Ana Sayfa 224. Sayı Kitapçı Rafı

Kitapçı Rafı

250

Ruh Tozu- Bilincin Büyülü Evreninde Bir keşif Yolculuğu
Nicholas Humphrey, Çev. Atakan Altınörs, Fol Kitap, 2022, 248 s.
“Bilinç neden var?” sorusu, zihin felsefesinin temel problemlerinden biridir. Yazar bu kitabında, “dünyada bilinçli zihinler neden var?” sorusuna, uzmanlık alanı olan evrimsel psikoloji perspektifinden, ama aynı zamanda çağdaş zihin felsefesi alanındaki literatür ışığında yanıt arıyor. Humphrey Andromeda galaksisindeki gelişmiş bir uygarlıktan gelen misafir bir bilimcinin, Dünya’daki yaşamı araştırma amaçlı ilk yolculuğunu hayâl edip kitabına bir bilim-kurgu öyküsü temposu da ekleyerek fenomenal bilincin nasıl insan zihninin evrimleşmiş bir özelliği olabileceğini açıklamaya çalışıyor. Beyindeki temeli ne olursa olsun, bilincin evrim sürecinde neden seçildiğine dair büyük soruyu irdeliyor. Bilinçsiz psikolojik zombiler ile fenomenal olarak bilinçli canlıların durumunu kıyasladığı çeşitli düşünce deneyleri yapıyor. Bir yandan gelişim psikolojisinin ve evrimsel psikolojinin fenomenal bilincin gelişimine dair bulgularından yararlanıyor. Diğer yandansa Aristoteles, Descartes, Hume, Rousseau, Fichte, Kierkegaard, James, Frege, Russell, Camus, Nagel, Chalmers, Dennett, Santayana, Dawkins gibi nice filozofun görüşlerini anlatısına dahil ediyor. Bu esnada, Valéry, Proust, Kundera, Brooke, Rilke, Wilde, Yevtushenko, Sontag, Brooke gibi kalburüstü edebiyatçıların eserlerinden faydalanarak anlatısına lezzet katıyor. Ölümün bilincinde olma meselesine, bilimsel ve felsefi olduğu kadar duygusal ve lirik bir pencereden de bakıyor. Sonuçta, andığımız bu zengin kaynaklardan beslediği, bilince dair kendi natüralist açıklamasını sunuyor. Princeton Üniversitesi yayınları arasında basılmış olan bu kitap 2011’in en iyi akademik kitaplarından biri seçilmiştir.

Her Şeyin Sonu – Astrofiziksel Manada
Katie Mack, Çev. Barış Emre Alkım, Domingo, 2022, 222 s.
Astrofizikçi Katie Mack bu kitabında, okuru kozmosun olası beş finaline dair gezintiye çıkarmayı amaçlıyor. Bu olası finaller; Büyük Çöküş, Sıcak Ölüm, Vakum Bozunumu, Büyük Yırtılma ve Sekme. Bu geziyi yaparken de kuantum mekaniği, kozmoloji, sicim teorisi ve daha pek çok kavrama değiniyor. Bu “kozmik gerçekliğe kaçış” öyküsü, büyülü ve pek aşina olmayan bir fizik sahasını incelemenin ötesinde, yükselen bir astrofizikçinin evreni ve insanın evrendeki yerini düşünürken yaşadığı heyecanı da okurla paylaşıyor.

