Ana Sayfa 52. Sayı Genetik bilimi ‘ırk’ kavramını reddediyor DNA’mızın deri rengi yok!

Genetik bilimi ‘ırk’ kavramını reddediyor DNA’mızın deri rengi yok!

161

İnsan toplulukları beşeri coğrafyası yüzyıllardır, aralarında geçiş yokmuş izlenimi olan “ırklar” temelinde algılanır. Bu algı, toplumsal hafızaya çöreklenen yabancı düşmanlığını ve sınıfsal önyargıları günümüzde dahi besler. Aslında karşımızda hem bilimin hem de vicdanın müdahalesini zorunlu kılan köklü bir cehalet ve sabıkası derin bir insanlık suçu durmaktadır.
Vicdani kısım için yapacak pek fazla şey yok; af buyurun, eşek kadar olmuş insana vicdan aşılamak deveye kanat takmak kadar zor olsa gerektir. Ancak “insan ırkları” konusunda yüzyıllar eskiten cehaletin, yaklaşık 40 yıldır genetik bilimi sayesinde en azından düzgün mürekkep yalamış zevat arasında iyice aşındığını hemen belirtelim. Peki o halde, ilerlemeci optimizmin samimi saflığından baktığımızda, 40 yıldan bugüne cehaletin azalıp, en azından bilgili ve makul insanların gerçeği göreceklerini beklerken, ünlü DNA keşifçisi ve moleküler biyolog J. D. Watson’un ırkçı ifrazatını neye yoracağız? (1) Emir büyük yerden; adam DNA’nın içini görmüş; ırk genine de bakmıştır herhalde, siyaseten doğruluk adına doğanın kaçınılmaz gerçeğini görmezden gelemeyiz mi diyeceğiz?
İşte sorun tam da bu noktada: Genetiği basit, indirgemeci, “her özelliğin bir geni vardır ve bizi biz yapan genlerdir” avamlığıyla ele almak ve ideolojik kurguların suç ortağı yapmak. Ancak genetik -ve göreceğimiz gibi özellikle de evrimsel genetik- modern biçimiyle bu suç ortaklığından bağışıktır. Modern genetiği çeşitli nedenlerden ötürü kavrayamayanlar, bu suç ortaklığına, uydurulan bir genetikten yola çıkarak, bilerek ya da bilmeyerek ısrarla katkıda bulunsalar da, ortada bilimsel bir gerçek vardır. İnsanları fizik antropolojide bugün genel tasnif amacıyla hâlâ kullanılan “ırklara” ayırmanın özellikle 19. yüzyıl biliminin insan çeşitliliğini kavrama kategorisi oluşturmak açısından bir zorunluluk olduğunu bilsek de, ırk kavramının kendisi tarihsel gelişimini şöyle ya da böyle izleyebileceğimiz bir ideolojik kabule dayanır.
Örneğin, Montaigne açısından, insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı temelde ahlaki-toplumsal bir kalıba dayanır ve zenginliğinden, mevkisinden sıyrılmış insan, diğer insanlardan farksızdır (2). Yaklaşık 300 yıl sonra Macaulay, İngiliz toplumunda Yahudilere ayrımcılık yapılmasının ikiyüzlülüğünden dem vurmaktadır (3).Yine aynı yüzyılda, Darwin’in Türlerin Kökeni’ni yayımlamasından sadece 10 yıl kadar önce, Charles Pickering’in 1851 tarihli hayli hümanist The Races of Man kitabının İngiliz baskısının yazar tarafından yazılmayan önsözü uzun uzun siyahların beyaz insanla -tekil yaratılışın bir sonucu olarak, insanların kardeşliğinden mülhem- aynı tür olduklarından, siyahları aşağı ırk saymanın ahlaki kötülüklerinden dem vurur ve de şaşılacak bir derinlikle sunulan anatomik, morfolojik ve hatta bilişsel diyebileceğimiz, siyah-beyaz insan aynılığına