Ana Sayfa 217. Sayı Varlık ve Yokluk, Gelmek ve Gitmek Arasında Bilmeceler

Varlık ve Yokluk, Gelmek ve Gitmek Arasında Bilmeceler

47

Geçtiğimiz günlerde okul öncesindeki çocuklarla çalışan bir arkadaşımla ölümün çocuklara nasıl anlatılabileceği hakkında konuştuk. Çocukların sorularını yanıtlamaktan kaçınmamak gerektiğinden söz etti, sonra da elzem olmadıkça bu konuyu açmaya ihtiyaç olmadığını vurguladı. En çok ölümü adıyla anmayı mı yoksa soyutlamaya başvurmayı mı doğru bulduğunu merak ediyordum sanırım. Yanıtlarını dinlerken (kuşkusuz şaşmaz bir reçetesi yoktu bu sürecin) yasa, kaybın anlamlarına bakan çocuk kitaplarını çevirdim zihnimde, bazıları ölümü bir kelimeden ibaret sanıyor gibiydi, çok güvenip birbirimize önerdiklerimiz ise fazlaca soyut gelmeye başlamıştı düşündükçe. Elbette çocukların soruları bizimkilere benzemiyor; nesneler, olaylar, anlar üzerine yapılan kısacık sohbetlerde dünyayı nasıl farklı anlamlandırdıklarını anlıyoruz. Sorumlarım da farklı anlamlandırışların (bu konuda anlamlandıramayışın belki) bu denli yaşama içkin bir konu hakkında fazlaca boşluk bırakarak konuşmaya yetip yetmeyeceği ile başlayıp elzem olmadıkça bu bahsi açmamanın süreci tabulaştırabilme potansiyeline doğru genişledi. Yani yaşamdan bahsetmeye her an hazırken sonundan söz etmekten kaçınmak, onu başlangıcına atfettiğimiz doğallıktan sıyırmaya sebep olabilir miydi? Kaybolunca Nereye Gideriz?’i, aklımda bu soruyla, yitime var olmak üzerinden bakan bir kitap ararken buldum.

***

 “Genellikle çok uzaklara gitmeyiz. Hemen şuracıktayızdır.” diye başlıyor kitap. Haydi diyelim ki, gidiverdik bir anda bir yere, nasıl hisseder ardımızda kalan? Mümkün müdür böyle aniden kaybolmak? Bilimin yanıtladıklarından daha büyük bir soru duruyor olabilir mi elimizde? Her sayfada bu soruya yanıt arıyor Kaybolunca Nereye Gideriz? Çoraplarımızdan bulutlara doğru ilerleyen bir yolculuğa çıkarıyor okurunu. Zamanı değiştiriyor, mekânı değiştiriyor, mevsimleri, özneleri, nesneleri de; sorusu sabit kalıyor ama: Kaybolmak için gereken nedir? Kaybolanın nereye gittiğini, onu yeniden görüp göremeyeceğini soran bir çocuğu, “Güneş için her gün doğan ve batan bizizdir.” diye yanıtlamak çocuk kitaplarına aşkın anlamlar yükleyen, onlardan kusursuz rotalar bekleyen yetişkinlere makul görünmeyebilir ama, yas sürecini anlamlandırırken su birikintileri üzerine düşünmeye çağıran Isabel Minhós Martins’in ereği gayet açık. Bir kez bile ölüm demeden, kaybın ve ardından gelen büyük soruların yaşamın içindeliğine, gözümüzün değdiği her şey kadar gerçek ve hissettiğimiz her şey kadar doğal olduğuna dikkat çekiyor yazar. Her yeni soruda en baştaki büyük soruyu bir kez daha çınlatıyor ve her yeni yanıtta okurunu o büyük sorudan korkmaktan biraz daha uzaklaştırıyor.  Biz ilerleriz, gün gece olur, kar yağar ve gürültü yerini sessizliğe bırakırsa kaybolmak için gereken nedir?

***

Okurunu var ve yok olmak arasındaki ilişkiye şemsiyelerin altından, gemilerin pencerelerinden bakmaya davet ederken tanıdım Martins’i. Diğer kitaplarını, özellikle Gelmek ve Gitmek’i, okuduktan sonra ise anladım ki, “tarihteki kralların, bilginlerine sorduğu bilmeceler kadar zor,”, bilimin yanıtladıklarının dışında kalan büyük soruları minicik birer düşünce balonuna çevirip okurunun avucuna uzatmada mahir. Gelmek ve Gitmek’te de uzun bir yola çıkılacağı ilk sayfadan belli: “Derler ki, kafa yalnızca şapka takmak için değildir. Ayakların da yalnızca ayakkabı giymek için olmadığını söyleyebiliriz.” Kitap diyor ki, bugün geldikse bu yere, daha yakından bakmalı ardımızda kalan izlere. Çok uzaktan geldik ama unuttuk nasıl koştuğumuzu, unuttuk nasıl düşündüğümüzü. İcat ettik, keşfettik, katettik, galip gelip hükmettik. Dün sır olan bugün parmağın ucuna yerleşince her şey dönüşüverdi gelip gitmelerin sıradan nesnelerine. Öğrendikçe hızlandı, öğrendikçe hırslandı insan. İşte okurun kucağında, yanıtını ararken kafasını kaşıyacağı yeni bir soru: Yerden binlerce kilometre yüksekteki uçağındayken bir sumrunun gittiği her yere yaz geldiğini bilmeyenin yolculuğu nereyedir? Gelmek ve Gitmek uygarlaşma adımlarımızın izini kral kelebeklerinin, gri balinaların, Afrika antiloplarının yolculuklarında arıyor, insanların hep daha fazla egemenlik arzulayan bencillere dönüşmesine dair düşünmeye davet ediyor.

***

Kaybolunca Nereye Gideriz? ile Gelmek ve Gitmek, çocukları odalarından bulutlara doğru bakmaya, uygarlık maceramızın aksayan ayağına göz atmaya, sormaktan vazgeçmemeye, kanıksamamaya çağırıyor. Varlık, yokluk, hiçlik, uygarlık, düşünce üzerine felsefi metinler kaleme alan Isabel Minhós Martins, kitaplarında kendisi gibi iletişim tasarımcısı olan çizerlerle çalışmış. Her iki kitap da çocuk kitaplarında görmeye alışkın olduğumuz çizgilerin bir hayli dışında, keskin geçişlerin baskın olduğu grafik tasarımlara sahip. Ben Dünyaya Geldiğimde ve Seyahatler ve Kâşifler Atlası’nda da yine zorlu soruların peşinden giden Martins’in, elbette yol arkadaşları Madelena Matoso ve Bernardo Carvalho ile birlikte, illüstrasyonlarda da bir yeniyi aradığını söylemek mümkün.

-Kaybolunca Nereye Gideriz?, Isabel Minhós Martins, Resimleyen: Madelena Matoso, Çev.: Sevcan Şahin,  Koç Üniversitesi Yayınları, 2021, 48 s.
-Gelmek ve Gitmek, Isabel Minhós Martins, Resimleyen: Bernardo Carvalho, Çev.: Sevcan Şahin, Koç Üniversitesi Yayınları, 2021, 48 s.

Önceki İçerikKaradeniz’de deprem ve tsunami
Sonraki İçerikAnka Kitabevi: Aydınlık günlere giden merdivenin bir basamağı