Hiçbir Şeye İnanmadan Nasıl Yaşanır?
Alexandre Lacroix, Çev. Hazal Çelik, Say Yayınları, 2022, 104 s.
Varoluşla ilgili birçok eser ortaya konmasına rağmen Hiçbir Şeye İnanmadan Nasıl Yaşanır? etkileyiciliği ve sürükleyiciliğiyle ayrı bir yere sahip olmaya çalışıyor. Varlığa uzanan bu yolculukta; şüphecilikten dogmatizme kadar birçok akım ince detayları ile açıklanıyor. Hayatın anlamına veya anlamsızlığına bambaşka bir gözle bakmaya yarayacak olan Hiçbir Şeye İnanmadan Nasıl Yaşanır? Kitabı okurun bakış açısını değiştirmeyi hedefliyor. Yazar kendi cümleleriyle kitabını şöyle tanımlıyor: Samimiyetle itiraf etmeliyiz ki Dünya üzerindeki varoluş nedenimizi bilmiyoruz. Evrenin ve yaşamın bilmecesinin çözümü insan bilmecesinin çözümünden daha gizemli. Peki bu, umutsuzluğa düşmek için bir sebep mi? Aksine, bu belirsizliğe güvenebiliriz. “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir,” diyen Sokrates, “Ne biliyorum?” diye soran Montaigne bize yol gösterici oldular. Ben de antikçağ şüphecilerinin, haksızlık yapılarak değeri bilinmeyen bu filozofların öğretilerini takip ederek zamanımıza uyarlanmış bir ahlak felsefesi geliştirmeye çalıştım. Eserin tamamında eksiksiz şekilde açıklanan bu felsefenin dört kuralı var: Hayali bir hedef peşinde koşarak hayatını boşa harcama; asla seçim yapma; her zaman en büyük arzuna itaat et; bu dünyanın görünüşlerine elinden geldiğince hayran ol.

Kişisel Gelişim: Neoliberal İletişim ve İnsan Anlayışı
İlker Özdemir, Doğu-Batı, 2022, 424 s.
Neoliberalizm olarak adlandırılan süreçte kapitalizmin en temeldeki mantığının rekabet ve girişimcilik değerleri üzerine kurulu olduğu söylenebilir. Bu anlayışın öne çıkardığı girişimci özneden beklenen azami performans ile diğer insanlarla rekabet ederek başarılı ve mutlu olmaya çalışmasıdır. Neoliberal anlayış insanları birer ekonomik kaynağa indirgemekte ve insanların “doğru iletişim” teknikleriyle kendi kendilerini denetlemelerini talep etmektedir. Burada kendinde bir amaç olan insan yerine rekabetin aracı ve performansın taşıyıcısı bir insan anlayışı öne çıkmaktadır. Kişisel gelişim kitapları yaratılmak istenen sözde “cesur” ve “başarılı” öznelerden ayrı düşünülemez. Bu türün yazarları tam da burada neoliberal insan ve toplum anlayışının sözcüleri olarak devreye girmektedir. Bireysel sorumluluk vurgularıyla birlikte insanların yaşadığı bütün olumsuzlukları bireysel başarısızlıklar olarak tanımlamaktadırlar. Kişisel gelişim kitaplarını inceleyen bu kitap günümüzün egemen sisteminin insanların davranışlarını ve duygularını nasıl şekillendirmeye ve denetim altına almaya çalıştığını ortaya koyan bir incelemedir. Yazar, politikadan ve her tür ortaklık fikrinden tutkulu bir nefretle söz eden kişisel gelişim yazarlarının neoliberal zihniyetin ve onun inşa etmeye çalıştığı insan ve iletişim anlayışının sözcülüğünü üstlenmiş olduklarını göstermektedir.

Kitap, Hitap, Hakikat
Adonis, Çev. Mehmet Hakkı Suçin, Everest, 2022, 160 s.
Kitap, Hitap, Hakikat, Adonis adıyla bilinen Arap şair ve düşünür Ali Ahmed Said’in kutsal metin, dini söylem, tasavvuf, siyaset, edebiyat, yaratıcılık ekseninde iktidarıyla, muhalefetiyle, toplumuyla ve kültürel dokusuyla Arap toplumlarının geçmiş mirasından kaynaklı krizlerini çözümleyip eleştirdiği eseridir. Adonis’in sosyoloji, siyaset ve edebiyata dair bu entelektüel çözümlemeleri, yaşadığımız coğrafyanın toplumları için de geçerli fikirler içeriyor. “Muhayyilenin kucaklamadığı bir hayat, ne kadar katıdır” diyen yazar, okuyucuyu, hayal kurmaya ve kendini yeniden inşa etmeye çağırıyor.

