Ana sayfa Bilim Gündemi Senin stresin, benim beynimi mi değiştiriyor?

Senin stresin, benim beynimi mi değiştiriyor?

1685
PAYLAŞ

Dilara Gündoğdu

Nature Neuroscience’daki (Nature Sinirbilim) yeni bir çalışmada, Calgary Üniversitesi’ndeki, Cumming Tıp Fakültesi Hotchkiss Beyin Enstitüsü’nden (HBI) Dr. Jaideep Bains ve ekibi, başkalarından yayılan ve aktarılan stresin, beyni gerçek stresle aynı şekilde değiştirebileceğini ortaya çıkardı. Fareler üzerinde yapılan çalışma, ayrıca, stresin beyin üzerindeki etkilerinin, dişi farelerde sosyal bir etkileşimin ardından tersine döndüğünü, fakat erkek fareler için durumun böyle olmadığını göstermektedir.

Hotchkiss Beyin Enstitüsü (HBI) Fizyoloji ve Farmakoloji Anabilim Dalı profesörü ve bir HBI üyesi olan Bains, “Stresle ilişkili beyinde gerçekleşen değişiklikler; içerisinde travma sonrası stres bozukluğunun, kaygı bozukluklarının ve depresyonun da bulunduğu birçok zihinsel probleme zemin hazırlıyor” diyor ve devam ediyor, “Son zamanlardaki çalışmalar, stresin ve duyguların ‘bulaşıcı’ olabileceğini gösteriyor. Fakat bunların beyinde kalıcı sonuçlara sebep olup olmayacağı bilinmiyor.”

Fizyoloji ve Farmakoloji Anabilim Dalı profesörü Jaideep Bains ve Bains’in laboratuvarında doktora sonrası üyesi ve araştırmanın baş yürütücüsü Toni-Lee Sterley. Fotoğraf: Adrian Shellard, Hotchkiss Brain Institute.

Bains’in araştırma ekibi, stresin, ikişerli olarak erkek ve dişi fare grupları üzerindeki etkilerini inceledi. Öncelikle, her bir fare çiftinden bir fareyi ayırdılar ve fareyi, partnerinin yanına geri dönmeden önce hafif bir strese maruz bıraktılar. Daha sonra, her bir farenin belirli bir hücre popülasyonunun tepkilerini incelediler. Burada inceledikleri hücre popülasyonu, beynin strese karşılık gösterdiği tepkileri kontrol eden CRH nöronlarıydı. İncelemenin sonucunda, strese doğrudan maruz kalan farenin ve kalmayan partnerinin beyinlerindeki ağ örgüsünün aynı şekilde değişikliğe uğradığını gözlemlediler.

Bains’in laboratuvarında araştırmanın baş yürütücüsü ve doktora sonrası eğitimde olan Toni-Lee Sterley, “Dikkat çekici olan şey, gerçek strese maruz kalmayan fare partnerlerindeki CRH nöronlarındaki değişimin, stresli farelerde ölçtüğümüz değerlerle aynı olmasıydı” diyor.

Daha sonrasında ekip, nöronları yönetmek için optogenetik yaklaşımdan faydalandı; böylece nöronları ışık kullanarak hem aktifleştirebilecek hem de devre dışı bırakabileceklerdi. Ekip, bu nöronları stres sırasında devre dışı bıraktıklarında, normal koşullarda stres sonrasında ortaya çıkan değişiklikleri engelledi. Strese maruz kalmayan partnerlerdeki nöronları devre dışı bıraktıklarında ise, stres partnere aktarılamadı. Dikkat çekici bir şekilde, stres yokken bile, bir farede bu nöronları ışık kullanarak aktif hale getirdiklerinde ışığa maruz kalan farenin ve maruz kalmayan partnerinin beyni, tıpkı gerçek bir strese maruz kalmanın ardından olacağı gibi değişim gösterdi.

Ekip, CRH nöronlarının aktivasyonunun, partnerini uyaran fareden “alarm feromonu” adı verilen kimyasal bir sinyalin salgılanmasına neden olduğunu keşfetti. Sinyali algılayan partner, daha sonrasında grubun diğer üyelerini de uyarmaya başlayabilir. Stres sinyallerinin bu yayılımı, çeşitli türlerde sosyal ağların oluşumunda kritik olabilecek bilgilerin aktarılması için anahtar bir mekanizma ortaya koymaktadır.

Sosyal ağların bir diğer avantajı, olumsuz olayların etkileri üzerinde tampon görevi görebilmesidir. Bains’in ekibi ayrıca, stresin etkilerini azaltmak üzerine seçici olan bir kanıt buldu. Dişilerdeki CRH nöronlarında stresten sonra kalan etkilerin, stressiz olan başka bir partner ile yaklaşık olarak yarısında kesildiğini fark etti. Fakat bu durum erkekler için geçerli değildi.

Bains, bu bulguların insanlar üzerinde de geçerli olabileceğini öne sürüyor ve “Stresimizi başkalarına bilerek ya da farkında olmadan rahatlıkla iletebiliriz. Hatta bazı stres belirtilerinin, travma sonrası stres bozukluğundan mustarip olan bireylerin ailelerinde ve sevdikleri üzerinde varlığını sürdürebileceğine dair kanıt bile var. Diğer tarafta ise, bir diğer kişinin duygusal durumunu sezebilme yeteneği, sosyal bağlar yaratmanın ve inşa etmenin en önemli parçasıdır” diyor.

Bains’in laboratuvarında yürütülen bu araştırma, stres ve sosyal etkileşimlerin karmaşık bir şekilde bağlantılı olduğuna işaret etmektedir. Bu etkileşimlerin sonuçları uzun süreli olabilir ve ilerleyen zamanda davranış üzerinde etkiler gösterebilir