Ana sayfa Bilim Gündemi 20 yıl sonra afet yönetiminde “Deprem olacak mı, olmayacak mı?” sorusuna cevap...

20 yıl sonra afet yönetiminde “Deprem olacak mı, olmayacak mı?” sorusuna cevap aramanın ötesine geçtik mi?

1103
PAYLAŞ

Haluk Eyidoğan

İTÜ Jeofizik Bölümü E. Öğretim Üyesi

Türkiye’de ve özellikle Marmara’da beklenen büyük deprem ne zaman gündeme gelse bilimsel bulguların açıklanması yanı sıra kahinlik söylemleri de duyuyoruz. Hala “Büyük deprem olacak mı, olmayacak mı?” sorusunun cevabına kilitlenen bir medya ortamı oluşabiliyor ve hatta bilimsel temeli olmayan “Şu kadar yıl deprem olmayacak” veya “Şu yıl deprem olacak” türünden haberler büyük puntolarla çıkabiliyor. 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminden 20 yıl sonra sanırım bir muhasebe yapmak gerekiyor.

17 Ağustos 1999 depremi ülkemizde afetler için risk yönetiminde, deprem dirençli kent planlaması ve tasarımında, imar/şehircilik mevzuatında, yapı denetiminde, yerel yönetimlerin yetkilerinde, kalkınma politikalarında, afet eğitiminde, yerel toplum örgütlenmelerinde, profesyonel mühendislikte, müteahhitlikte ve sigorta düzeninde, planlamada sürdürülebilir planlama anlayışında eksik, yanlış ve yetersizliklerin ve ders alınması gereken gerçeklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

17 Ağustos 1999 Gölcük depreminden hemen sonra hükümetler bazı yeni yasalar ve yönetmelikler yürürlüğe koydular. Yapı denetim, afet sigortası, afet ve acil durum yönetimi, kentsel dönüşüm ve imar barışı ile ilgili yeni yasalarla tanıştık. Bu yasalara dayanarak bazı uygulamalar yapıldı. Marmara Bölgesinin en büyük ili olan İstanbul başta olmak üzere Marmara Denizi’nde ve çevresindeki illerde olası büyük deprem ile ilgili çok sayıda bilimsel araştırma yapıldı ve halen de sürüyor. Ulusal çapta toplantılar yapıldı ve raporlar hazırlandı. Peki 20 yıl sonra deprem risklerimizi azaltma yolunda ne kadar başarılı olduk?

21’nci yüzyılın beşte birini bitirdik ancak bugün vardığımız noktada uluslararası afet politikalarında önerilen risk yönetimi ağırlıklı bir yasal ve kurumsal yapılanmayı ve toplumsal katılımcılığı içeren bir afet yönetim düzenini henüz tam anlamıyla gerçekleştiremedik.

“17 Ağustos 1999 Gölcük depreminden 20 yıl sonra bir muhasebe yapmak gerekiyor”

Nüfusu 17 milyona doğru artan ve artmaya da devam edeceği anlaşılan İstanbul mega-şehrinin çevresindeki iller dahil önümüzdeki 25 yılda yüzde 65 olasılıkla 7,0 ve daha büyük bir depreme maruz kalacağı bilim camiası tarafından genel kabul görmüştür. Her yıl yüzde 2 oranında artan bu tehlike hem Marmara’yı şiddetle sarsacak ve hem de tırmanma yüksekliği 5 metreye varacak yükseklikte tsunamiye neden olacaktır.

Bu tehlikeye rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yetkin yerli/yabancı kuruluşlara yaptırdığı 2002 yılındaki mikrobölgeleme ve deprem senaryosundaki (*), 2003 yılındaki İstanbul Deprem Master Planı’ndaki (**), 2009 yılındaki İstanbul Çevre Düzeni Planı’ndaki ve 2011 yılında Avrupa ve Anadolu yakasında yapılan deprem ve tsunami için mikrobölgeleme çalışmalarındaki (***) risk azaltma konusundaki tespit, öneri ve kararlar göz ardı edilmiştir.

Bu nedenle kadim şehir İstanbul’un nüfusunun ve risklerinin daha da artmasına neden olunmuştur. Daha önce tespit edilen ve haritalanan sıvılaşma ve heyelan gibi en riskli alanlardaki yapıların ve yerleşmelerin riskleri azaltacak biçimde düzenlenmesi gerekirken tam tersine riskli alanlarda yeni yapılaşma ve yoğunlaşmalar ile riskler daha da artmıştır. İstanbul’da yapılan kentsel dönüşüm ve yenileme uygulamalarının deprem risklerini azaltma konusu tartışmalı bir duruma gelmiş, yoğun göç sürmesine rağmen İstanbul’da konut stoku fazlası oluşmuş, birçok ilçede yoğunluklar daha da artmış, donatı alanları, afet tahliye alanları, yeşil alanlar azalmış, siluet tartışmaları çıkmış, şehir kimliği bozulmaya başlamış, yaşanabilir mekân sağlama görevi unutulmuş, yıllar “yatay yapılaşma” ve “dikey yapılaşma” gibi anlamsız söylemlerle geçmiştir.

