Ana sayfa 197. Sayı Artının çekimi, eksinin ağırlığı

Artının çekimi, eksinin ağırlığı

40
PAYLAŞ

Melis Mine Şener Avşar

Sinan Sülün’ü ilk öykü kitabı Karahindiba’dan Mavi Pelikan’la bildim ben. Numan’ın umutsuz ve hüzünlü aşkıyla…Numan’ın kendisiyle mücadelesi beni Sinan Sülün’ün yazarlık serüvenini takibe yönlendirdi desem yeridir. Karahindiba ile başlayan yolculuk, Kırlangıç Dönümü adlı romanıyla devam etti ve nihayet bu yıl Fazlalıklar ile tekrar okuruyla buluştu. Yolunu gözleyenleri sevindirdi. Üç öykü barındıran kitap her öyküde farklı bir anlatım tarzıyla okuru alışılmış bir yazar aşinalığından uzak, ilgiyi de diri tutuyor.
İlk öyküsü Zarif, tanıdığımız, bildiğimiz bir yalnızı anlatıyor. Hani Kemal Sunal’ın alt-orta gelirli aile babası olduğu filmlerdeki insanlardan biri gibi Zarif. Hatta Kemal Sunal’ın gülüşü olmayanı desek bile olur. Yaşadıkları, yaşayamadıkları aynı o filmlerdeki gibi… Hayatımızın bir yerinde karşılaştığımız o ince tipli, çekingen insanlardan bir tanesi. Hep hayatımızda olan, yokluğu ancak iş işten geçtikten sonra fark edilen, ofiste yerleri silen Mihriban Abla gibi. Ya da yan komşunun oğlu. Karşılaştıkça bize gülümseyip saygıyla selam veren, hani hiç konuşmadığımız. Bu görünmezlikten muzdarip adam, Zarif, kendi kendine yaşıyor, konuşuyor, kendisiyle hesaplaşıyor. Ve tabi zaman zaman hepimizin başına gelebildiği gibi, Zarif’in de başına geliveriyor bir anda, çaresizliktendelireyazmak. Bu öyküyü okumayı bitirince kendi Zarif’lerinize sarılma, bir şekilde teselli etme isteği doğuyor içinizde.
İkinci öykü,Kemal, birinci öyküde hissettiğimiz “fazlalıklar”ın altına birkaç kez çizgi çekiyor. Eksiklerini kapatmak isteyenlerin kendilerine göre artıları olduğunu düşündüklerinin uğruna hayatlarından vazgeçmelerini okuyoruz. Öyle bir hikâye ki bu, sanki bir monolog okuyoruz. Okuduğumuz öyküyle kendimizi bir dert dinleyen gibi hissetmek an meselesi. Bir yandan da ben de böyle yaptım mı, yapar mıydım soruları düşüyor insanın aklına. Hikâyenin hissiyatı okura birebir yansıyor sayfalar ardımızda biriktikçe. “Hayatım boyunca hep başkalarının olmamı istediği kişi oldum Doktor. Şimdi nasıl kendim olacağım. Bilmiyorum ki. Ben kendimin acemisiyim.” Bu cümleleri okuyunca yüreğin sızlaması sadece empati yeteneği kuvvetli okurdan değil, kalemi kuvvetli yazardan sebep biraz da.
Son öykü Hikâye Anlatıcısı ise bir yandan çocukluğumuzun masallarını hatırlatıyor, bir yandan “Kelile ve Dimne”yi, “Bin Bir Gece Masalları”nı, eskilerin darbımesellerini… “Elindeki tek gözlü iğneyi göstererek ‘Dünya işte bu iğne deliğidir’ demiş. Biz insanlarsa iplikler gibi geçip gideriz içinden. Kimimiz kısa, kimimiz uzun. Kimimiz ince, kimimiz kalın. Kimimiz ak, kimimiz kara… Fakat hiçbir önemi yoktur bunun. Asıl soru, geçip gittikten sonra ne kalacak bizden geriye. Başkasının yarasını mı dikeceğiz yoksa altın kaftanlar mı öreceğiz kendimize…” diyerek şimdilerde kimsenin pek de önem vermediği yaşanmışlıklardan ders çıkarma mevzusuna eğiliyor. Yatmadan önce dinlediğimiz masalları anlatan bu üçüncü öykü, içindeki kısa anlatılarla bende çok sevdiğim, samimi bir derleme, Anadolu’nun eski hikâyelerinin toplandığı bir külliyat okuyor hissi yarattı. Her biri birkaç sayfadan ibaret kısacık anlatıların bütününde bir kabulleniş, bir olgunlaşma, bir ders havasını görmek mümkün. Sonunda elimizde kalan olgunlaşmaya çalışmanın bir sabır işi olduğunu anlamak olsa gerek…
Velhasılıkelam, üç öyküyle toplumun normal kabul ettiği hayatın içinde kendine yer edinememiş, görünmeyen, kendisi için yaşamayı bilememiş insanları anlatıyor Sinan Sülün. Kimisinde tanıdığımız, kimisinde tam adını bilemesek de sezdiğimiz hallerin ve duyguların havasını soluyoruz okurken. Sanki her an bizim de adımız bu Zarif’lere, Kemal’lere karışır diye düşünerek…
Kitap bize metinlerin ayrılığı ve bir araya gelince oluşturdukları bütünlük açısından da farklı okumalara olanak sağlayacak şekilde çalışılmış gibi. Her öykünün içinde kendi başına okunduğunda dahi bir anlam çıkarılacak kısa bölümler var. Herhangi bir zamanda herhangi bir bölümü okuyarak da anlamlı bir duyguyu deneyimlemek mümkün. Kısacası öykü kitabı olarak düşündüğümüz kitabı değerlendirmenize göre deneme ya da romana doğru ilerleyen öyküler olarak okuma şansınız var. Zaman içerisinde olgunlaşan ve genişleyen yazım tarzıyla Sinan Sülün bu kitabıyla da okurlarını peşinden sürükleyerek yeni çalışmalarını merakla bekleteceğe benzer. Yeter ki okur karanlıkların içine dalınca kendine dair yolunun yanını yöresini kaybetmesin.

Fazlalıklar, Sinan Sülün, İletişim Yayınları, 2020, 105 s.