ilişkin kanıtları peş peşe sıralar (4). Ancak önsözün yazarı, yine de yaratılışın ortaya koyduğunu söylediği temel nitelikte, incelmişlik ve gelişmişlik düzeylerini yansıtan, zirvesinde beyaz ırkın oturduğu bir uygarlıklar hiyerarşisine inanır. Darwin’in İnsanın Türeyişi, dönemin ilerlemeci evrimciliğinin insanı bu kez de doğabilimsel olarak ırklara ayıran kaba pozitivist algısına mesafe koymaya çalışan evrimsel biyoloji teknik tonuna sahiptir (5). Alfred Russel Wallace, Darwin ve evrim savunusunda haklı olarak, doğal seçilimle insanlar arasındaki eşitsizlikler arasında ilişki kurmanın evrim kuramının gerçek yapısıyla ilgisi bulunmadığının üstünde durur (6).
20. yüzyıl, herkesçe bilindiği üzere insanın kanını donduran teknik sofistikeliğiyle, görev erdemiyle dolu mankafa vazifeperverlerin kutsadığı devlet aygıtıyla yürütülen ırkçılığın şahikası Yahudi soykırımının (7) (ve elbette Ruanda soykırımının) belleğimize kazındığı, insanların hukuki ve toplumsal yaptırımlarla ayrımcılıklarının teşhir edilmesi tehdidi altında aleni ırkçılığın artık dünyanın pek çok yerinde suç sayıldığı -bununla birlikte; derin, berkitilmiş toplum içi tabakalaşmanın motoru olan tüketici rekabetinin yabancı düşmanlığı ve etnofobi ile birleştiği yerde yine bir ırkçı/ayrımcılığın var olduğu- bir zaman dilimi olarak geçti. Özellikle siyah-beyaz ayrımcılığı temelinde, uyduruk ırksal farklılık tezlerinin uçuştuğu 60’lar (8) ve Darwinizmin kötü bir karikatür halinde avamlaştırılarak insanın sosyal ve kültürel tarihine (ve bu tarihin iktisadi ve toplumsal cinsiyet gibi kimi yarı-biyolojik bileşenlerine) uydurulmaya çalışıldığı (9), günümüzde dahi genellikle genetik ve evrim konusunda bilgisi hayli sığ olan bir hayran kitlesine sahip sosyobiyoloji uydurmacasının sahneye çıktığı 70’ler…
Aslında sosyobiyoloji ile “bilimsel” temelde biçimlendirilmeye çalışılan ayrımcılık, yine bilimin kendisinden, evrimsel insan genetiğinden, yaklaşık 40 yıldır ciddi bir darbe yemiş durumdadır. Bu evrimsel insan genetiği tokadını 40 yıla yaydığımız zaman da, 1972’de yayımlanan kritik bir protein çeşitliliği makalesi ile başlangıcını yapan ve günümüze dek James Watson’un “sihirli” molekülü DNA ile süren bir şamarlar silsilesi ile karşılaşacağımızı söylemek yanlış olmayacaktır. Evrimsel biyolojiye -bilimsel aklı zedelemesi nedeniyle- en az yaratılışçılık kadar zararlı olabilen sosyobiyoloji uydurmacasını ele almayı bir başka zamana bırakırsak, insan ırkı iddiasının kofluğunu ve biyolojik anlamsızlığını yine evrimsel biyoloji ve genetiğin ortaya koyduğunu hemen söyleyelim. Toplumların insan ırkları şeklinde biyolojik-genetik temelde ayrılamayacağına ilişkin ilk çalışma, 1972 yılında Richard Lewontin’in analizini içeren “The Apportionment of Human Diversity” başlıklı makalede bilim dünyasına duyurulmuştur (10). Lewontin’in bu makalede ortaya koyduğu sonuçların geçen 40 yıl boyunca DNA düzeyinden genom düzeyine varan hemen tüm çalışmalarla desteklendiğini söyleyerek bu ilk makaleyi ayrıntılı olarak ele alalım.

