Ana sayfa 183. Sayı Kitapçı rafı

Kitapçı rafı

64
PAYLAŞ

Deniz Karakaş Şencan

Sonun Sonu
Özdemir İnce, Eksik Parça, 2019, 312 s.
Özdemir İnce yaşadığımız yakın tarihin kaydını tuttuğu bu yazılarında, en başta Cumhuriyet’i oluşturan ilerici değerlerin savunusunu gerçekleştiriyor. Sürekli hafıza tazeleyerek ilerlerken, günümüz siyasetine odaklanan bu yazılar, eğitimden kültür politikalarına, Türkiye’deki siyasal sistemin, siyasal partilerin ve muhalefetin sorunlarına uzanan geniş bir alanda birbiriyle ilişkili konuları ele alıyor.

 Doğamızın İyilik Melekleri
Steven Pinker, Çev. İlkay Alptekin Demir, Alfa Bilim, 2019, 821 s.
Yirminci yüzyıl tarihin en kanlı dönemiydi iddiası, ateizm, Darwin, devlet yönetimi, bilim, kapitalizm, komünizm, ilerleme ideali ve erkek cinsiyetin de aralarında bulunduğu pek çok şeytan itham edilirken başvurulan klişelerden biri. Peki ama bu doğru mu? Pinker tam tersini savunuyor. Avcı-toplayıcı toplumların, ilkel kabilelerin ya da devletsiz toplulukların insan öldürmeye daha az eğilimli oldukları şeklindeki klişe, pek çok istatistiksel veriyle çürütülüyor. Peki insanın doğası iyi mi kötü mü? Şiddetin kaynağı ekonomik eşitsizlik mi? Yoksulluk arttıkça insanlar şiddete daha mı eğilimli oluyorlar? Oysa 1960’larda şiddetin zirve yaptığı dönemde Batı toplumlarında eşitsizlik katsayısı hiç olmadığı kadar minimumdaydı. İçimizdeki kötülüğü açığa çıkaran eşitsiz toplum mu yoksa doğuştan mı kötüyüz? Pinker, Hobbes ile Rousseau arasındaki yüzyıllardır süren bu tartışmayı bir üst boyuta taşıyarak, modern analizlerle aydınlatıyor. Hümanist devrimin insanı ehlileştirdiğini savunan Pinker, Aydınlanmanın insanın doğasının iyi tarafını nasıl ortaya çıkardığını göstererek, kimi Aydınlanma düşmanlarının saldırılarının geçersizliğini ispatlıyor.

 Altı Yaprak Üstü Bulut
Hasan Gören, Yapı Kredi Yayınları, 2019, 239 s.
Hasan Gören, ses getiren ilk romanı Zan’ın ardından bu sefer daha geniş bir coğrafya ve zamana yayılan ve yine bir suç hikâyesi olarak okunabilecek romanıyla çıkıyor okurunun karşısına.
Jürgen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan’da konumlanmış Nazi birliklerinde görevli bir askerdir. Elinde bir define haritasıyla Türkiye’ye geçer ve ormanda gizlenerek gömü arayışına girişir. Jürgen bu haritayı zamanında Türkiye’de Truva hazinesini bulup yurtdışına kaçıran Schliemann’ın ekibinde doktorluk yapmış dedesi Marcus’tan temin etmiştir. Gözünü bürüyen zenginlik hırsıyla insanlığını günbegün yitiren Jürgen, emeline ulaşmak için masumların canına kast etmekten hiç çekinmez.
İki nesle yayılan ve dönemin koşulları içinde Alman yayılmacılığının Anadolu toprakları üzerindeki arsız emellerinin bir alegorisi olarak okunabilecek roman, kurduğu tekinsiz atmosferin üstüne basarak yükseliyorsa da Trakya köylüsü, köy yaşamı, Türk insanının saflığı ve çaresizliği üzerine iç burkan, sıcak ayrıntılar da taşıyor.

