Ana sayfa 203. Sayı Nasıl bir kuram dergisi?

Nasıl bir kuram dergisi?

74

Bilim ve Gelecek’in en önemli boyutlarından biri kuram dergisi olması. Günümüzde bu boyut daha da önemli. Çünkü artık habercilik, politika, hatta politik analiz ve bilimsel tutum yazılarının ana mecrası basılı dergiler değil, dijital medya. Herhangi bir basılı derginin, bunların üzerine bir şeyler koyabiliyorsa yaşama şansı var; o da anlaşılıyor ki bir süreliğine daha… Dolayısıyla Bilim ve Gelecek’te bilimsel veya politik herhangi bir tutumun gerekçelerini, kanıtlarını, kuramsal ve tarihsel zeminini koymak durumundayız. Yoksa okurlar, üç satırlık bir tvitte veya bir köşe yazısında ileri sürülebilen fikirlerin aynısını beş sayfalık bir yazıda okumak istemeyeceklerdir. Kolay bir iş değil, ama yapmak istediğimiz bu.
Bilim ve Gelecek’in bir diğer önemli boyutu, yön veren ve bütünsel bakış açısı (dünya görüşü) sunan bir dergi olması. Bu boyutu da sosyal medyada bulmak henüz zor. Farklı alanlarda farklı yerlerde çok değerli bakış açıları sunulabiliyor ama bunların bir potada eritilmesi ve kapsamlı bir dünya görüşünün çeşitli alanlardaki yansımaları olarak sunulması vazgeçilmez bir çaba. Bu da kolay bir iş değil, donanımlı bir ekibi ve ciddi editöryal çalışmayı gerektiriyor; ama dergimizde yapmak istediğimiz şey bu.
Basılı veya dijital alanda olmaktan bağımsız bir biçimde belki de en temel mesele, kuramsal çalışma (ve yayım) yaparken, geçmiş birikimin ve tarihsel boyutun analizi ile geleceğe uzanmayı ve geleceği örmeyi birlikte başarabilmek. Hatta günümüzde kuramsal çalışmanın esas sorularını geleceğe ilişkin sormak daha önemli; çünkü pandeminin de hızlandırıcı etkisiyle keskin dönüşümlerin yaşandığı/yaşanacağı, belirsizliklerin arttığı, yeni dinamiklerin ortaya çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla bir kuram dergisi, var olan birikimi vurgulamaktan çok -deyim yerindeyse- biraz uçmalı. Geleceğin farklı olasılıkları üzerine zihin jimnastiği de yapmalı. Elbette temel dünya görüşünden ve insanlığın düşünsel birikiminden kopmadan, hayal dünyalarına dalmadan…
Basit bir örnekle açalım: AKP iktidarının ne tür tahribatlar yarattığının, aydınlanmanın, laikliğin üzerinde nasıl tepindiğinin, emekçileri nasıl ezdiğinin bugün herkes farkında (kendi okur kitlemizden söz ediyoruz). Bunları zaman zaman hatırlatmak gerekebilir ama sadece bu noktada kalmanın fazla bir anlamı yok. Artık mesele ülkemizin içine girdiği bu darboğazdan nasıl çıkacağı, toplumun söz konusu tahribatın üstesinden nasıl geleceği (bu sadece iktidarın değişmesi ile de sınırlı değil) üzerinde yoğunlaşmaktır. İnsanlar, okurlar, hepimiz bu noktada bir sıkışmışlık yaşıyoruz çünkü.
Bir diğer örnek: Kapitalizmin ne denli vahşi bir sistem olduğunu, sosyalizmin ise bütün sorunların çözümü olduğunu tekrarlamak artık yeterli değil; hatta bu düzeyde kalmak topu taca atmak anlamına geliyor. Sorun, dünya toplumlarının kapitalizmi nasıl aşabileceğinin dönemsel ipuçları üzerine yoğunlaşmak ve pratiğe yön verecek mümkün olduğunca gerçekçi fikirler üretmek. Kısacası kuram, geleceğe (havale etme değil) uzanma kanalları bulmalı.
Elinizdeki sayıda, Alâeddin Şenel’in yeni çıkacak kitabı üzerine yaptığımız dosyayı (özellikle söyleşiyi), “Bilişim Dünyasından” bölümümüzün yazarı İzlem Gözükeleş’in “Çin’in teknoloji politikaları ve Huawei” başlıklı makalesini, Ogan Güner’in “Capitol Hill’i kim bastı?” adlı denemesini, Tardu Soyer’in “‘Ütopik’ (olmayan) bir yönetim(sizlik) modeli olarak kent-komünleri/komünler” başlıklı makalesini ve elbette “Okulsuz eğitim ve sorunları” dosyasını bu perspektifle okumanızı öneriyoruz. Diğer bütün yazılarla da arzu ettiğimize yakın bir dergi sunduğumuzu düşünüyoruz.
Dostlukla kalın…