Lewontin’in makalesi (1972)
Richard Lewontin’in makalesinin temel çıkış noktası, Darwinci evrimsel biyoloji çerçevesinden köken alan bireysel genetik çeşitlilik vurgusuyla temellendirilen analize dayanır. Darwin’in Türlerin Kökeni’nde önemle vurguladığı ve devrimci sonuçlar yaratan popülasyonlar içi ve arası (tür-içi) biyolojik değişkenlik, bilindiği gibi, 1900’lerin hemen başında Mendel’in yeniden keşfi olarak anılan genetiğin yeniden doğuşunun ardından genetik bir çerçeve kazanmış, 1930’ların ilk yıllarında ise R.A. Fisher, S. Wright ve J. B. S Haldane tarafından modern evrimsel genetiğinin oluşumuna yol açan bir kuramsal çıkış noktası sağlamıştır (11). Tür içinde, yani popülasyon içinde ve arasındaki genetik çeşitlilik düzeylerinin, görece kolay bir yöntem ile ölçülüp evrimsel ve popülasyon genetik argümanların sınanmasında kullanılmaya başlaması yine 1960’lardadır (12, 13). Elektrorez denen ve genlerin kodladığı proteinlerin alternatif formlarının (elektroforetik aleller) saptandığı bu yöntem ile protein çeşitliliği hemen her taksona ait türler için genetik çeşitlilik profilleri olarak kullanılmışlardır ve DNA düzeyindeki ilk moleküler popülasyon genetiği çalışmasının yayımlanmasına dek (14), evrimsel genetik pratiğine egemendirler.
Richard Lewontin’in insan genetik çeşitliliğinin coğrafi bölümlenmesine ilişkin anılan 1972 tarihli makalesi de büyük oranda bu elektroforetik protein-genetik çeşitlilik profillerine dayanır. Lewontin bu çalışmasında, insan kırmızı kan hücrelerinden elde edilen enzimleri (proteinler) ve serum proteinlerini (15) ve Mourant’ın ve diğer ilgili araştırıcıların klasik kan grupları çalışmalarının (16,17, 18) sonuçlarını kullanarak, morfolojik ve anatomik (ten rengi, saç, burun vb. biçimi, sefalik indeks vb. morfometrik ölçümler) olarak “ırklara” ayrılan insan gruplarını ve gruplara dahil edilen onlarca popülasyonu irdelemektedir. Çalışmanın temel hipotezi, insan toplumları (popülasyonları) içindeki genetik değişkenlik (çeşitlilik) düzeyinin, insanın klasik olarak ana ırk gruplarına ayrıldığında ortaya çıkan gruplar arası değişkenlikle karşılaştırılmasına dayanır.

Kafkasyalılar (beyaz ırk)

Siyahi Afrikalı

Mongol-oyid

Güney Asya Aborjinleri

Amerind

Okyanusyalı

Avustr-alya Aborjinleri

Araplar, Ermeniler, Avusturyalılar, Basklar, Belçikalılar, Bulgarlar, Çekler, Danimarkalılar, Hollandalılar, Mısırlılar, İngilizler, Estonyalılar, Finler, Fransızlar, Gürcüler, Almanlar, Yunanlar, Çingeneler, Macarlar, İzlandalılar, Hintliler (Hintçe konuşan), İtalyanlar, İraniler, Norveçliler, Doğu Yahudileri, Pakistanlılar (Urduca konuşanlar), Polesler, Portekizler, Ruslar, İspanyollar, İsveçler, İsviçreliler, Suriyeliler, Tristan da Cunhalaılar, Welsh.

