Ana sayfa Bilim Gündemi Moleküler düzeyde erkekler ve kadınlar: Y dediğin sapı kopmuş bir X

Moleküler düzeyde erkekler ve kadınlar: Y dediğin sapı kopmuş bir X

5419
PAYLAŞ

Nıvart Taşçı

Bir organizma düşünün. Üremek için genlerini size/bir başkasına aktarıyor. Çünkü üreme işini kendi başına halledemiyor. Ayrıca gen aktarımını sağladıktan sonra da hayati bir işlev göstermiyor. Virüsleri mi tanımladığımızı düşünüyorsunuz? Ya da bir tür paraziti? İlki değil ama ikinci niteleme zaman zaman bahsi geçen organizma için kullanılıyor. Fazla uzatmadan acı cevabı verelim: Erkeklerden bahsediyoruz. En azından Fransa’nın önde gelen genetik ve paleontoloji uzmanları Edith Heard, Yves Coppens ve Pierre-Henri Gouyon’un Sorbonne Üniversitesi’nde düzenlenen Forum France Culture etkinliği kapsamında katıldıkları sohbette kullandıkları tanımlama uyarınca böyle… Nesli devam ettirmek için her türlü fizyolojik donanıma sahip olduklarından çeşitli durumlarda ya da daimi olarak erkeklerden vazgeçen dişil türler yok değil. Örneğin bir anlamda kendi klonlarını üreten kimi kertenkele türleri. İşin ilginci bu türün dişileri yumurtlamanın başlayabilmesi için ihtiyaç duydukları çiftleşme eylemini de kendi aralarında hallediyorlar. Fakat insan türü ya da genel anlamda primatlar söz konusu olduğunda bu gibi alternatifler henüz doğal yollarla kendini göstermiş değil. Hatta benzetmeyi bir adım ileri taşımak için Gouyon’un ifadelerini ödünç alacak olursak: “Grip virüsünü kaparsanız bu parazitik organizma sizin aleyhinize, kendi lehine olacak şekilde ürer. Oysa bir erkek kaparsanız iş işte orada tuhaflaşır. Çünkü kadınlar bu parazitlenmeye bile isteye katılır. Nitekim grip virüsü kapmanızı sağlayacak bir organınız yok. Fakat bir erkek kapmanızı sağlayacak bir organınız var!” Peki bu üç biliminsanını erkeklerin parazitliğine ikna eden etkenler neler?

Dişi (sağdaki) ve erkek (soldaki) kromozom seti. Kaynak: scienceabc.com

İlki bizatihi Y kromozomunun kendisi… Bilindiği gibi insanlarda dişi yumurtası ve erkek spermi, diğer vücut hücrelerinden farklı olarak yarımşar set, yani 23 kromozom taşır. Dişilerde bu 23 kromozomdan biri X iken, erkeklerde X veya Y olabilir. Fakat X ve Y kromozomları nitelik açısından birbirini karşılıyor olmaktan çok uzaktır. Bir defa Y çok daha küçük ve daha az genli bir kromozomdur. X, pek çoğu cinsiyetle ilişkili olmayan bilumum işlevlerle ilgili 1000 kadar protein kodlayıcı gen taşırken Y’nin en büyük mahareti embriyoya erkek cinsiyetini kazandıran SRY genini taşımaktır. Tabii bu da kadınların gen sayısının erkeklerden fazla olduğu anlamına gelir. Evrimsel saati geriye alıp 166 milyon yıl öncesine, memelilerin ortaya çıktığı dönemlere bakacak olursak Y’nin bu kısıtlı işlevi biraz daha anlam kazanır, zira kendisi bugün itibariyle aslında atrofiye olmuş, yani körelmiş ya da bir sapını kaybetmiş bir X’tir. X dahil diğer kromozomların aksine hücre içinde kopyası olmadığından bölünme aşamasında genetik rekombinasyon denen harmanlanma işlemine uğrayamaz. Kromozomlardan zararlı mutasyonları temizleyici ve varyasyonu artırıcı bu işlemin yokluğu Y’yi evrimsel zamanın aşınmasına maruz bırakmış, hikâye bugünkü 100 genlik güdük haline kadar uzanmıştır. Tam da bu yüzden Y’nin önümüzdeki birkaç milyon yıllık süreç içinde yok olacağını düşünenler de var. Nitekim bazı kemirgen ve kaplumbağa türlerinde olan tam da bu. Fakat erkek okurlarımız üzülmesin; Y’nin genomdan silinmesi erkeklerin de yok olacağı anlamına gelmiyor. Y kromozomsuz türlerde erkeklik özelliği kazandıran gen kümesi genomun başka bir yerine yerleşmiş oluyor. Fakat bugün kadınları gen sayısı bakımından daha zengin kılmasının haricinde bu hikâyenin ikinci bir sonucu daha var: Başlangıçta iki X vardı. Belki de bu yüzden insan dahil pek çok memeli türünde her embriyo ömrüne dişi olarak başlıyor. Y’deki SRY’nin etkileri sonradan devreye giriyor.

