Ana sayfa 144. Sayı Bir beyaz düş: Antarktika

Bir beyaz düş: Antarktika

226
PAYLAŞ

Antarktika’da incelemeler yapan buzul bilimci Claude Lorius, ekip arkadaşlarıyla yaptığı bir kutlama sırasında eşsiz bir aydınlanma anı yaşar! Viski bardağına attığı buzlardan çıkan kabarcıklara bakar ve buzun içinde sıkışmış gazların atmosferin oluşumuna dair gizleri açığa vurduğunu düşünür. Bu, araştırmada yeni bir ufuk demektir. Sonuçta Lorius, sıkışmış gazdaki atmosfer ve iklim değişikliği arasındaki bağı ilk kez ortaya koyan iki kişiden biri olur. 1957’de Antarktika’da Fransa’ya ait Charcot üssünde ilk çalışmalarına başladığında 23 yaşındadır. Luc Jacquet’nin yönetmenliğini yaptığı Buz ve Gökyüzü (2015) belgeseli, geçtiğimiz Aralık ayı sonlarında ülkemizde gösterimdeydi. Buzulbilimcinin kutup araştırmalarına başladığı ilk seferden bugüne dek yaşadığı macerayı konu alan film, Lorius’un bilim heyecanını ve tutkusunu yansıtıyordu. Biz de seyirciler olarak bu heyecana ortak olduk. Bunun ötesinde, film iklim değişikliğine dair gerçekleri gösteriyor. Lorius bize şu soruyu yöneltiyor: “Artık gerçeği bildiğinize göre, şimdi ne yapacaksınız?” Lorius’un sorusundan yola çıkarak, bu yazıyla istiyorum ki bulunduğumuz coğrafyadan Antarktika’ya uzanarak neler yapabileceğimize bir bakalım.

Yerle göğü birleştiren, ufuk çizgisini görünmez kılan, ucu bucağı olmayan bir beyazlık. Beyaz, su mavisi, su yeşilinden mürekkep bir manzara, hayalle gerçeğin iç içe geçtiği bir düş gibi uzanıyor. Derin bir sessizlik ve sonra birden nükseden fırtınanın uğultuları. Hiçbir zaman ısınmanıza izin vermeyen, kelimenin esas anlamıyla dondurucu bir soğuk. Öyle ki fırtınalı havalarda sıcaklığın -70 ºC’ye kadar düştüğü söyleniyor! Doğa koşulları ne olursa olsun, vazgeçmeden yol alan bu düşün gerçek sahipleri, keşif tutkusuyla dolu kutup araştırmacıları. Her ne kadar üzerinde hak iddiaları bulunuyor olsa da,  Antarktika hiçbir devlete tabi değil; ne bir yöneticisi var, ne de yerli bir halkı. Eğer illa bir halktan söz edecek olursak, buranın sakinleri penguenler, foklar, balinalar, albatroslar… Eh, farklı alanlarda incelemelerde bulunmak üzere çeşitli ülkelerden biliminsanları ve turistler de kıtayı ziyaret edebilir tabii.

Bugüne kadar Türkiye’den Antarktika’ya giden araştırmacılar arasında Bayram Öztürk de var. Bayram Öztürk, 1999’da İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde Profesör unvanı almıştır. TÜDAV’da (Türk Deniz Araştırmaları Vakfı) Başkanlık görevini yürütmektedir. 2014’de, Japon Ulusal Kutup Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen sefere misafir araştırmacı olarak katılır. Japonya’ya ait Syowa Üssü’nde bulunarak 4 ay boyunca Antarktika ve Güney Okyanus’ta bilimsel incelemeler yapar. Sonunda, kutup araştırmaları konusundaki bilgilerini ve kutup seferi sırasındaki izlenimlerini kitaplaştırır. E Yayınları tarafından yayımlanan Neden Antarktika? geçtiğimiz Kasım ayında okuyucusuyla buluştu. Kitap üç ana bölümden oluşuyor: İlkinde, Dünya’daki kutup araştırmalarının dünü ve bugünü, Türkiye’nin bu noktada durumu; ikincide, Antarktika ve Güney Okyanus’un yapısı ve buralarda yaşayan canlılar; son olarak, Bayram Öztürk’ün sefer izlenimleri.