Amharalar, Bantu, Barundi, Batutsi, Bushmen, Kongolez, Ewe, Fulani, Gambiyalı, Ganayanlar,Hobe, Hottentot, Hututu, Ibo, Iraklı, Kenyalı, Kikuyu, Liberyalı, Luo, Madagaskan, Mozambikler, Msutu, Nijeryalı, Pigmeler, Sengalez, Shona, Somalili, Sudanlı, Tanganyikan, Tutsi, Ugandalı, A.B.D. Siyahları, “Batı Afrikalı”, Xosa, Zulu.

Aynu, Butanez, Bogobo, Bruneiler, Buriyat, Çinli, Dayaklar, Flipinos, Ghasgai, Endonezyalı, Japon, Java, Kırgız, Koreli, Laplar, Malayan, Senoy, Siyamez, Tayvanez, Tatar, Thais, Türkler.

Andaman, Badaga, Chenchu, Irula, Maratha, Nayarlar, Oraonlar, Onge, Tamiller, Todalar.

Alakaluf, Aleutlar, Apaçi, Atakamenos, “Atabaskan”, Ayamara, Bororo, Karaayak, Kanlar, “Brezilya yerlileri”, Chippewa, Kayngang, Çoko, Coushatta, Cuna, Dieguenos, Eskimo, Flathead, Huasteco, Huichol, Ica, Kwakiutl, Labrador, Lacandon, Mapuche, Maya, “Meksika yerlileri”, Navaho, Nez Percé, Paez, Pehuenches, Pueblo, Quechua, Seminol, Şoşon, Toba, Ute, “Venezuella yerlileri”, Ksavante, Yanomama

Amiral adalı, Caroline adalı, Easter adalı, Ellice adalı, Fiji, Gilbertez, Guamiyan, Hawaili, Kapinga, Maori, Marshallez, Melanauyan, “Melenezyan”, “Mikronezyan”, Yeni Briton, Yeni Kaledonyalı, Palayuan, Papuan, “Polinezyan”, Saypanez, Samoan, Solomon adalı, Tongan, Trukez, Yapez.

TEK GRUP

Lewontin’in çalışmasında kullandığı ana ırk gruplar (Üst satır) ve onlara ait popülasyonlar (toplumlar)

Toplumlar-içi ve ana gruplar arası genetik değişkenlik profillerinin karşılaştırılmasında Lewontin’in kullandığı çeşitlilik ölçütü, elektroforetik enzim (allozim) ve kan grubu gen frekanslarını kullanan, temel genetik çeşitlilik ölçütü olan heterozigotluğun hesaplanmasına dayanır. Bu heterozigotluk bağıntısı:

h = ∑pipj

olarak tanımlanır ve burada i ve j, bir gene ait farklı iki aleli göstermektedir, p ise alel (gen) frekansıdır.
Lewontin yaygın kullanımı olan bu heterozigotluk bağıntısı yerine, insan popülasyonlarının ve “ırklarının (ana grupların)” irdelenmesi bir tür taksonomik pratik olduğundan, komünite ekolojisinde tür çeşitliliğini ölçmek için kullanılan Sahnnon bilgi ölçütünü tercih etmiştir ki bu tercih, Shannon ölçütünün heterozigotluğa benzer olması ve genetik değişkenlik analizi açısından uygun istatistiksel çerçeveyi vermesinden dolayı oldukça yerindedir. Bu ölçüt bağıntısı:

