Ana sayfa Bilim Gündemi Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı?

Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı?

2573
PAYLAŞ

Yaratılışçı safsataların evrim teorisine dair kimi bulguları çarpıtmaya dönük gayretlerinin en uç örneklerinden biri de Darwin’in ırkçı ve Türk düşmanı olarak yansıtılmasıdır. Akıllara durgunluk verecek açıklamalara ve şarlatanlıklara imza atan yaratılış senaryolarının sahiplerine yanıtı Prof.Dr. Haluk Ertan verdi.

İDDİA: Darwin, ırkçı ve Türk düşmanıydı

YANIT: Bu iddia, yaratılışçıların çeviri çarpıtmasından ibarettir

“Darwin ırkçı ve Türk düşmanıydı. W. Graham’e yazdığı 3 Temmuz 1881 tarihli mektubunda, ırkçı düşüncesini şöyle ifade etmişti: ‘(…) Avrupalı ırklar olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elemine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum.’”

(Harun Yahya, Yaratılış Atlası 1, s.606).

Türkleri Kim Daha Çok Seviyor!*

Sayın Celal Şengör’ün 19 Ocak 2007 tarihli CBT’de yayımlanan “Darwin Türkler Hakkında Ne Demişti?” başlıklı yazısında yer alan ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik’in, Charles Darwin’in Türkler hakkında söylediğini iddia ettiği, “Gelişimini tamamlamamış, adi bir ırk” sözleri başta olmak üzere, birkaç noktayla ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle Sayın Bakanın Darwin’den aktardığı sözlerin aslı­nın olmadığını yinelemem gerekiyor. Sayın Şengör’ün vurgula­dığı gibi, Darwin’e ait, Türklerle ilgili bu tip ifadelerin yer aldığı hiçbir kaynak bulunmamaktadır.

“Adi bir ırk” ifadesi en azından Darwin’in üslubuna uyma­maktadır. Darwin’in eserlerini biraz olsun okuyanlar onun ciddi ve temkinli bir doğa bilgini olduğunu hemen anlarlar. O kendi­sine en ağır hakaretlerde bulunup, yaşamını tehdit eden kişilere dahi bu şekilde hitap etmemiştir. Onun eserlerinde kullandığı en ağır kelimeler, yerlilere akıl almaz işkenceler yapan (özellikle İspanyol ve Portekizli) köle sahipleri ve tüccarları içindir.

Bakan Çelik’e dönüldüğünde, peki kendisi bu asılsız sözleri neye dayanarak söylemektedir?

“Evrim kuramı ateistlerin, akıllı tasarım ise inananların ku­ramıdır” gibi daha önce yaptığı kimi saçma açıklamalar da göz önüne alındığında, Bakan Çelik’in, Charles Darwin ve evrim kuramıyla ilgili bilgisinin sadece, Amerikalı yaratılışçıların ülkemizdeki sözcüleri durumunda olan kişilerin çevirdikleri yayınlara dayandığı görülmektedir. Bu yayınların yaygın özel­liklerinden biri, bilinçli şekilde yapılan çeviri hataları içerme­leridir. Ülkemiz yaratılışçılarının, yabancı dildeki kaynakları amaçları doğrultusunda çarpıttıkları artık herkesin iyi bildiği bir gerçektir.

Sayın Şengör’ün yazısında, Darwin’in, İrlandalı filozof Wil­liam Graham’e 1881 yılında yazdığı mektubundan aktardığı meşhur paragrafın, yaratılışçıların yayınlarında yer alan Türkçe çevirisi de bu çarpıtmanın somut bir örneğini teşkil etmektedir.

Şöyle ki, orijinal mektupta “The more civilized so-called Ca­ucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world” şeklinde yer alan metnin Türkçe çevirisi kabaca, “Kafkas ırkları(1) olarak bilinen daha uygar ırklar, varolma mücadelesinde Türkleri tam bir yenilgiye uğratmıştır. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine bakarsak daha düşük uygarlık seviyesindeki sayısız ırk, daha uygarlaşmış ırklar tarafından tüm dünyada ortadan kaldırılmış olacaktır” şeklinde yapılması gerekirken, yaratılışçılar bunu çarpıtarak “Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum” şeklinde çevirmişlerdir. İngilizce metinde bulunmayan “Türk barbarlığı” ve “bu tür aşağı ırklar” ifadeleri çeviriye sokularak bunların birbirleriyle örtüştürülmesi amaçlanmıştır. Böylece Darwin’in Türklere barbar ve aşağı (ya da adi) ırk diyerek hakaret ettiği propagandasına malzeme ha­zırlanmış olmaktadır. (Bu arada Sayın Şengör’ün makalesinde “varlık mücadelesinde Türk boşluğunu yenmişlerdir”? şeklinde yer alan çevirideki özensizliğin de belirtilmesi gerekiyor.)

