Ana Sayfa 229. Sayı Kitapçı Rafı

Kitapçı Rafı

79

SS
Barış Pehlivan-Barış Terkoğlu, Kırmızı Kedi, 2023, 256 s.
Araştırmacı gazeteciler Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, son çıkan kitapları SS’te İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bilinmeyen olaylarını anlatıyorlar. Kitap yayımlandığında içindeki bazı bölümler kamuoyuyla paylaşılınca oldukça ilgi görmüştü. SS kitabında yanıt aranana sorulardan bazıları şöyle; Mafya hakkında rapor yazan emniyet müdürünün başına neler geldi? Süleyman Soylu ile Ekrem İmamoğlu arasındaki küfürlü konuşma neden yapıldı? AKP’li işadamının bilinmeyen tecavüz dosyasında neler var? Cumhurbaşkanlığı’ndaki kritik ismi kim gizlice fotoğrafladı? Sedat Peker’in Süleyman Soylu ile ilişkisindeki sırlar ne? Soylu, Erdoğan sonrasına hazırlanan bir proje mi? Devletten maaş alan troll yapılanması nasıl kuruldu? Soylu, finansörlerini kime nasıl açıkladı? Soylu, Fethullah Gülen’e hangi konuda danıştı? Hablemitoğlu dosyasına Soylu’nun müdahalesi nasıl oldu? Sinan Ateş cinayetinde Soylu neden sessiz kaldı? Soylu’nun soruşturma evrağında neler var? Gizli ByLock yazışmalarında Soylu’nun adı nasıl geçiyor? Demirel ve Menderes, Soylu hakkında neler söyledi? SS plakalı o aracın öyküsünde hangi ilişkiler var? Soylu’nun dizinin dibinde oturduğu tarikat şeyhi kim? AKP’de kimler Soylu ile kavga ediyor? Cezaevinden Soylu’ya gönderilen gizli mektupta neler yazıyor? Soylu’nun sildirdiği arşivinde neler var?

Yaşamın Kıyısında
Carl Zimmer, Alfa Bilim, 2023, 384 s.
Carl Zimmer en büyük bilimsel sorulardan birini araştırıyor: Hayat nedir? Mutfak tezgâhınızda duran elma canlı mı, yoksa sadece içinden geldiği elma ağacı mı bu sözü hak ediyor? Bu soruyu burada, dünyada cevaplayamazsak, diğer dünyalarda uzaylı yaşamı keşfedip keşfetmediğimizi nasıl bileceğiz? Soru, örneğin döllenmiş bir yumurtanın yaşayan bir insan olup olmadığı ve bir kişiyi ne zaman yasal olarak ölü ilan etmemiz gerektiği gibi, toplumun en tartışmalı çatışmalarından bazılarının üzerinde asılı duruyor. Koronavirüsler tarihin akışını değiştirdi, ancak birçok bilim insanı onların canlı olmadığını iddia ediyor. Kimyagerler toplanabilen, çevrelerini algılayabilen ve çoğalabilen damlacıklar yaratıyorlar. Laboratuarda yaşam mı yarattılar? Zimmer bizi, yaşamı sıfırdan tasarlayan araştırmacıların laboratuvarlarına ve zihinlerine kadar götürüyor.

Bir Solukta Antropoloji
Rasha Barrage, Say Yayınları, 2023, 120 s.
“Bizi insan yapan nedir?” sorusu okurun ilgisini çekiyorsa, antropolojinin önemli noktalarına ışık tutmayı amaçlayan bu kitabın yolculuğuna katılabilirler. Tarih öncesi ataların ilk adımlarından, karmaşık dillerin gelişimine, dünyanın dört bir yanındaki dinlerin ve kültürlerin inceliklerine kadar, çok çeşitli etkenler bildiğimiz insan türünü şekillendirmiştir. Antropoloji, geçmişte kim olduğumuzu, bunun bugün insanlar için ne anlama geldiğini ve yarın kim olabileceğimizi anlamak için bu büyüleyici tarihsel ağı çözmeye çalışıyor.

