Ana sayfa Bilim Gündemi Tıbbın şarlatanlarının 10 ortak özelliği

Tıbbın şarlatanlarının 10 ortak özelliği

675
PAYLAŞ

Son yıllarda aşı tereddüdü ve karşıtlığı tüm dünyada yükselmeye başladı. Ülkemizde de aşı üzerinden yapılmaya başlanan tartışmalar gündemdeki yerini koruyor.

Aşı konusunda son yıllarda kaleme alınan birçok makalede, Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde aşının reddedilmesi trendinden bahsediliyor. Aşı karşıtlığı; aşı etkinliğine ve aşı bileşenlerine duyulan şüpheden kaynaklandığı gibi aşı ile önlenebilir hastalıkların hafife alınması vb. tutumlar nedeniyle de ortaya çıkabiliyor. Örneğin aşı karşıtlarının sıraladığı argümanların başında bulaşıcı hastalıkların çoğunun ölümcül olmadığı iddiası geliyor. Birçok aşı karşıtı, aşıyla önlenebilir hastalıkları yaşamın doğal bir parçası görüyor. Ancak uzmanlar, artan aşılama yöntemleri sayesinde bu hastalıkların ölümle sonuçlanabileceğini ve bu nedenle yaşamın bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini savunuyorlar.

Ülkemizde de aşı karşıtlığı ve alternatif tıp adı altında söz konusu yanlış algının geldiği boyut hiç de yabana atılır değil.

Türkiye Tabipler Odası ise özellikle ülkemizde ortaya çıkan bu yönlendirici algının kırılması için yoğun çaba sarfediyor. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Tabip Odası’nda “Tıbbın Şarlatanlarının 10 Ortak Özelliği” başlığıyla bir basın açıklaması gerçekleştirilmiş ve hurafelerle, dinbazlıkla, yalancılıkla varlığını sürdürmeye çalışan anlayışlarla mücadele kampanyası başlatılmıştı.

“Şarlatan” olarak tanımlanan doktorların 10 ortak özelliği bulunduğu belirtilen bildiride, “Modern tıbba saldırmanın dayanılmaz hafifliği” ile sanatlarını icra eden bu şarlatanlar çağlar boyunca olduğu gibi bugün de sadece hekimlere ve hekimliğe zarar vermekle kalmamakta; kişisel çıkarları için insanların modern tıbba güvenini zedeleyerek ve onları bazen ölümle sonuçlanacak kadar yanlış yönlendirerek aslında ve esasen toplum sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadırlar” denildi.

İTO, “Şarlatan doktorların 10 özelliğini” şöyle sıraladı:

1- Her ne kadar modern tıbbı yerden yere vursalar da, bunu yaparken modern tıp eğitimi sonucu kazandıkları “doktor” unvanlarını ve akademik kariyerlerini kullanmaya özen gösterirler; özel muayenehanelerinde, kliniklerinde hasta bakmaya, ilaç yazmaya devam ederler.

2- Hemen her açıklamalarında bilimsel/tıbbi gerçekler/doğrularla bilim dışı yalanları/yanlışlarıbirlikte harmanlayarak sunar, böylece yalanları/yanlışlarını gerçeklerin/doğruların arasında gizlemeye çalışırlar.

3- İleri sürdükleri “ezber bozan”, “tabu yıkan”, “şoke eden” iddiaların hiçbir bilimsel ispatı yoktur. Kendilerine soracak olursanız iddialarını ispatlamaları için bilimsel dayanağa ihtiyaç yoktur, kendilerinin söylemiş olmaları yeterlidir.

4- Ortaya attıkları iddiaların çürütülmesinde kendileri açısından hiçbir sıkıntı duymazlar; hemen yeni konular, yeni iddialar bulurlar. Hemen hepsinin kendince “her derde deva” bir meyvesi, sebzesi, insan yaşamını en az 30 yıl uzatacak bir diyet/tedavi kürü vardır.

5- Yaşam düsturları “Bir gün herkes —15 dakikalığına- ünlü olacak!”, taktikleri “Reklamın iyisi, kötüsü olmaz!”dır. Bilimsel başarılarıyla değil, medyatik söylemleriyle kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışırlar.

6- Kendilerine uzatılan her mikrofona, yöneltilen her soruya, uzmanlık alanları olup olmadığına bakmaksızın mutlaka verilecek bir cevapları vardır. Bazıları daha da ileri gidip fırsatını yakalamışken derin sosyolojik tahlillerde bulunurlar.

7- Bugün zaten birçok doktorun ve tabip odalarının “aşırı teşhis”ten aşırı teknoloji ve ilaç kullanımına, tanı/tedavi süreçlerine tıbbi teknoloji/ilaç tekellerinin müdahalesinden kapitalist tıbba kadar bir dizi uygulamayı son derece radikal eleştiriler yönelttiğini bilmezden/görmezden gelirler; kendilerini biricik kahraman ilan ederler.

8- Zihin dünyaları ‘komplo teorileri’yle doludur; kanserin çaresi bulunmuştur ama ilaç firmaları gizliyordur, şekerin zararı kendileri ifşa edene kadar toplumdan saklanmıştır, aşıların içinde alüminyum vardır ve otizme yol açıyordur, vb., ve de bütün bu komploların farkına varan biricik akıl sadece kendilerinde mevcuttur.

9- Açıklamalarında soyut bir “tıbbi endüstri”, “sistem” eleştirisi varsa da hiçbir zaman mevcut sağlık politikalarını ve o politikaların sahibi siyasi iktidarı eleştirmezler, iktidar partisi AKP’nin adını dahi ağızlarına almazlar; sonunda da faturayı doktorlara keserler.

10- Her ne kadar bütün bu faaliyetlerini kendileri için hiçbir karşılık beklemeden, toplum için/toplum yararına, “uhrevi” amaçlarla yaptıklarını iddia etseler de çabalarının meyvelerini daha çok tanınırlık/bilinirlik/kabul görme, hasta sayısı/kitap satışlarında artış gibi ‘dünyevi’ nimetler olarak toplamaktan kaçınmazlar.