H = -∑pi ln2 pi

şeklinde tanımlanır ve p, i yukarıdaki heterozigotluk bağıntısındaki anlamlarıyla aynıdır.
Gen frekansları açısından H değeri üç farklı şekilde hesaplanmıştır.
1) Her bir gen için, H değeri her bir popülasyonda ölçülmüştür. Bu popülasyon-içi değer H0’dır ve bir ırkın içerdiği popülasyonların ortalaması şeklinde hesaplandığında Hpop adını alır.
2) Her bir gen için H değeri, o genin bir ırkı içeren tüm popülasyonlardaki ortalama gen frekansı kullanılarak hesaplanır. Bu yeni ölçütün adı Hırk adını alır ve bir “ırk” içindeki genetik çeşitlilik düzeyini ifade eder.
3) Her bir gen için H değeri, türün (burada Homo sapiens) tamamı bir bütün olarak ele alınarak, tür içindeki tüm popülasyonlar üzerinden ilgili genin ortalama frekans değeri kullanılarak hesaplanır. Bu değer Htür adını alır ve tür-içi genetik çeşitliliği ifade eder.
Yukarıdaki değerler kullanılarak, hiyerarşik bir temel ölçüt çerçevesine ulaşmak mümkündür. Bu ölçütler ise aşağıdaki gibidir:
I. Popülasyonlar-içi genetik değişkenlik = Hpop/Htür
II. Irk içindeki popülasyonlar arası (ırk ya da grup-içi) değişkenlik = Hırk-Hpop/Htür
III. Irklar (ana gruplar) arası genetik değişkenlik = Htür-Hırk/Htür
Lewontin’in bu ölçütleri ve son üç temel ölçütü kullanarak yaptığı genetik çeşitlilik oranlarını gösteren tablo ise şöyledir.

Gen

Toplam (Htür)

Popülasyonlar- içi

Irk-içi

Irklar-arası

Hp

0.994

0.893

0.051

0.056

Ag

0.994

0.834

Lp

0.639

0.939

Xm

0.869

0.997

Ap

0.989

0.927

0.062

0.011

6GPD

0.327

0.875

0.058

0.067

PGM

0.758

0.942

0.033

0.025

Ak

0.184

0.848

0.021

0.131

Kidd

0.977

0.741

0.211

0.048

Duffy

0.938

0.636

0.105

0.259

Lewis

0.994

0.996

0.032

0.002

Kell

0.189

0.901

0.073

0.026

Lutheran

0.153

0.694

0.214

0.092

P

1.000

0.949

0.029

0.022

MNS

1.746

0.911

0.041

0.048

Rh

1.900

0.674

0.073

0.253

ABO

1.241

0.907

0.063

0.030

Ortalama

0.854

0.083

0.063

Çalışmanın çarpıcı sonuçları
Tabloda, ikinci sütunda, yukarıda açıklanılan Htür değerleri çalışmada kullanılan 17 gen ve gen sistemi açısından verilmekte, popülayonlar-içi, ırk-içi ve ırklar-arası genetik çeşitlilikler de sonraki üç sütunda gösterilmektedir. Son üç sütundaki her gene ait ve ortalama olarak verilen değerler, tür-içi genetik çeşitliliğin (Htür) oransal bileşenleri şeklinde verilmektedir.
Lewontin’in ortaya koyduğu sonuçlar tartışmamız açısından çok çarpıcıdır. Birincisi, insan türünün sahip olduğu genetik çeşitliliğin ortalama yüzde 85’i (0.854) klasik ırk sınıflaması içinde birim olarak yer alan popülasyonlar içinde içerilmektedir. Bir başka deyişle, örneğin beyaz ırkın (Kafkasyalı) içindeki her bir popülasyon, türümüzün sahip olduğu genetik çeşitliliğin yüzde 85 kadarını içermektedir. Diğer tüm ana gruplar için de (Siyahi Afrikalılar, Mongoloyidler vb.) durum böyledir. Klasik morfolojik özellikler ile tanımlanan bir ırk içindeki genetik çeşitlilik (popülasyonlar-arası genetik çeşitlilik) ise türümüzün toplam genetik çeşitliliğinin yüzde 8’i (0.083) kadardır. Bir başka deyişle, Örneğin Mongoloyid grupta yer alan Japonlar ile biz Türkler arasındaki genetik farklılık türümüzün genetik çeşitliliği bağlamında ancak yüzde 8 kadardır. Bu durum, elbette, diğer tüm ana ırklar içindeki popülasyon karşılaştırmaları için de doğrudur.
Ancak çalışmanın asıl çarpıcı sonucu, ilk bakışta birbirinden son derece farklı görünen ve bu nedenle ırkçılığın pek çok biçimini doğuran ideolojik kurgunun kaynağı olagelmiş klasik ırk grupları arasındaki genetik farkın, türümüzün sahip olduğu genetik çeşitlilik bağlamında ancak yüzde 6 civarında olmasıdır. Bir başka deyişle, siyah-beyaz, mongoloyid-amerind vb. türünden dış görünüm farklılıkları üzerinde temellendirilen keskin ırk kategorilerinin genetik açıdan fazla bir önemi bulunmamaktadır. Bir siyahi toplum olarak, örneğin, Bantuların, bir Fransızdan, İngilizden ve Almandan ya da bir Tatardan genetik açıdan pek farkı yoktur!