Aisthesis
Jacques Ranciere, Çev. Ayşe Deniz Temiz, Monokl, 2019, 336 s.
Türkiye’de de hayli bilinen ve takip edilen bir yazar olan Ranciere, Aisthesis ile estetiğin kurucu temellerini 14 epizot üzerinden açıklıyor. Aisthesis, bir estetik rejimin bilinenin aksine nasıl da radikal kırılmalardan geçtiğini gösteriyor ve sanatın büyüklüğünü herhangi bir şeyi kendisine dahil etmesine bağlıyor.

Tarihöncesi Toplumlarda İnsan-Hayvan İlişkisi ve Orta Anadolu Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem Faunası
Abu Bakar Siddiq, Çizgi Kitabevi, 2019, 336 s.
Tamamen doğaya bağlı olan tarihöncesi toplumlar, hayatta kalmak için gerekli yiyecek ve çeşitli hayvansal ürünlere ulaşmak amacıyla hayvanları avlamak zorunda kalmışlardır. Diğer yandan, insanlar Paleolitik Çağ’dan beri bu hayvanlara tapmış, saygı göstermiş ve çeşitli sembolik uygulamalarda değerli olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla, günümüz toplumları gibi, tarihöncesi toplumlarda da insan-hayvan ilişkileri çok boyutlu, renkli ve karmaşıktı. Belki de, hayvanlarla insanların bu karmaşık ilişkilerinin en önemli aşaması, yerleşik yaşama geçilen Neolitik Dönem’in erken evrelerinde gerçekleşmiştir. Hem insan hem de hayvanların yaşam biçimlerini değiştiren bu dönemde ortaya çıkan insan ve diğer hayvanlar arasındaki yeni ilişkiler, Anadolu ve Batı Asya’daki toynaklı türlerin ilk evcilleştirilmesini teşvik etmiştir. Bu kitapta, tarihöncesi toplumlarla birlikte, Neolitik dönemin önemli çekirdek bölgelerinden biri olan Orta Anadolu’nun Çanak Çömleksiz Neolitik yerleşimlerinde gözlenen insan-hayvan ilişkileri ele alınmıştır.

Fizik için Serenad: Büyük Fikirler ve Yaratıcıları
Wolfgang Rössler, Çev. Ergun Kocabıyık, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2019 347 s.
Fiziğin de kendine has bir tarihi var. Bu tarih başarılara ve hezimetlere, umutlara ve yıkılan hayallere, kırgınlıklara ve kıskançlıklara, cömertliğe ve güçlü karakterlere, yaratıcı düşünceye, kısacası insana dair her şeye sahne oldu.
Wolfgang Rössler, büyük buluşları, fizikte çığır açan fikirleri, tarihî dönüm noktalarını anlaşılır bir dille özetlerken, bunlara imza atan büyük fizikçileri tanıtıyor. Kitabın geniş kapsamı içinde Newton ve Galileo da yer alıyor, Einstein, Feynman, Fermi ve Bohr da. Faraday ve Maxwell’den Schrödinger, Dirac, Heisenberg ve Pauli’ye uzanan geniş bir yelpazede, antik dönemde bilim alanında ortaya atılan ilk fikirlerden uzay ve zamanın, ışık ve ısının doğasına uzanan bütün temel fizik soruları ilişki içinde sunuluyor. Atomun keşfinden kuantum mekaniği formüllerine, yıldızlı gökyüzünde yapılan basit gözlemlerden modern astronomi ve kozmoloji keşiflerine giden yol neden-sonuç ilişkisi içinde ortaya konuyor.
Fikirler zaman zaman soyut olsa da, dünyayı anlamanın en etkili yolu olan fizik her açıdan yaşamı ve insanlığı yansıtır. Fizik İçin Serenad bu mucizevi gerçekliği gözler önüne seriyor.
Wolfgang Rössler, Linz Johannes Kepler Üniversitesi’nde çalıştı. Çeşitli liselerde fizik dersleri veriyor.

