Ana sayfa Bilim Gündemi Şempanzeler neden konuşamaz?

Şempanzeler neden konuşamaz?

2694
PAYLAŞ

Çeviren: Ahmet Kerim Gültekin

Hepimiz biliriz ki papağanlar konuşur. Hatta bazı insanlar fillerin, fokların veya balinaların konuşma seslerini taklit ettiğini görmüştür. Peki, neden en yakın primat akrabalarımız bizim gibi konuşamıyor? Yeni araştırmamız, gerekli ses anatomisine sahip olduklarını ancak onu kullanacak beyin gücüne sahip olmadıklarını ortaya koyuyor.

Biliminsanları yüzyıllar boyunca bu olayı anlamak için çaba gösterdiler. Bazıları, insan olmayan primatların, bizim yaptığımız gibi benzer sesleri çıkarabilmek için doğru biçimlenmiş vücut bölümlerine sahip olmadıklarını ve insan konuşmasının ses çıkarma organlarımız değiştikten sonra evrildiğinidüşünmüştü. Fakat karşılaştırmalı çalışmalar gösterdi ki gırtlağın ve ses yolunun biçim ve işlevi, insanlar dâhil, birçok primat türü arasında çok benzerdir.

Bu da işaret ediyor ki, primat ses yolu “konuşmaya hazır” fakat birçok türün insan konuşmasını kapsayan karmaşık sesleri çıkarmayı kontrol edecek beyin kontrolü yok. Charles Darwin’in 1871’de yazdığıkanıtları incelerken de görüyoruz: “hiç kuşkusuz beyin bu kadar önemli olmamıştı”.

İngiltere AngliaRuskinÜniversitesi’nden JacobDunn, New YorkStonyBrook Üniversitesi’nden JeroenSmaers’la birlikte her bir primatın yapabildiği değişik bir dizi seslenmeler arasındaki ilişkiyi ve beyin yapılarını inceliyor. Örneğin, şempanzeler ve bonobolar yaklaşık 40 tane kullanırken, Golden Potto’ların (bir primat türü ç.n.) sadece iki değişik ses kullandıklarını kaydetmişler.

Özellikle beynin iki özelliğine odaklanan çalışma, Frontiers in Neuroscience’da (Zihinbilimde Öncüler) yayımlandı. Bunlar, davranış üzerindeki istemli hareketleri yöneten kortikal birleşme alanları ve ses üretiminden sorumlu kasların zihinsel kontrolünde evrimleşmiş beyinkökü çekirdekleriydi. Kortikal birleşme alanları neokortekst içinde bulunur ve primatların karmaşık davranışlarının temelinde olduğu düşünülen üst-seviye beyin fonksiyonlarında anahtardır.

Sonuçlar primatların kortikal birleşme alanları ve ses repertuvarlarının boyutları arasında pozitif bir korelasyona işaret ediyor. Basitçe söylenirse, daha geniş kortikal birleşme alanlarına sahip olan primatlar daha fazla ses yapabilme eğilimindedirler. Fakat ilgi çekici biçimde, bir primatın ses repertuarı beynin toplam büyüklüğüne bağlı değildir, sadece bu özel alanların göreceli boyutlarıyla ilgilidir.

Göreceli kortikal birleşme alanları olan beyin, anlaşılıyor ki primatların ses repertuarlarının derecesini belirliyor. (BruceBlaus/WikimediaCommons)

Araştırmacılar, şempanzelerin diğer primatlardan daha büyük bir hipologsal çekirdeklerinin yanısıra özellikle geniş kortikal birleşme alanları olduğunu buldular. Hipologsal çekirdek, dilin kaslarını kontrol eden kafatası sinirleriyle ilişkilidir. Bu da gösteriyor ki en yakın primat akrabamızın, diğer primatlara göre dili üzerinde, daha iyi ve daha fazla istemli kontrolü olabilir.

Ses çeşitliliği ve beyin yapısı arasındaki ilişkinin doğasını anlayarak, nihai olarak atalarımızın konuşmasına yol veren karmaşık sesli iletişimin evrimindeki etkenleri açıklamayı ümit edebiliriz.