En yeni ve daha kapsamlı çalışmalar Lewontin’i doğruluyor
Richard Lewontin’in yaklaşık 40 yıl kadar önce ortaya koyduğu bu gerçek, anatomik açıdan modern insanın yaklaşık 150 bin yıl kadar önce dünyanın dört tarafına yayılmaya başlaması ve bu yayılmanın ihmal edilemeyecek bir karışma ve kaynaşmayı da içeren genetik sürüklenme-kurucu etki temelinde bir demografi dinamiği oluşturmasından kaynaklanmaktadır (19, 20). Tamamen protein çeşitliliği üzerine temellenen bu sonuçlar, genetik çeşitlilik ölçümlerinin daha duyarlı yapılmasını sağlayan DNA düzeyindeki değişkenlik profillerinin kullanılmasıyla da doğrulanmıştır. Popülasyonlar ya da ırklar arasındaki genetik farklılığın düşüklüğüne ilişkin pek çok çalışma bulunmaktadır (21, 22).
Ancak, insan genomunun çıkarılması ardından, insanın evrimi çerçevesinde, en kapsamlı genetik değişkenlik ölçeğinin genomik temelli olması beklenir ki biyolojik açıdan insan ırkı oluşturmanın ve bu ırklara genetik farklılık temelli vasıflar atfetmenin anlamsızlığını göz önüne seren insan genom çalışmaların sayısı son bir yılda artan yayınlarla izlenebilir. Genom perspektifinden gerçekleştirilen konumuza doğrudan ilişkin bir çalışma, çok yakın bir zaman önce yayımlanmıştır (23). İnsan Genomu Çeşitlilik Paneli’nde yer alan 51 popülasyondan birbiriyle akraba olmayan 938 bireyin genomu ortak 650.000 SNP (single nucleotide polymorphism) lokus profili kullanılarak incelenmiştir. Şimdiye dek gerçekleştirilen bu en kapsamlı çalışma, Lewontin’in, yalnızca 17 gen ve genetik sistemindeki protein çeşitliliğini evrimsel genetiğin Darwinci mirasını kullanarak vardığı sonuçları doğrulamaktadır.
Peki, başa dönersek, neden James Watson gibi Nobel almış bir genetikçi, genetiğin insan ırkları kavramını boşa çıkaran bilgisine karşın ırkçı çıkışlarda bulunmaktadır? Sorunun yanıtı, ırkçı dünya görüşüne sahip olmasını sağlayabilecek bireysel tarihi bulunmasını bir yana bırakırsak, aslında Watson’un modern anlamda bir genetikçi olmamasında yatmaktadır. DNA moleküler biyolojisine hakim, parlak moleküler biyoloji geçimişi olan Watson, anlaşılan o ki, genetiğin son 40 yılından fazla haberdar değildir -evrimsel genetiğin salt moleküler biyoloji kavrayışına sahip biri açısından zorluğu bir yana. Sahip olduğu ün ve nüfuz Watson’u kendi birincil alanı dışındaki genetiğin kapsamlı içeriğinin yeterli bilgisine sahip olabileceği bir mesleki deneyimden uzak tutmuş gibidir. Bu durum, genlerin “bencilleştirildiği”, “bilgeliğe” sahip kılındığı vülger popüler bilim hikayeciliğinin cirit attığı, peşinde yarı cahil hayran kitlesi barındıran genetik indirgemeciliğin toplumsal bilinçte hâlâ egemen kılan dezenformasyon ve tembellik çağımıza da hayli uygundur aslında.

