Ana sayfa 183. Sayı Sahip olmanın dayanılmaz ağırlığı

Sahip olmanın dayanılmaz ağırlığı

130
PAYLAŞ

Nazlı Demet Uyanık

Her şeye ulaşabilmek özgürlükse yaşamlarımız tek bir amaca hizmet eder: Sahip olmak. Sahip olduklarımızın sayısı ve çeşitliliği ne kadar fazlaysa o kadar özgür olduğumuza, o kadar zengin yaşamlar sürdüğümüze inanırız. Gerçekte sahip olmak üzerine kurulu bir hayat kendini tekrarlamanın ötesine geçemez. Birey şu seçenekler arasına sıkışıp kalmıştır: Sahip olmak ya da sahip olmak…

Almanya doğumlu Amerikalı toplumbilimci ve psikanalist Erich Fromm çok daha zengin bir varoluş halini ortaya koyuyor: “Olmak”. Sahip Olmak ya da Olmak’ta insan varoluşunun bu iki temel biçiminin derinlikli bir çözümlemesini yaparak onları birbirleriyle ilişkileri içinde gerçek yerlerine oturtuyor.

Fromm sözlerine endüstri çağının büyük vaadiyle başlar. Sınırsız gelişme insana her istediğine ulaşabilme imkânını verecektir. Ne var ki bu vaadin gerçekleşemeyeceği gün gibi ortadadır. Kötüsü “ihtiyaçlar sonsuzdur” ilkesine dayalı ekonomik düzen doğal dengeleri sarsarak insanın gezegendeki varlığını tehlikeye sokmaya başlamıştır.

Bir ölüm-kalım savaşında bile neden böyle pasif kalabildiğimiz Fromm’a göre deliliğin bir işaretidir. Bizi tamamen kuşatan meşguliyetlerimiz politikacıların manipülasyonlarına boyun eğmemize yol açar. Fromm insanların mono-kapitalizm, sosyal demokrasi, Sovyet tipi bir sosyalizm ya da teknokratik faşizmden başka bir seçenekleri olmadığına inanmalarının sahip olma istencine boyun eğmelerinin en önemli sebebi olduğunu söyler. Çünkü bu konuda hiçbir tutarlı girişim ortaya konmamıştır.

Fromm’un girişimi bu model arayışının bir ürünüdür. Çözümlemesine “sahip olmak”ın türevlerini inceleyerek başlar. Onu dil açısından irdeler: sahip olmak istenci kullandığımız dile nasıl yansımıştır? Ve sahip olmanın günlük yaşamdaki görünümlerine ışık tutar: öğrenirken, hatırlarken, okurken, bilirken, severken nasıl sahip oluruz?

Teolog Meister Eckhart’ın öğretisi Fromm’un görüşlerinin belkemiğini oluşturur. Eckhart’a göre ruhsal zenginliğe ve güce erişmenin tek çaresi hiçbir şeye sahip olmamak, kendini açık kılmak, gerçek benliğe giden yolun önünü kapatmamaktır. Marx da gerçek amacın çok şeye sahip olmak değil, “çok olmak” olduğunu belirtir ve lüksün de fakirlik gibi önemli bir engel olduğunu söyler.

“Olmak” ise çok daha aktif bir varoluş biçimidir. Erich Fromm, olmak ilkesinin önkoşulları olarak bağımsızlık, özgürlük ve sorgulayıcı düşünceyi alır. Olmak sahiciliğe, doğal ve gerçek olana ulaşma arzusuna içkindir. Bu bağlamda maskeleri düşürücü bir özelliği vardır. Fromm “olmak, çarpık ve yanıltıcı görüntülerin karşıtı olan gerçekliktir” der.  Maskelerin ardındaki gerçekliğin ortaya çıkarılmasında Freud psikanalizinin katkılarını da göz önünde bulundurmayı ihmal etmez. Olmak yüzeysel görüntülerin ardındaki gerçekliği yakalamakla mümkün hale gelebilir ancak. O halde “olmak”ın, kendimizi mercek altına alma sanatı olduğunu söyleyebiliriz.

İnsan doğasında “sahip olmak” ve “olmak” eğilimleri birlikte bulunur. Ama en derinde yatan istek “olmak”tır ve beraberinde vermeyi, paylaşmayı, sevgi ve fedakârlığı getirir. İnsanların çoğunda bu iki öğe de beraber bulunur ve hangisinin bastırılıp hangisinin öne çıkacağı çevresel etkenler tarafından belirlenir.

Sahip olmak ilkesinde birey kendisini bile bir meta olarak algılar. Fromm bu kişiyi “pazar karakteri” olarak tanımlar. Pazar karakterinin nihai hedefi kişilik pazarında her koşulda başarılı ve aranır olmaktır. Bu karakterdeki birey kendini belli başlı bazı özellikleriyle pazarlama endişesindedir. Olumlu ya da olumsuz her türlü duygu, pazar karakterinin niteliğiyle çatışır. Kendini duygulara kaptırmak, makinemsi varoluşunu sekteye uğratır ve işleyişini bozar.

Çıkarcı düşünce duygular dünyasını işlevsiz hatta engelleyici görmektedir. Fromm’a göre insanlığın en zayıf anında kendini teknik ve bilimsel gelişmelere kaptırıp en güçlü sanma yanılgısını fark edebilmesi hayatidir. Çünkü gerçek güç bilimsel üretimin sınırlarını zorlamak değil, insanın ve geniş perspektifte toplumların duygusal yetkinlik ve bütünlüğüdür. Bu da duygusal yetişkinliğe erişip kendi benliğimizle barışık bir yaşam biçimi oluşturabilmekten, özetle “olmak”tan geçer.

“Eğer insan yalnızca sahip olduklarından ibaretse onları yitirdiğinde, kendini de yitirecektir. Olmak kavramındaysa sahip olunan şeylerin kaybedileceğinden doğan endişe ve korku yoktur. Olduğum gibiysem ve kişiliğim olmak tarafından belirleniyorsa, bunu kimse benden alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz.”

Yalnızca sahici hayatlar sürebilmek için değil, insanlığın bu gezegendeki varlığı için de yaşamı “olmak” ilkesine göre kurgulamamız elzem ve bir o kadar kaçınılmaz.

Not: Beni “Sahip Olmak ya da Olmak” ile tanıştırmakla kalmayıp değerli görüşlerini paylaşan sevgili dostum psikolog Serdar Uğurses’e yürekten teşekkürler.

Sahip Olmak Ya Da Olmak
Erich Fromm, Çev. Aydın Arıtan, Say Yayınları, 2015, 256 s.