Ana sayfa Bilim Gündemi Savaşta hayvanlar; Atlar

Savaşta hayvanlar; Atlar

126

Gemilerle cepheye taşınan atlar, canlı bomba köpekler, yakılarak düşmanın üzerine salınan domuzlar, ortalığı birbirine katan filler, bomba yüklü yarasalar… Birer silaha dönüştürülen hayvanlar, seçme şansları olmadan binlerce yıldır savaşlarda kullanılıyor.  İnsanların mücadelesinde insanlar yerine bedel ödüyorlar.

2013 yılının Eylül ayında Mısır’da bir balıkçı suya daldırdığı oltasının hareketlenmesini bekliyor. Çevreye attığı bakışlardan biri aniden bir leyleğin üzerinde yoğunlaşıyor. Leyleğin sırtında metal bir cihaz. Yoksa bir casus mu? Endişelenen balıkçı, üşenmeyip leyleği yakaladığı gibi karakola koşuyor. Polisler de metal cihaza bir anlam veremiyor, kamera olabileceğini düşünüyorlar, aynı soru onların da akıllarında: Yoksa bir casus mu? Olayın anlaşılması için gerekli araştırmalar yapılacak; ama leylek bu süre içinde gözaltına alınıp nezarethaneye konuyor. 2011’de Suudi Arabistan’da üzerinde GPS cihazı bulunan bir akbabanın, İsrail ajanlığı ile suçlanıp tutuklanması gibi…

Mısır’da casusluk şüphesi ile gözaltında tutulan leylek, üzerinde
bulunan cihazın belgesel çekimi için kullanılan bir araç olduğu
anlaşılınca serbest bırakıldı.

Atlar
Hızlılar, güçlüler ve dayanıklılar… Savaşçılar dünyasında bu nitelikleri bir arada barındırabilmek bir ayrıcalık. Bu ayrıcalık onları dört bin yıldan uzun bir süredir okların, mızrakların, top ve tüfeklerin hedefinde tuttu.

Kendi ağırlıklarının iki katı yükü çekebildikleri için taşımacılıkta kullanılan atlar, bir süre sonra savaş arabalarının başına geçmek ve böylece savaşçıların hareket kabiliyetini artırmak üzere eğitilmeye başladı. Savaş arabalarına ilişkin en eski kanıtlar zamanında bir Sümer kenti olan ve günümüzde Irak sınırları içinde kalan Uruk’ta bulundu. MÖ 3200-3100 tarihlerine ait olduğu düşünülen küçük ve basit diyagramlar hem tekerlekli hem de kızaklı arabaları betimliyor. Bu arabalar öküz ya da at için yapılmış koşum takımı bulundursalar da çizimlerde atların kullanımına ilişkin kesin bir bilgi yer almıyor. Kesin bilgiyi ise yine bir Sümer kenti olan Ur’un konumlandığı alanda bulunan ve MÖ 2600 civarına tarihlenen savaş arabaları betimlemeleri veriyor. Savaş arabalarının en eski tasvirleri olarak bilinen bu çizimlerde iki-dört at ya da eşek tarafından çekilen dört tekerlekli ahşap bir kutu görülür. Fakat savaş deneyimleri gösterir ki, tekerlek sayısı nedeniyle bu araçların önemli kısıtları vardır: Manevra yapmak zordur, maliyeti fazladır, dengeli değildir ve hem atların hem de sürücünün eğitilmesini gerektirir. Atları birer silah olarak savaş meydanına sürmekte öncülük eden bu arabaların geliştirilmesi gerekir. Zamanla eksiklerin aşılması yönünde yapılan müdahaleler MÖ 2000’lerdeki savaşlarda etkili olan iki tekerlekli savaş arabalarını ortaya çıkarır. Bu arabalar özellikle Hitit ve Mısırlılar tarafından zaman geliştirilir ve savaşların ayrılmaz bir parçası olur.

Sümerlerin dört tekerlekli savaş arabaları.

Savaş atlarını arabalarından ayıran ve süvarilerin tarihte yerini almasını sağlayan ise Asurlardır. Bu değişim de yine iki önemli ihtiyaç sebebiyle yapılır: Maliyeti düşürmek ve manevra kabiliyetini artırmak. Ekonomisinin tamamı tarıma dayanan Asurlular için maliyet önemlidir; zira imparatorluk savaş arabaları için gereken demir ve ahşap gibi doğal kaynaklar bakımından yetersizdir. İthal edilen bu kaynaklara erişimin pahalı ve zor olması savaş arabalarının üretimini güçleştirir. Ayrıca Asurların savaş arabaları Mısırlıların hafif ve çevik savaş arabalarındansa Hititlerin ağır savaş arabalarına benzer. Her ne kadar daha dayanıklı olsalar da manevra kabiliyetleri daha azdır. Asur krallığının konumu ise sık sık engebeli alanlarda savaşılmasını zorunlu kıldığı için kullanılan araçların manevra kabiliyeti ayrıca önemlidir. Böylece önce iki tekerleği çıkarılan savaş arabaları, yine fakat başka ihtiyaçlar doğrultusunda tamamen kaldırılır. Asurlar, bir at ve bir de savaşçıdan oluşan modeli geliştirip MÖ 9. yüzyılda düzenli bir süvari birliği kurar. Bu birlik, öncenin vazgeçilmezi savaş arabalarını itibarsızlaştırır; onları önce destekleyici, daha sonra taşıyıcı birimlere dönüştürür. Asurluların yöntemi bir süre sonra tüm Ortadoğu krallıklarına yayılır ve savaş arabaları hızla gözden kaybolur. Süvari birlikleri ise savaş alanlarının gözdesi olacağı binlerce yıllık bir tarihe giriş yapar.

Birinci Dünya Savaşı’nda taşımacılıkta kullanılan atlar, savaşın önemli elemanlarıydı.

Savaş atlarının modern ordular içinde kitlesel bir biçimde kullanıldığı son olay,  Birinci Dünya Savaşı’dır.  Ağır silahları çekerler, erzak taşırlar, ölü ve yaralıların tahliyesini sağlarlar… Aynı görevleri katır, öküz, eşek ve develerle birlikte yerine getirirler. Fakat atlar için oldukça kitlesel bir kıyım söz konusudur. 1914’te savaş başladığında İngiliz ordusunda sadece 25.000 at vardır ve savaşın ilk yıllarında devlet kırsal alanda yetiştirilen atları toplar. Ayrıca 1914-1917 yılları arasında ABD’den her gün bine yakın atın gemilerle Avrupa’ya taşındığı belirtilir.  Bu gemilerin sık sık Alman deniz kuvvetlerinin saldırısına maruz kalması ve bununla birlikte Alman sabotajcılarının atları, gemilere yüklenmeden zehirlemeye çalışmaları da atların savaştaki önemini göstermek açısından önemlidir. Cepheye sağ ulaşsın ya da ulaşamasınlar; atların sonu aynıdır. Cephede yaralı olanlarını tedavi etmek ve sağlıkları ile ilgilenmek için veterinerlerden oluşan birimler bulunsa da savaş koşulları zorludur. Makineli silahların ateşine olduğu kadar çetin kış koşullarına karşı da savunmasız olmaları ölümlerini kolaylaştırır. Birinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık sekiz milyon at, eşek, öküz ve katır ölür. Sağ kalanlardan “kullanılamaz” olduğu belirlenenler kasaplara satılır. Geriye eve dönebilen az sayıdaki hayvanın coşkusu ve savaşta ölen hayvanlar için dikilen anıtlar kalır.