KAYNAKLAR
1) The Times, 14 Ekim 2007 tarihli, James Watson ile söyleşi.
2) The Essays of Michael Lord of Montaigne, John Florio çevirisi, 1580, (1893, George, Routledge and Sons, Limited). Chapter XLII: “Of the Inequalite That Is Betweene Us”.
3) Critical and Historical Essays, Lord Macaulay, London,1880. “Civil Disabilities of the Jews”.
4) The Races of Man, Charles Pickering, H.G. Bohn,1851.
5) The Descent of Man: And Selection in Relation to Sex, Charles Darwin, A.L. Burt Company, New York, 1874.
6) Darwinism: An Exposition of the Theory of Natural Selection, With Some of Its Applications, A. Russel Wallace, Macmillan and Co., 1889.
7) H. Arendt, 1977, Eichmann in Jerusalem, Penguen Books.
8) Dönemin çok tartışılan, bilimsel kisveli ayrımcılığının tipik örneği: “How much can we boost IQ and scholastic achievement?”, A.R. Jensen, 1969, Harvard Educational Review 39: 1-123.
9) Richard C. Lewontin, 1976, “ Sociobiology-a caricature of Darwinism. Phil. Sci.Assoc. 2: 22-31.
10) Richard C. Lewontin, 1972, “The Apportionment of Human Diversity”, Evolutionary Biology 6: 381-398.
11) William B. Provine, 1971, The Origins of Theoretical Population Genetics, The University of Chicago Press, Chicago.
12) J.L. Hubby and R.C. Lewontin, 1966, “A molecular approach to the study of genic heterozygosity in natural populations. I. The number of alleles at different loci in Drosophila pseudoobscura”, Genetics 54: 577-594.
13) R.C. Lewontin and J.L. Hubby, 1966, “A molecular approach to the study of genic heterozygosity in natural populations. II. Amount of variation and degree of heterozygosity in natural populations of Drosophila pseudoobscura”, Genetics 54: 595-609.
14) M. Kreitman, 1983, “Nucleotide polymorphism at the alcohol dehydrogenase locus of Drosophila melanogaster”, Nature 304: 411-417.
15) E. R. Giblett, 1969, Genetic Markers in Human Blood, Oxford and Edinburgh, Blackwell.
16) A. E. Mourant, 1954, The Distribution of Human Blood Groups, Oxford, Blackwell.
17) A. E. Mourant, A. C. Kopec, and K. Domaniewska-Sobzcak, 1958, The ABO Blood Groups, Oxford, Blackwell.
18) W. C. Boyd, 1950, Genetics and the Races of Man, Boston, D.C. Heath and Co.
19) L. L. Cavalli Sforza, Paolo Menozzi, Alberto Piazza, 1994, The History and Geography of Human Genes, Princeton.
20) L. L. Cavalli Sforza, 2007, “ Human evolution and its relevance for genetic epidemiology”, Annu. Rev. Genom. Human Genet. 8: 1-15.
21) M. Ruvolo and M. Seielstad, 2001, “ The apportionment of human diversity: 25 years later”, Thinking About Evolution: Historical, Philosophical, and Political Perspectives, Editörler: R.S.Singh ve ark., Cambridge University Press, içinde, syf.: 141-151.
22) N. A. Rosenberg et al., 2002, “Genetic structure of human populations”, Science 312: 1614-1620.
23) J. Z. Li et al., 2008, Worldwide human relationships inferred from genome-wide patterns of variation”, Science 319: 1100-1104.

Önceki İçerikAnadolu’ya ilişkin genetik köken çalışmaları En melez coğrafya: Anadolu
Sonraki İçerikMatematikçiler ve şairler