Akıllı Tasarımın Eleştirisi – Antik Çağlardan Günümüze Yaratılışçılığa Karşı Materyalizm
Brett Clark, Kalkedon Yayınları, 2023, 230 s.
Bu kısa kitaptaki amacın akıllı tasarımın (yaratılışçılığın) 2.500 yıllık materyalist eleştirisinin (ki bu eleştirinin içinden modern bilimsel dünya görüşü ortaya çıkmıştır) kısa bir açıklamasını sunarak aynı tartışmaya karşıt bir bakış açısıyla bakmak. Batı düşüncesindeki bu bin yıllık tartışma, doğa bilimleri kadar sosyal bilimleri, din kadar felsefeyi ve kilise kadar devleti (siyaseti) de ilgilendirdiği için incelenmektedir. Akıllı tasarım hareketine yanıt vermeye yönelik çok sayıda yeni girişim, bilim ve din arasında yapay bir barış oluşturmaya çalıştı. Yine de akıllı tasarım hareketi tarafından öne çıkarılan, din ve bilim arasındaki çatışmanın, günümüz toplumunda aşılamaz olduğunu ileri sürüyoruz. Dinsel yabancılaşma, yani dünyaya yabancılaşma, insani yabancılaşmanın bir yansımasıdır, tıpkı yalnızca bir tahakküm aracı olarak düşünüldüğünde bilimin yabancılaşması gibi. İkisi de mevcut iktidar yapısı için eşit derecede gereklidir. Bu ikili yabancılaşmayı aşmanın tek yolu, toplumsal yollarla, daha geniş bir materyalizm-hümanizm yaratmaktır; bu materyalizm-hümanizmin ilk önkoşulu doğayla sürdürülebilir bir ilişki, yani yaşayan bir natüralizm olacaktır. Ancak bunu başarmak için dünyayla ilişkimizi değiştirerek onu dostumuz yapmamız gerekecektir.

Doğanın Gizli Ağı
Peter Wohlleben, Kolektif Kitap, 2023, 224 s.
Doğa akla hayale gelmeyecek sürprizle dolu ve bilindiğinden çok daha karmaşık. Yılların ormancısı ve çok okunan kitapların yazarı Peter Wohlleben, en son bilimsel bulguları ve onlarca yıllık gözlemlerini kullanarak bize bir kez daha doğaya hayret etmeyi öğretiyor. Ve etrafımızdaki dünyayı yepyeni gözlerle görmemizi sağlamayı amaçlıyor. Doğadaki canlılar birbirlerini nasıl etkiliyor? Farklı türler arasında nasıl bir iletişim var? Doğanın o meşhur dengesi gerçekten bizim zannettiğimiz gibi mi işliyor? Yazar kitabını şu sözlerle açıklıyor; Doğada her şey birbiriyle ilişki içindedir. Bu ilişki ağı öylesine karmaşık ve incelikle dallanıp budaklanmıştır ki muhtemelen tam anlamıyla kavrayıp çözmemiz hiçbir zaman mümkün olmayacak. Böyle olması aslında daha iyi sanırım; zira hayvanlara ve bitkilere baktıkça yaşadığımız şaşkınlığı hiçbir zaman yitirmeyeceğiz. En mühimiyse küçücük müdahalelerin bile çok büyük sonuçları olabileceğini kavramamız ve çok gerekmedikçe burnumuzu doğanın işine sokmaktan kaçınmamız olacaktır.

