Ana sayfa 154. Sayı Çin – ABD biyomedikal düellosunda ilk hamle: CRISPR gen düzenleme ilk...

Çin – ABD biyomedikal düellosunda ilk hamle: CRISPR gen düzenleme ilk defa insan üzerinde test edildi

103
PAYLAŞ
Gen düzenleme, bağışıklık hücrelerinin kanserle savaş yeteneğini arttırabilir Fotoğraf: Steve Gschmeissner/Science Photo Library.

Çeviren: Nazlı Demirel

Çinli bir araştırma grubu, devrim niteliğindeki CRISPR-Cas9 tekniğini kullanarak “düzenlenen genleri” taşıyan hücreleri, ilk defa insana enjekte etti.

Chengdu’daki Sichuan Üniversitesi’nden onkolog Lu You liderliğindeki araştırma ekibi, Batı Çin Hastanesi’nde yatmakta olan agresif akciğer kanserine sahip bir hastaya klinik bir deneyin parçası olarak modifiye edilmiş hücreler zerk etti.

Bugüne kadar farklı bir teknikle yapılan hücre düzenlenmeye dair önceki klinik çalışmalar, bilim camiasında epeyce heyecan yaratmıştı. Pensilvanya Üniversitesi’nden immünoterapi üzerine çalışan ve daha önce hücre düzenleme çalışmalarından birini yürüten Carlo June, diğer tekniklere göre daha basit ve etkili CRISPR tekniğinin ortaya konmasının, tüm dünyada, genleri düzenlenmiş hücre çalışmalarını bir numaraya taşıyarak yarışı hızlandıracağını belirtiyor.

“Bana göre bu durum ortaya çıkacak çalışma sonuçlarının ve son ürünün gelişmesini sağlayan önemli bir yarış olarak ‘Sputnik 2.0’ı, yani Amerika ve Çin arasında cereyan eden biyomedikal düelloyu tetikleyecek” diyor June.

June, çeşitli kanserlerin tedavisi amacıyla katılımcıların üç hedef genine uygulanacak olan ve Amerika’da planlanan CRISPR deneylerinin bilimsel danışmanı. Deneyin 2017’yle birlikte başlayacağını umut ediyor. Mart 2017’deyse, Beijing’deki Pekin Üniversitesi’nden bir grup; mesane, böbrek ve prostat kanserine karşı CRISPR kullanılacak üç klinik deneye başlamayı ümit ediyor. Ancak belirtelim ki, bu deneylerin hiçbiri henüz onaylanmış veya fonlanmış değil.

Protein hedefi

Onkolog Lu You’nun deneyi Temmuz ayında bir hastanenin etik kurulundan onay almıştı. Lu, hastalara enjeksiyonların Ağustos ayı içinde yapılmasının planlandığını, ancak hücre kültürü ve çoğaltma işlemlerinin beklenenden uzun sürmesi nedeniyle tarihin ileri attığını, ardından Çin’deki uzun ulusal tatil nedeniyle ancak 28 Ekim’de gerçekleştirilebildiğini söylüyor.

Araştırıcılar, alıcının kanından bağışıklık hücrelerini izole etti ve CRISPR-Cas9 kullanarak bağışıklık hücrelerindeki bir geni etkisiz hale getirdi. CRISPR-Cas9 tekniğiyle genin etkisiz hale getirilmesi, DNA kesen bir enzim ve ona yol gösteren moleküler bir rehberle birlikte, enzime DNA’yı kesin olarak nereden keseceğini göstermesi prensibine dayanıyor. Etkisiz hale getirilen gen, normal şartlarda hücrenin immün cevabını kıran PD-1 proteinini kodlar, ki bu protein sayesinde kanser üreme işlevinde avantaj sağlamaktadır.

Lu’nun ekibi, düzenlenen hücreleri üreterek, sayılarını arttırıp metaztazik küçük hücreli olmayan akciğer kanserine sahip hastaya tekrar enjekte ettiler. Burada beklenen sonuç, PD-1 proteini olmadan, düzenlenen hücrelerin kansere saldırması ve yenmesiydi.

Önce güvenlik

Lu, tedavinin sorunsuz ilerlediğini, hastanın ikinci enjeksiyonunun da yapıldığını ancak hastanın mahremiyeti açısından ayrıntıları veremeyeceğini belirtiyor. Ekip, ikişer, üçer veya dörder enjeksiyon yapılacak toplam 10 hastaya tedavi uygulayacak. Bu, esas olarak, enjeksiyonların herhangi bir ciddi yan etkisinin olup olmadığının belirlenmesi için hastaların 6 ay izlenmesini amaçlayan bir güvenlik deneyi. Bununla birlikte, Lu’nun ekibi uygulanan tedavinin faydalı olup olmadığını görmek için hastaları daha uzun süre izlemeyi de planlıyor.

Diğer onkologlar da CRISPR tekniğinin kanser araştırmalarına dahil olmasından oldukça heyecanlı. New York’daki Kolumbiya Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Naiyer Rizvi, “Teknolojinin bunu yapabilir olması inanılmaz” diyor. İtalya’daki Palermo Üniversitesi’nden Antonio Russo ise, PD-1’i nötralize eden antikorların kontrollü ve başarılı bir şekilde akciğer kanserine yerleştirilmesini, proteine CRISPR’le etkinleştirilmiş saldırının bir işareti olduğunu belirtiyor ve “Bu heyecan verici bir strateji, dayandığı gerekçe çok güçlü” diye ekliyor.

Bunun yanında, Rizvi, bu özel deneyin başarılı olup olmayacağını sorguluyor. Hücrelerin çıkarılması, genetik olarak değiştirilmesi ve hücre sayılarının arttırılmasının çok büyük bir girişim olduğunu ve yeniden şekillendirilebilir olmadığını söylüyor. Rizvi: “Eğer teknik, etkili olup büyük bir ilerleme sağlamazsa, burdan ileri gitmek epeyi zor olacak” diyor ve kliniklerde herhangi bir sınır olmadan üretilebilen antikor kulanımının ortalamanın üzerine çıkacağından kuşku duyduğunu ekliyor. Lu, bu mevzunun deney süresince değerlendirmede olduğunu, fakat hangi yaklaşımın iyi olduğunu söylemek için henüz çok erken olduğunu belirtiyor.