Burada canlıların yaşamı ve ekosistemin geleceği tehdit altında! Isınma sonucu buzulların erimesi, kıtaya dışarıdan sızan yabancı türler, kirlilik, canlı kaynakların bilinçsizce tüketilmesi, … tehlikenin dozunu artırıyor. Bunlara karşı koruma alanları oluşturuluyor. Anladığım kadarıyla, koruma alanları konusu büyük bir mücadele meselesi. Peki bu konuda gelinen son durum nedir? Bayram Öztürk’ün belirttiğine göre, 2012’de CCAMLR’nin (Antarktik Deniz Canlı Kaynakları Koruma Sözleşmesi) yıllık toplantısında Amerika ve Yeni Zelanda tarafından Ros Denizi’nin koruma alanı ilan edilmesi için sunulan öneri, Rusya Federasyonu’nun itirazı sonucu reddedilir, hem de bilimsel verilerde eksiklik olduğu iddiasıyla! Oysa Ros Denizi’nin, balıkçılık faaliyetleri yüzünden koruma alanı ilan edilmediği biliniyor. Bu toplantıda Doğu Antarktik bölgesi hakkında da uzlaşmaya varılamaz. Bir diğer tartışma Wedel Denizi üzerine, çünkü burası, İmparator ve Adeli penguenleri, mavi balina ve fokların üreme alanı (s.135-136).

Bir başka önemli konu da Antarktika’da kurulabilecek bir Türk araştırma üssü. Öztürk’e göre, eğer bir üs kurulacaksa, buradaki hedef, Türk araştırmacıların evrensel bilime katkı sunması ve bu ortak alanın korunarak gelecek nesillere bırakılmasında rol almaktır. Üs kurmak için Çevre Protokolüne taraf olma şartı aranıyor. Yine anladığım kadarıyla, burada doğa yasalarını Çevre Protokolü temsil ediyor. Bu protokole göre, Antarktika’nın huzur, barış ve bilime ayrılmış bir alan olarak korunması gerekiyor. Bölgede yapılacak faaliyetlerin çevreye etkisi titizlikle değerlendiriliyor. Bilimsel araştırma dışında maden kaynaklarına ilişkin her tür faaliyet yasak! Öztürk, üs kurma konusundaki zorlukları da dile getiriyor. Mali ve bürokratik sorunlara dikkat çekiyor. Kıta ve çevresinde araştırma yapan ülkeler Antarktika Antlaşması kapsamında faaliyetlerini yürütüyor. Antlaşmaya taraf olan 52 ülkeden 29’u danışman ülke statüsündedir. Danışman ülkeler yılda bir toplantı yapar, karar alma süreçlerinde söz sahibidirler. Türkiye, danışman olmayan ülkeler arasındadır. Danışman ülkeler arasına girmek ise nitelikli bilimsel araştırmalara imza atmakla mümkün (s.75-76).

Sonuç olarak, Neden Antarktika? doğal dokusunun korunmasının önemine işaret ederken, kıtanın geleceğine ilişkin kararlarda etkin olabilmesi için Türkiye’nin danışmanlık statüsününe kavuşmasının önemi üzerinde ısrarla duruyor. Kitap, bilim tutkunu genç araştırmacılara bir çağrı olarak okunabilir ya da Antarktika araştırmalarını destekleyebilecek devlet yahut bilim ve teknoloji kurumlarına bir talep ve öneri olarak.

– Neden Antarktika?, Bayram Öztürk, E Yayınları, Kasım 2015, 296 s.