Kentsel dönüşüm yasası ile bir yandan deprem risklerinin azaltılacağı izlenimi verilirken, diğer yandan imar barışı yasasıyla risk durumu ne olursa olsun “Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır” denilmektedir. Vatandaş dönüşüm yasası ile sözde deprem güvenli yaşam için zorunlu uygulamalara sokulurken, imar barışı yoluyla riskli yapılarının içerisinde “Ne haliniz varsa görün” anlamında tuhaf bir duruma terk edilmektedir. İstanbul Deprem Master Planı (**) raftan indirilip derhal revize edilmeli ve uygulamaya konmalıdır.

Afet risklerinin azaltılması sürecinde yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluk alanlarının geliştirilmesi gerekir. Belediye mevzuatında afet yönetimi açısından önemli eksiklikler vardır ve en kısa sürede mevzuat güncellenmelidir. Tehlike ve riskler konusunda bilgiler ve önlem yolları toplumla paylaşılmalıdır. Afet risklerinin azaltılması ancak her düzeyde yöneticiler ve halkın konuyla ilgili farkındalığı oranında başarıya ulaşabilir. Eğitim ve doğru bilgilendirme farkındalığı yaratmak için iki önemli unsurdur. İyi koordine edilmiş bir toplumsal katılımcılık, risk azaltma şansını arttırır. Depremle ilgili bilgi kirlenmesi, spekülatif ve şaşırtıcı beyanlar toplumda bilime güven azalmasına neden olacağından farkındalık zayıflar. Kamu kurumu yöneticileri, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, siyasi parti yöneticileri halkın katılım gücünü ve desteğini aldıkları oranda risk azaltma çalışmalarında başarılı olabilirler. Büyükşehirlerdeki ilçelerde afet ve acil durum yönetimi şubeleri kurulmalıdır. Mahalle Afet Gönüllüleri düzeni geliştirilmelidir. Toplumun her katmanında iş birliğinin ve katılımın yararlı sonuçlar vereceği inancı yerleşmelidir.

Bu inancı sarsacak yozlaşmalar ve rant kavgaları, risk azaltma sürecini bir sonraki büyük afete kadar baltalayacaktır. Her yerel yönetim alanının coğrafyası ve yerleşme özellikleri farklıdır. Buna göre tehlike ve riskler sınıflanmalıdır. Mekânsal planlarda farklı tehlike ve riskler için ilke ve standartlar geliştirilmelidir. Kamu yapılarının mutlaka afet güvenli ve afet sonrası hizmet verebilecek birimler olarak hazırlanması gerekir. Dezavantajlı topluluklar, tarihi yapılar, müzeler vb. gibi birimler özel korumaya alınmalıdır.

Büyükşehirlerde emniyet, ambulans, itfaiye, jandarma, belediye afet koordinasyon birimi vb gibi farklı bakanlıklara ve kurumlara bağlı örgütler halen farklı telefon numaraları ile hizmet etmekte ve tesisleri farklı yerlerdedir. Büyük illerde tek numara üzerinden 112 Çağrı Merkezi Müdürlükleri kurulduğunda tüm bu unsurların ilgili yönetmelik gereği bir çatı altına alınması sağlanmalıdır.

Son 119 yılda, büyüklüğü en az 6,0 olan 216 adet deprem nedeniyle ağır can ve mal kayıplarına uğrayan ve son on yıldır 7,0’den daha büyük deprem olmayan ülkemizde hangi kentimizin ne zaman böyle bir tehlike ile karşılaşacağını bilemeyiz. Ancak, vurgulamak isterim ki, etkin bir deprem kuşağı üzerindeki ülkemizde bu on yıllık sessiz süre şanslı bir dönem olarak değerlendirilmelidir.


*İBB-JICA Raporu, 2002. Pacific Consultants International, OYO Corporation, “The Study on a Disaster Prevention / Mitigation Basic Plan in Istanbul Including Seismic Microzonation in the Republic of Turkey”, Japan International Cooperation Agency (JICA) tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’ye sunulan rapor.

** İstanbul İçin Deprem Master Planı (İDMP), 2003. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Planlama ve İmar Dairesi, Zemin Ve Deprem İnceleme Müdürlüğü, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, 7 Temmuz 2003, 1344 sayfa.

*** İBB-OYO, 2009. Deprem Rı̇sk Yönetı̇mı̇ ve Kentsel İyı̇leştı̇rme Daı̇re Başkanlığı, Deprem ve Zemı̇n İnceleme Müdürlüğü, Anadolu Yakası Mı̇krobölgeleme Rapor ve Harı̇talarının Yapılması, Ana Rapor, Kasım 2009, İstanbul Büyükşehir Belediyesi – Oyo International Corporation, 864 Sayfa.