suçun bir tepki olarak artışını çarpıcı biçimde, hem kendi gözlemlerine dayanarak, bizzat içeriden, hem de liberal, aristokrat tarafların bizzat kendi kaynaklarından yararlanarak çözümlemiştir.
Engels’in kitabının iki temel özelliği vardır: Birincisi Engels, henüz yeni yeni doğmaya başlayan işçi sınıfının belirli bir kesimini değil, bütününün çalışma koşullarını irdelemiştir. Onları bir sınıf olarak bütünleştiren sefaletleri değil, kapitalist üretim sürecindeki konumlarıdır. İkinci olarak ise, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olduğu kadar, aynı zamanda sefalet ve yoksulluk içindeki tüm insanlığın kurtuluşu olacağını öne sürmüştür.
Böylelikle Engels, Alman felsefesi ve komünizmini somut pratikle buluşturduğu, kapitalizmin beşiği İngiltere’deki işçi sınıfını analiz etmede öncü olduğu bu kitabıyla, felsefi eleştiriyi de somutlaştırdı. İşçi sınıfı sadece kendi kurtuluşunun değil tüm insanlığın kurtuluşunun evrensel öznesi ve öncüsü olacaktı.
Kitap, toplumsal araştırma yapanlara pek çok önemli ipuçları sunmaktadır. Kentleşme ile işçi sınıfı ve yoksulluk arasındaki ilişki, sınıf olarak oluşma ile suç arasındaki ilişki gibi pek çok toplumbilim araştırmasının erken habercisi konumundadır.