Marx ve Yeryüzü: Bir Anti-Eleştiri
John Bellami Foster, Ceylan Yayıncılık, 2023, 428 s.
Bir araştırma alanı olarak ekoloji, uygarlığın başlangıcına kadar izlenebilir. “Ekoloji” kelimesi ilk olarak 1866’da Alman zoolog Ernst Haeckel’in çalışmasında, Charles Darwin’in “doğa ekonomisi” kavramıyla eş anlamlı olarak kullanıldı. Marx, “ekoloji” terimini kullanmasa da emek sürecini insan ve doğa arasındaki metabolik ilişki olarak tanımlayan “toplumsal metabolizma” kavramını ortaya attı. Yine de sözde ekolojik kusurları nedeniyle Marx’a ve Engels’e yöneltilen, çoğu yakın tarihli bir dizi eleştiri söz konusudur. Bir anti-eleştiri olan John Bellamy Foster ve Paul Burkett’ın bu çalışması, oldukça geniş ve ayrıntılı bir araştırmanın ürünüdür. Marx ve Yeryüzü, klasik Marksist mirasın büyük bir bölümünü terk etmek isteyen ekososyalistlerin tersine, anti-eleştirinin genel karakterini üstlenerek, tarihsel-materyalist bir ekoloji tanımlama amacındadır. Bunun yanında, Marx’a yöneltilen suçlamalara olumsuz yanıt verme ihtiyacını yansıtırken, Marksizmin kendisinin materyalist ve diyalektik yönteminden doğan, klasik Marksizmdeki ekolojik tandanslı kapitalizm eleştirisinde anlatılmamış derinlikleri de ortaya çıkarmayı amaçlamıştır.

Eğlencenin İyisi: Batı Sanatında Ciddi – Eğlenceli İkiliği
Byung-Chul Han, Metis Yayınları, 2023,
Eğlence yaygınlaşıyor, yeni bir paradigma, yeni bir dünya ve varlık formülü olarak yükseliyor. Var olabilmek için, dünyaya ait olabilmek için eğlendirici olmak gerekiyor. Artık sadece eğlendirici olan hakiki ya da gerçek kabul ediliyor. Gerçek gerçeklik ile kurgusal gerçeklik arasındaki fark artık geçerli değil. Bizzat gerçeklik eğlencenin bir etkisi olarak görülüyor. Eğlencenin totaliterleşmesi pasyon ruhu için bir düşüş olarak görünebilir. Ancak pasyon ve eğlence temelde kardeştir. Bu kitapta ikisinin pek çok kez örtük yakınlaşmalarına işaret ediyorum. Kafka’nın öyküsünde bir pasyon karakteri olan açlık sanatçısı ile hedonist hayvanın varlık ve özgürlük konusunda farklı anlayışlara sahip olmalarına rağmen aynı kafese konmaları tesadüf değildir. Bu ikisi sirkte sürekli birbirlerinin yerini alacak iki karakterdir.

Rus Düşünürleri
İsaiah Berlin, Çev. Güneş Ayas, Minotor Kitap, 2023, 560 s.
İngilizce yazan eleştirmenlerin çok azı Rus düşüncesi ve kültürü hakkında Isaiah Berlin kadar ferasetli yazılar yazabilmiştir. Bu kitap, Berlin’in otuz küsur yıllık bir süreçte yazdığı, Rusya’nın olağanüstü yazar ve filozoflarının Rus kültürü üzerindeki benzersiz etkilerini çeşitli temalar etrafında irdeleyen bu tarihî yazılarının derli toplu bir derlemesi niteliğini taşıyor. Rus Düşünürleri’nde Berlin, ünlü “Kirpi ile Tilki” makalesinde ele aldığı Tolstoy’un tarih felsefesine ek olarak, “Rusların dünyadaki sosyal değişime en büyük katkısı” diye betimlediği Rus entelijansiyasını oluşturan Herzen, Bakunin, Turgenyev ve Belinski gibi on dokuzuncu yüzyılın büyük yazar ve düşünürlerini ortaya çıkarmış toplumsal ve siyasal koşulları da inceliyor.

