Ana sayfa 153. Sayı Herkes çeker, kimse bilmez: Ağrının Doğası

Herkes çeker, kimse bilmez: Ağrının Doğası

238
PAYLAŞ

Nalân Mahsereci

Çok-bilinmeyenli ağrı olgusunu ele aldığımız dosyamızdaki yazıların önemli bir bölümü, ağrının kişiye özgü doğasını dikkate alarak yürütülen yeni araştırmalara, bu araştırmaların yönelimlerine, ortaya çıkardıkları yeni sorularla birlikte, geliştirilen yeni tedavi perspektiflerine odaklanıyor.

Ağrı her insanın deneyimlediği bir olgu olmakla birlikte, henüz bilimin bütün sırlarına hâkim olduğu bir mekanizma değil. Vücutta yolunda gitmeyenler konusunda uyaran bir alarm sistemi olarak ağrı, olmazsa olmaz önem taşıyor. Ama temelde bir bozukluğa işaret eden akut ağrının kronik ağrıya dönüşmesi sıkça rastlanan bir durum: Dünya üzerinde her beş kişiden birinin yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyen kronik ağrı, artık başlı başına bir hastalık olarak kabul edilmekte. Elimizdeki en güçlü ilaçların bile zamanla etkisizleşebildiği, süreklileşmiş bir ıstırap hali…

Beynin sadece sinirsel uyarıları alan ve tepki geliştiren değil, dış uyaranlar olmasa bile algısal bir deneyim yaratan bir organ olduğunun anlaşılması, ağrı çalışmalarında da önemli sonuçlara yol açmış: Ağrı artık, fiziksel olduğu kadar, genetik ve psikolojik etkenlerin de başat rol oynadığı, öznel bir deneyim olarak ele alınıyor.

Çok-bilinmeyenli ağrı olgusunu yeni araştırmalar ve tedavi perspektiflerine yoğunlaşarak konu ettiğimiz kapak dosyamızın ilk yazısı “Ağrı nedir?”, vücudun ağrı mekanizması hakkında bilinen temel bilgilerden oluşuyor.

Ağrıyı tedavi etme girişimleri, insanlık kadar eski. Güney Amerikalılar için geleneksel bir ağrı kesici olan kokainin elde edildiği koka yaprağının, MÖ 6000’lerde kayalara kabartması işlenmiş. “Ağrının ıstıraplı tarihi” başlıklı yazı, ağrıyı anlama ve tedavi etme çabalarının benzer kimi tarihsel dönüm noktalarını çıkarıyor.

Araştırmalar, ağrısız bir yaşamı mümkün kılacak mı? “Ağrıyı önlemede yeni araştırmalar, teknolojiler: Morfin kenara çekil!” başlığını taşıyan yazıda, tıbbın elindeki en güçlü ağrı kesici grubu olan opioidlerin kronik ağrı tedavisinde etki ve etkisizleşme süreçleri anlatıldıktan sonra, yeni ilaç araştırmaları ve vücuda sabitlenerek ağrıyı önleyecek test aşamasındaki cihazlar gibi yeni teknolojik ürünlere odaklanılıyor. Ağrıya yatkın hastalarda akut ağrının kronik ağrıya dönüşmesi sürecini saptamaya ve acil müdahale etmeye dönük tedavi çalışmalarından söz ediliyor.

Ağrının altında yatan mekanizmaların tümüyle açığa çıkarılması, araştırmaların ana hedeflerinden. “Nöropati ve yeni yaklaşımlar” yazısında, sinir sistemi hasarlarından kaynaklı, ağrı kesicilerin etkisiz kaldığı, geçmeyen bir ağrı çeşidi olan nöropatinin olası tedavisi için yapılan çalışmalardan söz ediliyor. Ağrının kaynağı aynı olsa da, farklı insanlarda farklı mekanizmalarla oluşabiliyor olması olasılığı dikkate alınarak, yeni ağrı alt sınıflamaları yapılmasını olası kılacak testler geliştiriliyor; bu da hasta-ilaç eşleşmesinin daha isabetli yapılmasına olanak sağlayacak, deniyor.

Ağrıyı nesnel olarak görüntüleyecek ve ölçebilecek ağrı-metreler olası mı? Akut ağrı ile kronik ağrı arasındaki farkın, beyinde yansıması var mı? “Beyin görüntüleme çalışmaları: Bana ağrıyı göster!” başlıklı yazı, bu vb. çalışmalardan söz ediyor.

“Ağrı genetiği: Tamamlanmamış bir mozaik” yazısında ise, ağrının genetik temellerini ortaya çıkarma yönelimli çalışmalar anlatılıyor. Ağrıda etkili olabilecek çevresel faktörler-genetik etkileşmesini anlamaya dönük epigenetik araştırmalar da konu ediliyor.

Ruh hali, beklenti, dikkat, kişilik özellikleri gibi boyutları olan psikolojik etkenler, ağrı tedavisinde etkili olabilecek fizyolojik yanıtlara dönüşebiliyor. Bu durum, ağrı tedavisinde plasebo ilaçları öne çıkarabilir. “Plasebo: Dürüst dolandırıcılık” başlıklı yazıda, herhangi bir etken madde içermediği halde, hasta ilaç niyetine aldığında etki yaratabilen ilaçlar olan plaseboların, açıkça ağrı kesici olarak reçetelendirilebileceği savunuluyor.

“Kadın ve erkek ağrıda eşit değil” başlıklı yazıda, ağrının kişiye özgü doğasının yanı sıra, cinslere özgü doğasının da bulunduğu söyleniyor. Üstelik farklılıkların yalnızca niceliksel olmadığından, kadın ve erkek arasında ağrı oluşum mekanizmalarındaki niteliksel farklara işaret eden çalışmalar yapıldığından söz ediliyor. Buradan hareketle, ağrı araştırmalarının büyük çoğunlukla erkek farelerde yürütülüyor olması eleştiriliyor.

Yeni ağrı araştırmaları ve tedavi perspektiflerine odaklanan bir dosyada, ilaç sanayisi ve ağrı kesici piyasasından söz etmemek olmazdı. Prof. Nurettin Abacıoğlu, gelişmişlik ve kârlılık düzeyi açısından dünyadaki en büyük ilk üç sanayiden biri olduğunu belirttiği ilaç sanayisini, ilacın ekonomipolitiği çerçevesinde değerlendiriyor. Aslında toplumsal bir ürün olarak değerlendirilmesi gereken ilacın, kapitalist piyasa içinde “meta”laşması sorununu ortaya koyuyor.