İnovasyonun Kısa Tarihi
Matt Ridley, Alfa Bilim, 2022, 376 s.
İnovasyon icatların insanlar için pratik ve uygun fiyatlı şeylere dönüştürülmesidir. İnovasyonu sistematik olarak icatları izleyen bir süreç olarak değil, insanın mübadele alışkanlığıyla toplumda meydana gelen tesadüfi bir süreç olarak görmemiz gerektiğini savunan yazara göre günümüzde inovasyon kıtlığının eşiğinde olabiliriz. İnovasyon, tek başına çalışan bir dâhinin ortaya çıkardığı bir şey değil, aksine her zaman kolektif, işbirlikçi bir etkinliktir. Ridley bu savlarını soyut argümanlarla değil, inovasyonların nasıl başladıklarını ve neden başarılı olduklarını veya bazı durumlarda neden başarısız olduklarını anlatan çok sayıda canlı hikâyelerle destekliyor. Buhar motorlarından jet motorlarına, arama motorlarından hava gemilerine, taş devri aletlerinden kahve, patates, aşı, antibiyotik, sivrisinek ağları, türbinler, pervaneler, gübre ve bilgisayarlar gibi modern gelişmeleri kapsayan kitap, inovasyonu bütün ayrıntılarıyla masaya yatırıyor.

Robotlar İşimizi Elimizden Alacak mı? Teknoloji Emek Gelecek
Arif Koşar, Kor Kitap, 2022, 264 s.
Teknolojik yenilikler ve otomasyon toplam istihdamda bir azalmaya yol açma eğiliminde mi, değil mi? Çalışma ya da “işin sonu”na mı geldik? Teknolojik gelişmeler sonucunda işçi sınıfı küçülen ve giderek marjinal hale gelen bir toplumsal kategori mi? Yazar bu sorulara verilecek yanıtları şöyle açıklıyor: Bu sorulara verilecek yanıtlar sadece istatistiksel bir gösterge olmanın ötesinde, son yarım yüzyıldır emeğin ve işin önemini yitirdiği, kapitalizmin temel çelişkilerinin silikleştiği, sınıf ve sınıf mücadelesi gibi kavram ve olguların çağdışı hale geldiği biçimindeki iddiaların temelinde yatan varsayımların analizi için elzemdir.

Çalınan Dikkat – Neden Odaklanamıyoruz?
Johann Hari, Metis, 2022, 320 s.
Gazeteci-yazar Johann Hari, son yıllarda bir şeylere odaklanmakta ne kadar zorlandığını fark ettiğinde suçu önce kendisinde aramış. Ama sonra aslında çoğu insanın aynı sorundan muzdarip olduğunu görmüş. Böylece meseleyi araştırmaya, uzmanlarla görüşmeye başladığında çok daha derin ve kapsamlı nedenlerin söz konusu olduğunu keşfetmiş. Çalınan Dikkat’te Hari bu nedenleri detaylarıyla ele almanın yanı sıra, dikkatimizi geri kazanmanın yollarına kafa yoruyor. Bireysel çabaların, yani sırf kendi hayatlarımızda birtakım değişiklikler yaparak sorunu çözmeye çalışmanın ancak bir yere kadar etkili olabileceğini vurgulayan Hari, “dikkatimizi bizden çalan kuvvetlerle kolektif olarak yüzleşip onları değişime zorlamamız gerektiğini” belirtiyor. Bunun ise acil bir mesele olduğunu, çünkü dikkati dağılmış bir toplumun, önündeki en önemli sorunlara bile odaklanamayacağını ve çözüm üretemeyeceğini söylüyor.