Enneadlar – Birinci ve Beşinci Dokuzluklar
Plotinos, Fol Kitap, 2023, 400 s.
Bir ‘felsefe sorusu’ nedir? Felsefe tarihi nasıl okunur? Felsefi uslamlama süreci okurla birlikte tam bir içtenlikle nasıl katedilir? Tüm bunlar nasıl yeni bir felsefede yoğrulur? Plotinos okumak, işte tüm bunları deneyimlemeye imkân sağlar. Felsefe tarihinin en önemli eserlerinden olan bu kitap, temel tezlerini Platonculuktan alır. ‘Düşünülür’ün ve ‘duyulur’un birbirinden ayrı olması, idealar ve pay alma teorisi, ruhun ölümsüzlüğü ve anımsama doktrini gibi. Bu bağlamda Enneadlar’ı (Dokuzluklar) anlamak, Batı felsefesinin antik (Platon, Aristoteles) ve çağdaş (Bergson, Deleuze) tarihini anlamak kadar, muazzam etkisi bakımından, İslam felsefesini (Farabi, İbn Sina) anlamaya da kapı aralar. Felsefenin klasik metinleri de entelektüel bir şehir gibidir. Filozof kendi şehrini kurmuştur; kavramsal planını tüm ayrıntısıyla çizmiştir, şehrin merkezî noktalarını yani ana tezlerini belirleyip yan yolları yani onları destekleyen fikirleri ortaya koymuştur. Bu entelektüel şehrin bir ruhu vardır. Bu ruh filozofun ait olduğu toplum, kültür ve uygarlıktır. Bu nedenle, Enneadlar’ın Birinci ve Beşinci Dokuzluklarının çevirisinden oluşan bu eseri, derleyicisi Porphyrion, Fransız felsefe tarihçisi Emile Bréhier ve Yeni Platonculuğun Hint felsefesi ile ilişkisini ele alan çevirmen Zeki Özcan’ın kapsamlı değerlendirmeleriyle birlikte okura sunuyorlar.

Görünür ile Görünmez
Maurice Merleau- Ponty, Doğu-Batı Yayınları, 2023, 383 s.
Görünür ile Görünmez Merleau-Ponty’nin çalışma notlarıyla birlikte yarım kalmış son yapıtıdır ancak mevcut haliyle bile derin felsefi projesini mükemmelen yansıtır. Merleau-Ponty burada yeni bir ontoloji teklif eder bize. Bunu felsefenin özcü kategorileri ve geleneksel düşüncenin buyurgan grameri ile yapmaz. İnsanın algısını, görme kabiliyetini, duyumsama gücünü ve varlığın ışıltısını son derece naif bir tutumla fenomenolojik bir zemine taşır. Bir sanat yapıtının ortaya koyduğu gibi kişinin algı ve deneyimlerindeki tamamen kendine özgü sese, mantık, uyum ve hayal gücüne ulaşmaya çalışır. Filozofun düşünceleri bir sistem inşa etmekten çok varlığın benzersizliğini duyurmaya yönelik bir çabadır. Onun felsefesi öznelliğin, içselliğin felsefesi değildir. Algılama ya da algısal inanç dediği şey görünürün ötesinde belleği ve hayal gücünü harekete geçiren, insanın kendisinden önce var olan dünya ile, öteki ile, doğa ile görünmeyen muazzam ilişkisidir. Merleau-Ponty’yi okurken düz bir felsefe metninin sınırlarında gezinmeyiz. Bedeni keşfetmek, dünyanın tenine dokunmak, görünür olandaki görünmezi fark etmek var olmanın gerçek amacını duyurur gibidir. Doğa algılandığı andan itibaren ufuk bakışımızı çevreler; müziğin, edebiyatın ve resmin betimlediği doğa bizi kendisine çağırır. Seyredilen, işitilen ve algılanan saf bir manzaranın parçası oluruz. Aynı düzlemdeki varlıklar birbirleriyle kaynaşır, öyle ki biz değil onlar bize konuşur. Sadece ses değil sözü sarmalayan sessizlik de dile gelir.

Önceki İçerikBir Ada Hikâyesi
Sonraki İçerikGPT-4 ve lise matematiği