Kimlik Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık
Fırat Mollaer, Metis, 2019, 360 s.
Türkiye’de yaşayan insanlar olarak çok uzun süredir kimlik meseleleriyle, deyim yerindeyse, “başımız belada”: “Modern Batı” ile ilişki içinde kendimizi kim veya ne olarak öne sürmek istediğimiz sorusu düşünce ve siyasetin önemli konularından biri olageldi. Öte yandan kimlik meselesi, dünyada ve Türkiye’de başka içeriklerle de siyasal ve toplumsal mücadelelerin başlıca konuları arasında yer alıyor: çok çeşitli kesimlerin resmi ve gayriresmi tanınma talepleri, retler, siyaset ve hukuk alanlarındaki tartışma ve çatışmalar… “Kimlik siyaseti” denen bu sıcak gündemin karşısında (veya yanı başında) şimdilerde geri plana itilmiş gibi görünen köklü bir mesele olarak “sosyal adalet” gündemi de var. Bu iki siyaset tarzının birbirini dışlayıp dışlamadığını da tartışan Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık, kimlik kavram ve siyasetinin mahiyeti ve sınırları üzerine etraflı bir düşünme çabası. Kolay çözümlere teslim olmamak için felsefeye ve kurama, soyutluğa düşmemek için de toplumsal hareketlere ve tarihe bakıyor. Kılavuz kabul ettiği Edward Said’in düşüncesini açımladığı kadar dünyayı anlamak için de kullanıyor.

Bilimin Gelişim Süreci ve Öncüleri
Cengiz Yıldırım, Gece Kitaplığı, 2019 319 s.
Uzunca bir hazırlık aşamasından sonra, bilimsel etkinliklere temel teşkil etmesi açısından çalışma Taş Çağı’ndan itibaren ele alınmış olan Bilimin Gelişim Süreci ve Öncüleri’nde, yerleşik insan toplulukları incelenmiş, bilimsel etkinliklerin dönemleri, dönem içerisinde öne çıkan bilim insanları inceleniyor. İncelenen kişiliklerin ülkeleri, almış oldukları eğitim, kimden etkilendikleri, icatları (kuramları), kimi etkiledikleri ve nasıl bir iz bıraktıkları, o tarihteki önemi, bilimsel etkinlikte yeni değerler oluşturması, özel olarak da kendi alanına yaptığı katkılarıyla orantılı olarak ele alınıp anlatılmış. Kapsam ve içerik bakımından oldukça geniş tutulan bu çalışma, nesnelliğiyle, yazım tekniği, anlaşılır bir dil kullanılması ve ele alınış şekliyle, farklılık taşıyan, özgün bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor.
Ayrıca, Eski Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ olmak üzere dört bölümden bu çalışmada, Orta Çağ’da İslam dünyasında gerek çevirileriyle, gerek bilimsel etkinlikleriyle öne çıkmış bilim insanlarına da yer veriliyor.

Matematiğin Sihirli Dünyası
Arthur Benjamin, Çev. Uğur Efem, Nika Yayın, 2019, 352 s.
Matematiğin Sihirli Dünyası, okulunuzun kütüphanesinde olmasını dileyeceğiniz türden bir kitap. Dondurma kepçelerinden pokerdeki ellere, dağların yüksekliğini hesaplamaktan sihirli kareler oluşturmaya kadar keyifli bir örnek çeşitliliği sunarken daha önce başınızı ağrıtan formüllerin ve denklemlerin arkasındaki güzelliği, basitliği ve tam olarak sihirli özellikleri görmenizi sağlıyor. Bu kitapta bir yandan aritmetik, cebir, geometri, trigonometri ve kalkülüs gibi matematiğin temel alanlarındaki ana fikirleri öğrenirken, diğer yandan Fibonacci sayılarının etrafında gezinecek, sonsuzluğu araştıracak ve sizi bir matematik dehası gibi gösterecek diğer sihirli numaraları öğrenip, eğleneceksiniz.