Konuşmanın evrimi

Konuşmanın kökenleri uzun süredir tartışılıyor. The Société de Linguistique de Paris 1866’da konu hakkında daha fazla araştırmaya, çok fazla bilimsel olmadığı gerekçesiyle, meşhur bir yasak getirmişti. Fakat son birkaç on yılda diğer türlerde iletişim çalışmaları, fosiller ve daha güncel olarak genetikten oluşan geniş bir kanıt çeşitliliği sayesinde çok yol kat edildi.

Araştırma, “vervet” maymunları gibi bazı primat türlerinin (insan dilinde anlambilim diyebileceğimiz) şeyleri etiketlemek için “kelimeler” kullandıklarını gösteriyor. Hatta bazı türler sesleri basit (sözdizimi diyebileceğimiz şeylere) “cümlelere” dönüştürüyor. Bu bize dilin erken evrimi ve milyonlarca yıl önce bu türlerle ortak atalarımızda hâlihazırda mevcut olabilecek dil unsurları hakkında birçok şey anlatabilir.

Fosil kayıtları bir içgörü de sağlayabilir. Konuşmanın kendisi fosilleşmez, dolayısıyla araştırmacılar yok olmuş insan türleri iskeletlerinde dolaylı kanıtlar aradılar. Örneğin bazı araştırmacılar hiyoid kemiğinin (ses yolundaki tek kemik) pozisyonunun ve şeklinin bize konuşmanın kökenleri hakkında bir şeyler sunabileceğini tartıştılar.

Benzer şekilde diğerleri de (göğüs kafesini sinir sistemine bağlayan) göğüs kanalı çapının veya (sinirlerin içerisinden dile uzandığı) dilaltı kanalının bize nefes almayla veya konuşmanın üretimiyle alakalı bir şeyler anlatabileceğini tartıştı. Orta kulaktaki ince kemiklerin şekli ve ölçüleri de belki konuşmanın algılanmasıyla ilgili bir şeyler anlatabilirdi. Fakat genel olarak fosil kayıtlar herhangi bir güçlü sonuç çıkarabilmek için oldukça sınırlıdır.

Nihayetinde, insanların ve diğer türlerin genetiğini karşılaştırmak konuşmanın kökenleriyle ilgili aydınlatıcı bilgiler kazandırdı. Çokça konuşulan, konuşmayla ilgili olduğu anlaşılan gen, FOXP2’dir. Bu genin mutasyona uğraması,geniş-ölçekli dil eksikliklerine ve kompleks ağız hareketlerini öğrenmede ve üretmede zorluklara yol açar.

Anthropoid primat Aegyptopithecuszeuxis’in kafatasının buradaki yeniden-yapımı, bu türün iç kulağının (semicircularcanal ) neye benzemiş olabileceğini gösteriyor. Ne yazık ki biliminsanları onları konuşmanın evrimi hakkında bilgilendirecek yeterli fosil keşfedemediler. (PennState/Flickr)

Uzun süre insandaki FOXP2 geninin DNA dizilimindeki değişimin, konuşmayı kullanabilme kabiliyetimizle alakalı özgül bir karakter olduğu düşünüldü. Fakat güncel çalışmalar bu mutasyonların bazı yok olmuş insan akrabalarımızda da olduğunu ve bu gendeki değişimlerin (ve belkide dilin kendisinin) düşünülenden çok daha eski olabileceğini gösterdi.

Yokolmuş türlerin çok daha eski DNA dizilimleri gibi teknolojik yenilikler ve dilin nerobiyolojisi hakkında artan bilgi, daha ileri adımları sağlıyor. Fakat bu tartışmalı ve karmaşık alanın geleceği geniş ölçekli, disiplinlerarası işbirliğine dayanacak gibi. Bu tür karşılaştırmalı çalışmalar, karakter özelliklerini bir dizi tür arasında karşılaştırmak gibi, Darwin tarafından kullanılmış ilksel araçlardı. Şüphe yok ki bu gibi çalışmalar davranışımızın bu inanılmaz boyutunun evrimi hakkında önemli bilgiler kazanmamızı sağlamayı sürdürecek.

Kaynak

1) https://www.sapiens.org/language/primate-speech/?utm_source=SAPIENS.org+Subscribers&utm_campaign=a4992672ef-Email+Blast+12.22.2017_COPY_01&utm_medium=email&utm_term=0_18b7e41cd8-a4992672ef-227287127