İşte Sayın Bakan gibi kişiler, söyledikleri bilgileri sorgulama­dıklarından, yaratılışçıların çarpıttıkları bu tip metinlerin tuza­ğına kolaylıkla düşebilmektedir.

Aslında doktoralı bir akademisyen olan Hüseyin Çelik, bilim­ci ve eğitimci kimliğini, dinci ve siyasi kimliğinin önüne geçire­bilmeyi başarabilse, hem bilgisiz yakıştırmalarından, hem de en başarısız ve eleştirilen bakan olmaktan kendini kurtaracaktı.

Darwin’in Türklerle ilgili görüşlerinin kaynağı

Ben Darwin’in, Sayın Şengör’ün yazısında belirttiği şekilde, Os­manlı İmparatorluğu’nda görülen bağnazlık, cehalet ve halkın pe­rişanlığından dolayı Türkler (yani Osmanlılar) hakkında olumsuz düşüncelere sahip olduğu kanısında değilim. Çünkü, Darwin’in 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’ndaki sosyoekonomik sorun­larla özel olarak ilgilendiği gösteren bir belge bulunmamaktadır.

Sağlıksız bedeninin tüm gücünü bilimsel çalışmalarına yo­ğunlaştıran Darwin’in esas olarak iki noktada Osmanlı ve Türk­ler ile teması olduğu görülmektedir: Bunlardan ilki, 1850’li yılla­rın başında, İngilizlerin Kırım Savaşı’nda Ruslara karşı Osmanlı Devleti’nin yanında yer alması ile adada yaşanan büyük endi­şedir. İkincisi ise, Osmanlı ile Balkan halkları arasında 1870’li yıllarda yaşanan çatışmalardır. Bu son olay özellikle Darwin ve yakın çevresi üzerinde büyük etki yaratmıştır.

Şöyle ki, yukarda sözü geçen mektubun yazılmasından birkaç yıl önce Balkanlar’da çıkan bir ayaklanma sırasında yaşananlar, tüm Avrupa’da olduğu gibi İngiltere’de de Osmanlı ve onun te­mel toplumu olan Türkler hakkında çok olumsuz bir izlenimin oluşmasına yol açmıştır.

Bulgar ayaklanması

Peki Balkanlar’da yaşanan olay neydi? 1870’li yılların ortala­rında Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunan Müslüman olma­yan cemaatlerin vergilerinin artırılması sonrası, Bosna-Hersek’te yaşayan Müslüman ve Hıristiyanlar arasında huzursuzluklar meydana gelir ve bir ayaklanma başlar. Bu durumu fırsat bilen Bulgar örgütleri, bağımsızlık amacıyla bir isyan başlatmanın uygun zaman olduğuna karar verir. 1876 Nisan’ında bugünkü Bulgaristan, Romanya, Makedonya ve Sırbistan toprakları içinde yer alan bölgelerde, isyan hareketlerini tetikleyen Bulgar mer­kezli Balkan ayaklanması, kısa sürede Osmanlı güvenlik güçle­rine ve Müslüman halka yönelir. Bunun üzerine harekete geçen Osmanlı kuvvetleri, isyanı kısa sürede bastırır. Fakat bu sırada, “başıbozuk” olarak adlandırılan düzensiz ordu birlikleri tara­fından, 15.000 kişinin öldürüldüğü (bazı kaynaklarda 30.000), yüzlerce yerleşim yerinin yakılıp yıkıldığı, Rodop bölgesinde Hıristiyanların kiliselere doldurulup yakıldığı haber ve fotoğraf­ları tüm Avrupa’ya yayılınca siyasal, dinsel ve sivil liderlerden büyük tepki gelir. Bu olaydan kısa bir süre sonra İngiltere’nin başbakanı olacak, liberal partinin tutucu liderlerinden William Gladstone, Charles Darwin, Victor Hugo, Oscar Wilde, Giu­seppe Garibaldi vb. birçok tanınmış Avrupalı, Balkan isyanı mağdurlarına yardım için yapılan kampanyalara katılır. Hatta Darwin bu kampanyalara bugünün parasıyla 2500 pounda yakın büyük bir bağış dahi yapar. Bu arada W. Gladstone, Rus Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğu’yla ilgili dış politikasına destek sağla­mak için Darwin’i evinde bizzat ziyaret bile eder.