Parazitlik meselesinin ikinci gerekçesi için moleküler düzeyden biraz daha yukarıya, iki cinsiyet arasındaki gözle görülür farklılıklara çıkalım. Biyoloji dünyasında buna cinsiyet dimorfizmi deniyor. İnsanlarda cinsiyet dimorfizmi sınırlı olsa da var: Daha uzun boylu ya da kas kütlesi daha fazla olan taraf erkekler. Hatta boyut büyüklüğü bir miktar köpek dişlerinde de söz konusu. Fakat bunun her tür için geçerli olmadığını söyleyelim. Dimorfizmin hiç görülmediği türler olduğu gibi insanlardakinden tam tersi yönde ilerlemiş olanlar da var: Mesela pek çok balık türünde durum böyle. Yavruyu üretecek dişi balık koca bir gövdeye sahipken erkek balık hani neredeyse sperminden biraz daha büyük olsa yeter boyutlarda olabiliyor. Nitekim memeli aleminin büyüklük rekoru denizlerde yaşayan bir dişide: mavi balina. Tekrar insanlara dönecek olursak dişilerin erkeklere göre daha az iri olmasının doğum açısından da bir anomali olduğunu hatırlatalım. Zira insanlar nispeten büyük bir kafayla doğuyorlar ki bu, en azından modern öncesi koşullarda, daha kısa ya da daha ufak tefek kadınlar açısından doğumda ölüm riskinin daha fazla olması anlamına geliyordu. Hal böyleyken evrimsel seçilim neden daha iri kadınlar yönüne doğru gitmedi?

Fransız üçlü bunu iki biçimde açıklıyor. İlki tam da parazitlik meselesiyle ilişkili… 2017’de kaybettiğimiz Fransız antropolog ve etnolog Françoise Héritier’ye atıfla ifade ettikleri sav uyarınca insansı topluluklardan modern insana kadar tüm toplumlarda kadınların biraz daha ufak kalmış olmasının nedeni, erkeklerin irileşmeyi sağlayacak protein gibi zengin besinleri kendilerine ayırmış olmalarıyla, yani bir nevi dişilerden sistematik olarak yemek kaçırmalarıyla ilişkili. Diğer sebep ise erkeklerin tercihlerini daha az iri dişilerden yana kullanmış olması. İnsanların durumu bu anlamda da bir istisna. Çünkü pek çok türde seçilen erkek, seçen dişiyken Homo sapiens’te işler gene tersinden ilerliyor. Charles Darwin’in cinsel seçilim dediği, evrimin itici gücü doğal seçilime rakip bu mekanizmanın en şatafatlı örneklerini dişilere ulaşmak için -hayatları pahasına- dövüşen, dolayısıyla irileşen erkek memelilerde ya da dişilerin ilgisini çekmek için -avcılar tarafından fark edilmek pahasına- daha parlak ve güzel sesli erkek kuşlarda görmek mümkün. Gebelik-doğurma-yavru bakma gibi zahmetli sorumluluklar yüzünden üreme çağı boyunca sınırlı sayıda erkekle çiftleşebilecek olan dişinin tercihini daha nitelikli olanlardan yana kullanması zorunluluğu dişinin seçen taraf olmasının mantığı. Elbette aynı mantık insan dişiler için de geçerli. Ancak insanlarda işleri beklenmedik taraflara sürükleyen ve kuralları değiştiren bir etken daha var: kültür.

Konuşmacılardan Gouyon, kültürün etkisini şu basit sözcüklerle açıklıyor: “Erkeklerin kadınlardan daha hızlı koştuğu söylenegelir. Ama erkeklerin 15 yaşına kadar evden çıkarılmayıp kadınların spora teşvik edildiği bir kültürde erkeklerden daha hızlı koşan kadınların üretileceği kesin.” Sonuçta insan artık sadece genomik evrimin etkisi altında değil. Kültürel evrim çok daha hızlı ilerliyor ve genlerimiz de sosyal bir ortam içinde ifade buluyor ve şekilleniyor. Bu da seçilimin biyolojik koşullarının sosyal unsur tarafından dönüştürülebilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla kültür moleküler düzeyden başlayarak herşeyi değiştirebilecek bir etken olarak ortaya çıkıyor. Bakalım kültürün bu gücü Y kromozomunu nereye savuracak? Kadınları evrimsel ve toplumsal yüklerinden kurtarabilecek mi? Ve tabii kadınla erkek arasındaki, evrimsel-biyolojik jargonla, parazitik ilişki gerçek bir eşitlik ilişkisine günün birinde dönüşebilecek mi?

Kaynak
“Hommes et femmes: égales devant l’évolution?”, 16 Şubat 2018; https://www.franceculture.fr/emissions/la-methode-scientifique/hommes-et-femmes-egales-devant-levolution.