Yaşamsal Satranç
Talat Çiftçi, Destek Yayınları, 2019, 303 s.
Doğada tüm canlılar için kıyasıya bir hayatta kalma savaşı vardır.
Komodo ejderi avlandığı alanı korumak için kanlı bir mücadeleye girişir. Onun için kendi türündeki canlılar da birer avdır. Buna karşılık bir fil, yavru ceylanı yırtıcılara karşı savunur.
Guguk kuşu yumurtalarını başka kuşların yuvalarına bırakarak ilginç bir asalaklık örneği sergiler. Yavruları sahiplenen kuşlar onları beslerken guguk kuşu çok sayıda yavrunun hayatta kalmasını ve neslinin devam etmesini sağlamış olur.
Erkek çardak kuşu çöplerden topladığı renkli objelerle ormanın kuytu bir yerinde, taze dallar ve meyvelerden oluşan bir bahçe oluşturur. Bu özgün bahçe tasarımı ona otuz civarında dişi ile çiftleşme fırsatı verir.
Canlıların doğadaki mücadeleleri “Yaşamsal Satranç” olarak tanımlanabilir. Bu oyun, her bir canlının, sürekli değişen önceliklerine göre, çok sayıda rakip oyuncuya karşı oynanır. İnsanı hayvanlardan farklılaştıran büyük beyin ve becerikli eller ona bu oyunda büyük bir üstünlük sağlar.
Peki bu üstünlük sayesinde insan, yaratıcı eserlere imzasını hangi süreçlerden geçerek atmıştır? Görsel düşünmenin keşifler, icatlar ve tasarım dünyasına katkısı ne olmuştur?
İnsanın “Yaşamsal Satranç” masasındaki yolculuğu Prof. Dr. Talat Çiftçi’nin kaleminden…

Estetik ve Eleştiri Bağlamında Adorno ve Müzik
İlker Kömürcü, Gece Akademi, 2019, 199 s.
Yazarın doktora tezinden türetilen bu kitap W.Theodor Adorno’nun müzik ile ilgili görüşlerini ortaya koymak, bu görüşleri estetik ve eleştiri bağlamında incelemek ve müzik alanında estetik eleştiri yapılabilmesine yönelik bir model önerisi getirmek amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaçla, müzik eleştirisinde kullanılmak üzere müziğin öğeleri, estetik ölçütler ve eleştiri yöntemini içeren bir model ortaya konmuştur.
Adorno’nun estetik kuramının ayrıntılı olarak incelenmesi sonucunda, kuramın temel ilkeleri ölçütler şeklinde düzenlenmiştir. Bu ölçütler müziğin üç temel öğesi olan besteci, biçim ve içerik boyutlarında ele alınmıştır. Estetik eleştiri yapılırken izlenecek yöntem, ayrıntılı soruları da içerecek şekilde modellenmiştir.
Ortaya konulan eleştiri modeli ile İlhan Usmanbaş’ın “Kareler” adlı eseri incelenmiş, böylece okuyucuya somut bir örnekleme yapılarak ortaya konulan modelin uygulanma yöntemi sunulmuştur.

Aryanlar
Gordon Childe, Çev. Ceren Can Aydın, Alfa, 2019, 320 s.
Irk olgusunu yalnızca filoloji ya da antropoloji açısından ele almak; kültürel gruplar arasında çanak çömlekler, araçlar, silahlar ve etnik ya da dilsel gruplardan yola çıkarak belli bağlar tanımlamak bazen yanıltıcı olabilir. Bu yanılgıdan kaçınmak için arkeolojik bulguları tarihsel bütünlüğü ve gelişim içinde kavrayıp yorumlayan Gordon Childe, arkeolojiye Marksist bakış açısını getirmiştir. Neolitik ve Şehircilik Devrimi teorilerini arkeoloji dünyasına kazandırmış; insanların avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik düzene geçiş sürecini açıklayan bir model olan vaha teorisini savunmuştur. Ex orient lux (ışık doğudan gelir) olarak bilinen söylemiyle de Batı ve Avrupa uygarlığının köklerinin Yakındoğu’dan Batıya doğru göç ettiği savını ileri sürmüştür.
Hint-Avrupa dilleri üzerine çalışmalar yapmış ve bu diller vasıtasıyla Hint-Avrupalıların kökenlerini çözümlemeye çalışmıştır. Gordon Childe, Eski Doğu ve Ege’den edinilen yazınsal kanıtları yetersiz bulmakta, arkeolojik ve antropolojik verilerle tamamlanması gerektiğini savunmaktadır.