Irkların İcadı – Irkçılığa Karşı Bilim
Guido Barbujani, Çev. Volkan Çandar, İletişim Yayınları, 2022, 223 s.
Guido Barbujani’nin Irkların İcadı kitabı, tarihsel-eleştirel yolculukla, ırksal sınıflandırmaya yönelik ilk girişimlerden modern DNA çalışmalarına kadar insan çeşitliliğinin biyolojik temeline ilişkin tartışmanın aşamalarının izini sürüyor. Genetiğin, Afrika kökenlerinden beş kıtanın kolonileştirilmesine kadar insanlığın yolculuğunun en uzak aşamalarını yeniden inşa etmeyi nasıl başardığını göstermeyi amaçlıyor. Bu bilginin, insanlığın biyolojik olarak farklı gruplara, diğer türlerde ırk olarak adlandırılan gruplara bölündüğü yönündeki 19. yüzyıl fikrini nasıl çürüttüğünü anlatıyor. Yazar şu sözlerle kitabını özetliyor: Irk kavramının beslediği ırkçılıkla mücadele için değerli bilgiler sunuyor. “Aramızdaki farklılıkların biyolojik temellerini anlamak istiyorsak, ırk kavramının gereksiz ve zarar verici olduğu giderek daha aşikâr hale geliyor. Bunun nedeni, insanın başka türlerde ırk olarak adlandırdığımız biyolojik gruplardan oluşmamış olmasıdır. Bizi hiçbir yere vardırmamış olan, bir önem taşımayan ırk sınıflandırması gayretimizi terk ederek, araştırmamızı gerçekten önemli olan konuya yönlendirebilirdik: bireyler ve toplumlar arasındaki farklılıklar. Bu toplumları, atalarımızdan aralıksız olarak bize kadar aktarılan farklı DNA’ya sahip birçok insan oluşturdu. Bugün DNA’ya baktığımızda, göçlerin ve binlerce yıl içinde birbiriyle kaynaşma sonucunda genomlarımızın birbirine karışmasının, gözlerimizin önüne serilen rengarenk elbiseyi hepimize giydirmiş olmasının izlerini takip ediyoruz.”

Öfkenin Pedagojisi
Paulo Freire, Çev. Burcu Genç, Yeni İnsan, 2022, 142 s.
Eleştirel pedagoji kuramcısı ve filozoflarından biri olan Brezilyalı eğitimci Paulo Freire’nin ölümünden önce kaleme aldığı bu son eser, eğitimin, kişinin benliğini inşasındaki rolünü politik-pedagojik bağlamda ele alarak okuyucuya derinden ve doğrudan seslendiği “Pedagojik Mektuplar” dizisinden oluşuyor. İnsanın dünyadaki rolünü küçümseyen mekanikçi pratikleri ve neoliberal söylemleri öfke potasında eriterek, sefaletin ve yoksulluğun geleceğin kaçınılmaz gerçeği olduğuna dair uyuşturucu söylemlere karşı direniyor ve daha adil bir dünya yaratmanın yolunun “bireyin sorumluluğu”ndan geçtiğine değiniyor. Freire’in, Brezilya’nın haiz olduğu olgulardan yola çıkarak eleştirel bir dalgaya dönüşmesini umduğu fikirler, ne yazık ki, her çağa uygun düşecek evrensel bir nitelik taşıyor. “Ona oy veriyorum. Çalıyor ama yapıyor.”, “Favela’da yaşayanlar kendi sefaletlerinden sorumludur.”, “Ben tek başıma dünyayı kurtaramam.” Değişimin imkânsızlığından dem vuran bu söylemlere meydan okuyan Freire, yirmi birinci yüzyılın sonunda milyonlarca insanın işsiz, aç ve başıboş kalacağı “gerçeğini” önlemenin, bireyin kaderciliği ve özgürlüğün bir hediye olduğu düşüncesini terk ederek, dünyaya müdahale etmesiyle  mümkün olacağını savunuyor.

Önceki İçerikDerin bir soluk
Sonraki İçerikRobespierre’in XVI. Louis’ye karşı Konvansiyon’da okuduğu iddianame (1793)