Bu olaylardan kısa bir süre sonra Ortodoks Rus Çarlığı, İngi­lizlerin teşvikiyle, dindaşı Bulgarları korumak için 1877 yılında Osmanlılara savaş açar ve bunun sonunda tüm Balkanların siyasi coğrafyası değişir.

Darwin bir ırkçı mıydı?

Bu konu yaratılışçıların Darwin’le ilgili olumsuz kampanya­larının bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. Açıklıkla söylemek gerekir ki, Darwin kesinlikle bir ırkçı, kafatasçı değildi. Buna karşılık kölecilikle mücadeleyi nesiller boyu sürdüren bir aile­den gelmekteydi. Çünkü ırkçılığın beslendiği ortamı yaratan temel etmen, kölecilikti. Misyoner din adamları ise çekilen acı­ların perde arkasındaki ortaklarıydı.

Bununla ilgili çok ayrıntılı şeyler yazılabilecek olsa da, Dar­win’in Beagle yolculuğu sırasında, 22 Mayıs 1833’de kız kardeşi Catherine Darwin’e yazdığı mektupta yer alan bir paragrafı ak­tarmayı anlamlı buluyorum:

(…) Seçimlerde de görüldüğü gibi, köleliğe karşı yaygın du­yarlılığın, sürekli arttığını gözlemekteyim. İngiltere köleliği tamamen kaldıran ilk Avrupa ulusu olsa, bu onun için ne ka­dar övünülecek bir şey olur! İngiltere’den ayrılmadan önce, köleliğin olduğu ülkelerde yaşadıktan sonra tüm düşüncele­rimin değişeceği bana söylenmişti; şu an farkında olduğum tek değişiklik, zenci karakteri hakkında bende çok daha yüksek bir takdirin oluştuğudur. Böyle neşeli, içten, dürüst ifadeli ve böylesine sağlıklı, kaslı bedenlere sahip bir zenci görüp de ona karşı sevecenlik duymamak olanaksızdır. (…)

Peki Darwin bunları ne zaman söylemişti? Örneğin 19. yüzyıl Amerika’sının en önemli doğa bilginlerinden, yaratılışçı Louis Agassiz’in, zencilerle beyazların ayrı türler olduğunu ve Tanrı tarafından farklı zamanlarda yaratıldığını söylediği bir dönemde…

Bunlara karşılık Darwin İnsanın Türeyişi kitabında “Bugünkü insan ırkları, renk, saç, kafatası biçimi, vücut oranları, vb. gibi birçok bakımdan farklı olmakla birlikte, yapılarının tümü dik­kate alınırsa, pek çok noktada birbirlerine büyük ölçüde ben­zemektedirler. Bunların birçoğu öylesine önemsiz ya da apayrı niteliktedir ki, kökenleri başka olan türlerin ya da ırkların onları ayrıca kazanmış olması, son derece olanaksızdır. Aynı düşünce, en farklı insan ırkları arasındaki zihni benzerliğin pek çeşitli yönleri için de, aynı ölçüde ya da daha çok geçer­lidir” diyordu. Herhalde yaşadığı dönem göz önüne alındığında Darwin’in sözlerinin değeri daha iyi anlaşılmaktadır.

Fakat tüm bunlar yanında, Darwin’in genelde Avrupa, özelde ise Anglosakson kültürüne hayran olduğunu söylemek de ge­reklidir. Bir toplumun bilim, sanat ve edebiyat üretmedeki çaba ve yetisine çok önem veriyordu. Aristokrat değerlerin kararlı bir savunucusuydu. Toplumları bu açıdan değerlendirmekten, karşılaştırmaktan hatta kategorize etmekten kaçınmadı. Bu yön­de günümüz ölçülerinde artık değeri olmayan görüşler kaleme aldığı da bir gerçektir. Fakat insana bakışındaki açıklık, samimi­yet ve gerçekçilik açısından yaratılışçıların fersah fersah önünde olduğu açıktır.

Dipnot:
1) Kafkas ırkları tanımı, beyaz ırklar tanımıyla birlikte tarihin farklı dönemle­rinde, beyaz köle sahibi, Avrupalı Hıristiyan, İngiliz kökenli, uygar Avrupalı gibi sömürgelerdeki farklı grupları birbirinden ayırt etmek için kullanılmıştır. Bu bağlamda, Kafkas ırkları ifadesi orijinal metinde, esas olarak vurgulanmak istenen “daha uygar ırkları” betimlemek amacıyla yardımcı bir ifade olarak kul­lanıldığından, çeviride aynen korunmuştur.

Kaynak: Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, Şubat 2009, 2.Baskı, s.244-249